Şeytana Tapanlar

Paladist Satanistler

Paladist Satanistler
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : Şeytana Tapanlar Yorumlar : 0 Okunma : 4738 Beğen : 0

Paladistler ismi ise; Paladium’dan, yani Pallas Athena’nın Troy’un (Truva) güvenliğini sağlayan heykelinden türetilmiştir. Pallas Athena’nın sihirli nitelikler taşıyan bu heykeline Palladion da denilmektedir. Palladion, daha sonraki dönemlerde ve özellikle Roma’nın kuruluş ef­sanelerinde de rol oynamıştır.

Sonraki efsanelere göre Palladion; Troya şehrini koruyan, var olduğu sürece şehrin düşmesini, düşman eline geç­mesini önleyen bir tabudur.

Paladizm’in ne olduğunu veya Paladistler’in kim olduklarını daha iyi anlayabilmek için, Palas Athena hakkında biraz bilgi vermek uygun olacaktır. Hemen ifade etmek gerekir ki, burada söz konusu olan aslın­da Athena’dır. Palas, Athena’nın başına getirilmiş bir ön ektir. Athena ise, Atina Şehri’nin koruyucu tanrıçasıdır. Eski Yunan’ın savaş tanrıçası olarak da bilinir. Aynı zamanda o, Yunanlılar’ın hikmet ve entellektüel güç tanrıçasıdır. Şahıslaştırılmış hikmet olarak da kabul edilmiştir. Ro­malılar tarafından Minerva ile özdeşleştirilmiştir. Minerva da, Eski Ro- malılar’ın akıl ve hikmet tanrıçasıdır. Athena, Zeus ve Metis’in kızkardeşi olarak biliniyordu. Yunanlılar tarafından kabul edilmesi üzerine o, şe­hirlerin ve şehir hayatının, şehre ait sanat ve el sanatlarının, özellikle yün, ip vb. ni eğirme ve dokumanın koruyucusu olarak kabul edilmeye başlamıştır. Bu özelliklerinden dolayı o; mimarlar, heykeltraşlar. at, sı­ğır ve zeytinlik sahiplerinin de tanrıçası sayılmıştır. Onun Atina’daki ma’bedi meşhur Partenon’du. Bir bâkire olarak kaldığı için mabede bu isim verilmişti (Yunanca Parthenos’tan). Aynı zamanda ona Yunanis­tan’ın başka yerlerinde de ibadet edilirdi.

Athena daha sonra, savaşçı bir görünüm de kazandı ve zafer tanrıça­sı olarak ona Nike denilmeye başlandı. Athena Nike’in küçük güzel ma’bedinin hâlâ Akropolis’te durduğu söylenmektedir. Belirtildiği gi­bi Athena, bakire bir tanrıça olup Akdeniz’in doğu sahilinde bulunan memleketlerdeki Afrodit, Aştarte, İştar gibi diğer pek çok tanrıça ile bir­likte savaşla yakından irtibatlandırılmıştır. Mitolojiye göre onun doğu­mu, Zeus’un, bir balta ile ikiye ayrılan başından tamamen silahlı olarak fırlamasından şekillenmişti.

Bir başka mitolojik anlatıma göre ilk karısı Metis’ten, kendisinden daha bilge bir çocuğu olacağını öğrenen büyük tanrı Zeus, karısı hamile kaldığında onu yutar. Ancak, dayanılmaz bir baş ağrısıyla yüz yüze kalır. Sonunda Hephaestus, ağrıyı önlemek için Zeus’un kafasını yarar ve için­den Athena çıkar. Daha sonra Athena, babası Zeus’un çok sevdiği birisi olur. Athena Trojan savaşında Yunanlılar’ın tarafını tutar ve Odysseus ve Herkül gibi kahramanlara yardım eder. Athena’nın savaş kadar sanatta da maharetli olduğuna inanılmıştır.

