İsmailiyye Mezhebinin Kuruluşu ve Gelişimi

İsmailiyye Mezhebinin Kuruluşu ve Gelişimi
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : İsmailiyye Mezhebi Yorumlar : 0 Okunma : 58 Beğen : 0


İsmail b. Cafer es-Sadık’a nisbet edilerek varlığını günümüze kadar sürdüren aşırı Şii mezhebi. Altıncı imam Cafer Sadık’ın oğullarından en büyüğü İsmail’in imam olması gerekirken diğer oğlu Musa el-Kazım’ın bu görev için belirlenmesi konusunda çeşitli sebepler ileri sürülmüştür. Bunlar arasında İsmail’in babasından üç yıl önce vefat ettiği rivayeti önemli bir yer tutar. Diğer bir rivayette İsmail’in, içkiye ve kadınlara düşkünlüğü yanında Cafer es-Sadık’ın kendisiyle ilgisini kestiği ve lanetlediği Ebü’l-Hattab el-Esedi ile dostluk kurması yüzünden imametten mahrum edildiği belirtilmektedir. Bir rivayete göre ise İsmail, Cafer es-Sadık’ın ölümünden (148/765) beş yıl sonra sağ olarak Basra çarşısında görülmüştür. İsmail’in imametini iddia edenler arasında onun ölüp ölmediği hususu ihtilaflıdır. Ölmediğini, takıyye gereği ölmüş gibi göründüğünü ileri süren sayıca az bir topluluğa karşı onun babasından önce öldüğünü, kendisi için sabit olan imamet görevinin evlatlarına intikal ettiğini söyleyen ve İsmail’in kölesi Mübarek’e nisbetle Mübarekiyye diye anılan grup çoğunluktadır. Asıl İsmailiyye’yi teşkil eden bu zümreye göre İsmail b. Cafer adına kurulan bu fırka daha sonra oğlu Muhammed b. İsmail el-Mektum ile devam ettirilmiştir. Muhammed b. İsmail, Abbasi Halifesi Harunürreşid zamanında düşmanlarından korunmak için Medine’den uzaklaşarak Rey yahut Deylem’e gitmiş, ardından Nişabur’a yerleşmiştir.

İsmailiyye imamları, Cafer es-Sadık’ın ölümünden itibaren Ubeydullah el-Mehdi’nin Kuzey Afrika’da zuhuruna kadar (296/908) gizlenmeyi sürdürmüşlerdir (setr devresi). Mezhep mensupları bu dönemde Muhammed el-Mektum’dan sonra Abdullah el-Vefi, Ahmed b. Abdullah et-Taki ve Hüseyin b. Ahmed er-Radi’nin imam olduğunu ve görevin kesintisiz devam ettiğini ileri sürerlerse de bu imamların tarihi şahsiyetler mi, yoksa hareketin kurucuları tarafından uydurulmuş hayali kimseler mi olduğu kesin şekilde bilinmemektedir. Zira bu devirde dailer tarafından yönetilen fırka son derece karanlık merhaleler geçirmiş olup birçok meçhuller içermektedir. Ayrıca uzun süren gizlenme dönemi, Fatımi halifelerinin neseplerinin Hz. Peygamber’e ulaşıp ulaşmadığı konusunda çeşitli şüphelerin doğmasına yol açmıştır.

Setr devresinde dailer tarafından kurulup yönetilen gizli ihtilal teşkilatı mezhebin yayılmasında büyük rol oynamıştır. 264 (877-78) yılında İsmailiyye davetini Kufe’de Hamdan Karmat geliştirmiş, kayınbiraderi Abdan kendisine yardımcı olmuş, Hamdan’ın taraftarları Karmatiler diye anılmaya başlanmıştır. Rey’de İsmailiyye propagandası Halef adlı bir dai tarafından hemen aynı dönemde başlatılmış, bu şahsın mensupları da Halefiyye olarak anılmıştır. Fars bölgesinde Abdan’ın kardeşlerinden biri propaganda faaliyetlerini yürütürken Horasan’da Nişabur ve daha sonra Merverruz, İsmaili faaliyetinin aktif şekilde sürdürüldüğü merkezler haline gelmiştir. Horasan ve Maveraünnehir dailerinden Ebu Ahmed Muhammed b. Ahmed en-Nesefi vasıtasıyla muhtemelen IV. (X.) yüzyılın başlarında İsmailiyye propagandası Sicistan’a ulaşmış, yine aynı devrelerde Horasan’dan gelen dailerin etkisiyle Kirman’daki Kufs kabilesi İsmailiyye’ye geçmiştir. Mezhebi Yemen’de yaymakla görevlendirilip 268’de (881) buraya ulaşan, şeriata uygun davranışlar gösterdikleri için kısa sürede çevredeki kabileleri kendilerine bağlamayı başaran ve Mansurü’l-Yemen diye bilinen İbn Havşeb ve arkadaşı Ali b. Fazl el-Ceyşani, Misver dağı civarında mahalli İsmaili devletler kurmayı başarmışlardır. Ali b. Fazl’ın devlet kurduktan sonra İsmailiyye’den ayrılmasına rağmen İbn Havşeb hayatı boyunca bu mezhebe sadık kalmıştır. Hanımının amcazadesi Heysem’i mezhebi yaymak için Sind’e gönderen İbn Havşeb’in, Kuzey Afrika’da İsmailiyye’yi hakim kılan Ebu Abdullah eş-Şii’nin yetiştirilmesi ve o bölgeye gönderilmesinde etkili olduğu bilinmektedir. 280 (893) yılında Kuzey Afrika’ya ulaşan Ebu Abdullah eş-Şii, Cezayir’in batısındaki Berberi Kütame kabilesinin desteğiyle kurduğu devletle Fatımi hakimiyetinin temelini atmıştır. Hamdan ve Abdan’ın mensuplarından olan Ebu Said el-Cennabi’nin 286’da (899) Bahreyn’de tesis ettiği Karmati Devleti daha sonra Katif, Uman ve Yemame’nin zaptıyla genişlemiştir. İsmailiyye’nin bütün gizli faaliyetleri imam olarak bilinen Muhammed b. İsmail el-Mektum’un kaybolduğu, yakında kaim olarak döneceği ve dünyaya hakim olacağı telkin edilerek muhtemelen Ahvaz, Basra ve Suriye’deki Selemiye’den yönetilmiş, imamın yokluğunda hareketin liderleri kendilerini hüccet olarak takdim etmişlerdir.

286 (899) yılında Selemiye’de imametin kendisine ve dedelerine ait bir hak olduğunu ileri süren Ubeydullah el-Mehdi’nin bu iddiasından dolayı mezhep bünyesinde önemli bir bölünme ortaya çıktı. Hamdan Karmat ve Abdan, Ubeydullah tarafından propaganda edilen yeni İsmailiyye doktrininden uzaklaşıp desteklerini kestiler. Daha sonra Abdan, Ubeydullah el-Mehdi’ye sadık olduğunu ileri süren alt derecedeki dai Zikreveyh b. Mihreveyh tarafından öldürüldü. Bu bölünmeye karşı çeşitli İsmaili grupların gösterdiği tavır hakkında yeterli bilgi bulunmamakla birlikte önceleri Yemen’deki iki devletin lideri, Ali b. Fazl ve İbn Havşeb’in Ubeydullah’a bağlı oldukları görülmektedir. Ancak bir süre sonra İbn Havşeb’e karşı savaş açan ve Ubeydullah el-Mehdi ile ilgisini kestiğini ilan eden Ali b. Fazl’ın kurduğu devlet 303’te (915) ölümünden sonra uzun ömürlü olmamıştır. İbn Havşeb ile onun Kuzey Afrika’ya ve Sind’e gönderdiği dailer Ubeydullah el-Mehdi’ye daima sadık kalmışlardır. Diğer taraftan aleyhte bazı cereyanların bulunmasına rağmen Ubeydullah’ın dai gönderebildiği Horasan’daki İsmaililer de imama bağlılıklarını sürdürdüler. Ubeydullah el-Mehdi, Kütame kabilesi arasında bulunan daisi Ebu Abdullah eş-Şii’nin daveti üzerine 289 (902) yılında, yanında oğlu Kaim ve yakınları olduğu halde Suriye’nin Selemiye beldesinden ayrılarak tacir görünümünde Mısır ve Trablus yoluyla Sicilmase’ye ulaştı. Burada tutuklanıp hapsedildiyse de Ebu Abdullah eş-Şii’nin Tahert ve Rakkade’yi zaptederek Ağlebi hakimiyetine son vermesi üzerine hapisten kurtuldu. Kırk gün kaldığı Sicilmase’den ayrılıp Rakkade’ye gelen Ubeydullah 297’de (910) mehdiliğini ilan etti. Böylece bir buçuk asır kadar süren setr devri bitmiş, zuhur devri başlamış oluyordu. Ebu Abdullah eş-Şii’nin kendi adına kurduğu devleti teslim alarak “emirü’l-mü’minin” ve “Mehdi-Lidinillah” unvanlarıyla halife ilan edilen Ubeydullah kısa zamanda Mağrib’de hakimiyetini kurdu. 299 (911) yılında Ebu Abdullah eş-Şii ve kardeşi Ebü’l-Abbas’ı öldürten Mehdi hareketin mutlak hakimi olarak Fatımi Devleti’nin temellerini atmış oldu. Öte yandan Irak, Bahreyn ve Batı İran’daki İsmaili toplulukları Ubeydullah’ın imametini reddetmiş ve daha sonraki Fatımi iddialarını da tanımamışlardır. Bu arada Abdan’ın yeğeni isa b. Musa gibi Karmatiler, Muhammed b. İsmail el-Mektum’un imametini ve onun tekrar geleceğini ileri sürerek Irak’ta Ubeydullah aleyhindeki propagandaları devam ettirdiler. Rey’deki dailer ise Irak ve Bahreyn’deki dailerle irtibatlarını sürdürerek onların inandığı gibi, beklenen mehdi Muhammed b. İsmail’in kaim olarak 316 (928) yılında zuhur edeceğini ümit ediyorlardı. Öte yandan Deylemliler arasında çalışmalar yapan dailer, Deylem’in önde gelen ailelerinin bir kısmını İsmailiyye’ye çekmeyi başardılar. Ebu Tahir el-Cennabi’nin liderliğindeki Karmatiler de Muhammed b. İsmail’in yukarıda belirtilen tarihte mehdi olarak ortaya çıkacağı yolundaki görüşü benimsemiş bulunuyordu.