Athena’nın başlıca lakabı olan glaukopis (baykuş yüzlü), başlangıç itibariyle onun bir totem hayvanından; hakikatte kendisi ile ilişkilendi- rilen baykuş’tan geldiği şeklindeki doğrulanmamış bir teoriye de sebe­biyet vermiştir.

Athena’ya verilen ve isminin başına getirilen “Pallas” sıfatının men­şei konusunda kesin bir şey söylenememiş, farklı yorumlar yapılmış­tır. Bu sıfatın, “Virago (Şirret kadın)” anlamına dahi gelebileceği ifade edilmiştir.

Fakat bir başka anlatıma göre Paladium, Eski Yunan ve Roma’da Pallas’ın bir putudur. O, Titanlar’dan veya devlerden biri ve Atinalılar’ın bir kahramanı gibi düşünülmüştür. Yunanlılar Pallas’ı Athena, Ro­malılar da Minerva ile özdeşleştirmişlerdir. Bu heykelin, Troy’un kuru­cusu Ilus tarafından yapılan bir duaya cevaben gökten inmiş olduğu farzedilmiştir. Heykel, Diomedes tarafından çalınıp da Troy’dan götürülünceye kadar Troy, Yunanlılar tarafından ele geçirilememiştir. Sonunda onun Roma’ya ulaştığı ve Vesta mabedinde saklandığı kabul edilmiş­tir.

Paladistler’in işte bu heykele, diğer bir adıyla Baphomet’e ya da acayip puta saygı gösterdikleri ifade edilmiştir. (Şeytan’ı temsil ettiği söylenen ve Satanik keçi suretinde gösterilen bu puta daha sonraki yıl­larda Satanistler tarafından saygı gösterilmiş ve aynı zamanda Bapho-met’in amuleti Şeytan’ın bir tılsımı olarak kabul edilmiştir. Baphomet hakkında ileriki bölümlerde ayrıca bilgi verilecektir). Aynı zamanda bu puta ibadet, 14. asırda Templier Şövalyeleri’ne (Knights Templar) kar­şı yapılan suçlama konularından biriydi, yani Templier Şövalyeleri de bu puta ibadet etmekle suçlanmışlardı.

Söylendiğine göre Baphomet, bu Şövalyeler Teşkilatı’nın bastırılmasından sonra yaklaşık beş asır boyun­ca gizlice korunmuş ve sonunda, 1801’de Tapınak Şövalyeleri’nin son Büyük Üstadı, Jacques de Moiay’ın kafatası ile birlikte İsaac Long adlı kişi tarafından, Paris’ten ABD’nin Charleston şehrine taşınmıştır. Bu bakiyelerin orada. Masonluğun bir önceki şekli olan bir topluluğun kut­sal objeleri haline geldiği iddia edilmiştir. Bu topluluğun reisi Albert Pi­ke idi. Pike’ın etkisi altında topluluk bütün medeni dünyada yayılmıştır. Pike’ın yaşadığı sırada hali hazırda iş başında olan, fakat onun tarafından bir dereceye kadar kontrol altında tutulan bu eğilimler, Pike’ın ölümüy­le sınırlayıcı bağlardan kurtarılıp kendi hallerine bırakılmıştır. Pike’ın ha­lefi olan Adriano Lemmi, bu topluluğun en yüksek derecedeki idare merkezini Charleston’dan Roma’ya taşımıştır. Büyü uygulaması bu topluluğun localarında gelişmiştir. Ayrıca büyü uygulamasına, İsa’dan ve onun dininden resmi yeminle uzaklaşma ile son bulan, sadece abuk su- buk değil aynı zamanda iğrenç, gaddarca ve müstehcen âyinler, bu inan­ca kendini adamış kimselere Şeytan’ın şahıs şeklindeki hayaletinin gös­terilmesi ve bu kimselerin, Şeytan’a, organize edilmiş bir şekilde ve be­lirli zamanlarda yapılan ibadetleri de ilave edilmiştir.