Fatımiler’in ilk genişleme teşebbüsleri yıllarca süren karışıklıklar, veba ve kıtlık gibi olaylar sebebiyle kesintiye uğradı. Baştan beri yürütülen Mısır’ı ele geçirme faaliyetleri ancak dördüncü halife Muiz-Lidinillah tarafından gerçekleştirilebildi (358/969). Fatımi İsmailiyye’de önemli ihtilaflardan biri, altıncı halife Hakim-Biemrillah’ın son yıllarında kendisinin ilahlığını ortaya koyan iddiası, Dürzilik adıyla meşhur olan bir sistem kurması ve başına Hamza b. Ali adındaki bir kişiyi getirmesi olmuştur. Bu sırada Mısır’a gelen dai Hamidüddin el-Kirmani, er-Risaletü’l-vaiza isimli eserinde Hakim-Biemrillah’ın ilahlığını sefihlik olarak nitelemiş, buna inananların kafir olduğunu söylemiştir. İsmailiyye doktrinine büyük bir darbe olan bu hareketin mensupları Hakim-Biemrillah’ın ölümünün ardından yerine geçen oğlu Zahir tarafından cezalandırılmış ve Mısır’dan uzaklaşmak zorunda bırakılmıştır. Halife Müstansır-Billah’ın uzun süren hilafet devresinde (1036-1094) Abdülmelik b. Attaş’ın liderliğinde Orta İran’da, Yemen ve Hindistan’da başarı kazanan İsmailiyye, bu dönemin sonunda tarihinin en ciddi bölünmesiyle karşı karşıya kaldı. Fatımi geleneğine göre halifenin büyük oğlu Nizar’ın imam olması gerekirken bazı etkili tedbirleri alamadığı için, küçük kardeşi Ahmed daha sonra kayınpederi olan Efdal b. Bedr el-Cemali’nin isteği doğrultusunda Müsta‘li adıyla imamlığını ilan etti ve ağabeyi Nizar’ı yakalatarak hapishanede öldürttü. Böylece İsmailiyye, Nizariyye ve Müstaliyye yahut Doğu İsmailileri (el-İsmailiyyetü’l-cedide) ve Batı İsmailileri adıyla günümüze kadar birbiriyle çekişen iki büyük kola ayrılmış oldu.



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! http://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi

Dünya Dinleri