Bu suçlamalardan bir kısmı, 1307 yılında Templier Şövalyeleri’ne isnad edilenler arasında vardı. Aynı derecede bu suçlamalar, büyü uygula­maları devam ettiği sürece büyü ile suçlanan kimselere karşı da yapılma­ya devam etti. Büyücülere reva görülen uygulamalarla ilişkili olarak iş­kence hemen hemen daima yapılageldiği için, büyücülere işkence yapan kimseler kendi arzu ettikleri alanda itirafları umumiyetle elde edebil­mişlerdir. Bu vasıtalarla onlar, mahkum etmek veya suçlamak istedikle­ri kimselere karşı kendilerinin delil olarak nitelendirdikleri malzemeyi büyük ölçüde temin etmeyi hep başarmışlar, yani onlara karşı ellerinin altında bol miktarda malzeme bulundurmuşlardır. Onların delil olarak gördüğü bu şeylere günümüzde aklı başında hiçbir insan tarafından iti­bar edilmediği ifade edilmektedir.

Konuda yer yer kendilerinden söz edilmesi sebebiyle ve konunun bi­raz daha aydınlığa kavuşması için, bu noktada Templier Şövalyeleri (Tapınak Çovalyeleri) hak­kında daha teferruatlı bilgi vermek gerekecektir.

Templier Şövalyeleri, Haçlılar tarafından 1099’da zaptedilen Ku­düs’ü ve Hıristiyan hacılarını Müslüman Araplar’ın saldırılarına karşı ko­rumak üzere 1118 veya 1119’da Fransız Şövalyeler tarafından oluşturu­lan bir Hıristiyan Şövalyelik teşkilatıdır. Dinî-askerî bir teşkilattır. İlk karargahlarını Süleyman Ma’bedi’ne yakın bir yerde, Kudüs’teki Kutsal Mezar Kilisesi’nin bitişiğinde kurmuşlardır. İsimlerini de Ma’bed’e olan bu fizikî yakınlıklarından almışlardır. Bunlar yaşayışlarını manastır hayatı kaideleri üzere düzenlemişlerdi. Fakat faaliyetleri esas ola­rak askerî ve İdarî idi. Kutsal Topraklar’da Latin Krallıklarını sürdür­düklerinden önem arzediyorlardı. Aynı zamanda Avrupa’da mal mülk sahibi olmuşlar; dahili işlerini sıkı bir gizlilik içerisinde sürdürdüklerin­den, uluslararası bankerler gibi hareket etmişlerdi.

Bu teşkilatın, Kudüs dışında -İngiltere dahil- Hıristiyan ülkelerin pek çoğunda ikinci derecede kurumlan vardı. Mesela Londra’daki Ma’bed Kilisesi (Temple Church), onların idare merkeziydi. Teşkilatın silahları esasen Kilise’nin hizmetinde kullanılmaya tahsis edilmişti. Teşkilata kabul edilecek üyeler etkili bir üyeliğe kabul töreninden geçirilirlerdi. Teşkilat, şu dört rütbe halinde organize edilmişti: Şövalyeler (Silahşör- ler), Papaz veya Vaizler, Çavuşlar ve Zanaatkarlar (Esnaflar). Geniş ve güçlü bir hiyerarşinin başında bir Büyük Üstad bulunurdu. Bunlar de­vamlı savaşa hazır vaziyette yaşarlardı. Bir asır boyu kendilerini genel­likle savaş alanında temayüz ettirmişlerdi.

Nihayet, Filistin’deki son Hıristiyan kalesi durumunda olan Acre’ın 1291’de müslümanların eline geçmesi üzerine, hayatta kalan şövalyeler Kıbrıs’a gitmişlerdir. Böylece onların trajedileri de başlamıştır. Bunların Avrupa’da geniş çapta mal mülk sahibi olmaları, aynı zamanda onlara pek çok kimsenin düşmanlığım celbetmiştir. Bir anlamda servetleri son­larını hazırlamıştır. Nitekim 1306’da Büyük Üstadları Jacques de Molay, Kral Philip IV tarafından Paris’e davet edilmiştir. Ayrıca, 1312’de Halılar’ın askeri önemini yitirmesi üzerine Fransa Kralı Philip IV, teşkila­tın mal varlığını ve gücünü kıskandığından, Papa Klement V’i, onları sin­dirmeye ikna etmiştir. Büyük Üstad Jacques de Molay ve diğerleri, en­gizisyon mahkemesinden önce -belki de haksız yere- İsa’yı inkar etlilmesi gereken diğer bir husus da; bazı Mason gruplarının Templier üvalyeleri’ni kendi ataları olarak kabul etmiş bulunmalarıdır. Günü- ııız araştırmacılarından İlgaz Zorlu da, Masonluğun, Templier Şövalye- eri’ııin en mütekamil uzantısı olduğunu belirtmiştir.

Tam bu noktada günümüz Satanizmi’nin daha iyi anlaşılabilmesi için, “Occult” ve “Occultizm” (Okült, Okültizm) kavramları hakkında bilgi vermek gerekecektir. Bu kavramlardan Occult; kelime anlamı itibariyle “gizle­mek” veya “gizlenmek” demek olup genelde tabiatüstü olarak farzedilen veya tabiatüstü ile ilişkisi bulunan, fakat büyük dinlerin, özellikle Hıristiyanlığın sahası içerisinde açıkça kabul edilmeyen herhangi bir şeye; cevher veya öz’e tatbik edilmiştir. Çoğu kere bu tür konuların bilgisinin, sadece bir şeyin sırlarını öğreten az kişi tarafından bilinebileceği veya elde edilebi­leceğine işaret edilmiştir. “Okkültist” olarak bilinenler genellikle Batı Büyü Geleneği’nin ve­ya Teosofik Topluluğun öğretilerinin öğrencileridir. Çoğunlukla “Okkült (esrarlı, bilinmez)” olarak kabul edilen konular Kehanet, Sihir, Fizik Güçler, Satanizm ve Büyü’dür. Okkültizm ise; sihir, sır-dinleri, şifa kültleri, ölülerle haberleşme yoluyla fala bakma, ruhçuluk ve büyü gibi olağanüstü şeyin geniş alanını tanımlamak üzere, her zaman ol­mamakla beraber, kullanılan modern bir terimdir.

Bu nokta iyi kav- andığında Satanistler, Paladistler, Templier Şövalyeleri ve Masonluk arasındaki ilişki anlaşılmış olacaktır. Çünkü Satanistler, Paladistler ve Templier Şövalyeleri’ne isnad edilen suçlar arasında bir benzerlik görül­mektedir. Ayrıca, bazı Masonik grupların Templier Şövalyeleri’ni kendi ataları olarak kabul etmeleri, Masonluğu veya bazı Masonlar’ı bu grup­larla bir şekilde irtibatlandırmaktadır. Bu husus, konunun ileriki bölüm­lerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak ve Masonluğun Satanizm’le ne gibi bir ilişkisi olabilir? şeklindeki muhtemel bir soruya da cevap teşkil edecektir. Mesela, “Temple” kelimesinin bir anlamının da “Masonlar’ın âyinlerine mahsus kilise” olması bile bazı soruları ve şüpheleri akla ge­tirmektedir.



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! https://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi

Yorum Yaz


Yazdığınız yorumların genel ahlak kurallarına uygun olmasına özen gösteriniz. Ayrıca yazdığınız yorumlarda isminiz e postanız eksik yanlış olmamalıdır aski halde yorumlarınız onaylanmaz dikkate alınmaz cevap verilmez.

Kategoriler

Dünya Dinleri