Vahhabiliğin Din Anlayışı; Doktrini

Vahhabiliğin Din Anlayışı; Doktrini
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : Vehhabilik Yorumlar : 0 Okunma : 1344 Beğen : 0

İslam tarihi boyunca benzeri pek çok fikir ortaya çıkmasına rağmen Vehhabilik kadar kolay yayılan ve siyasal boyut kazanan başka bir fikir hareketi görülmemiştir. Bunda şüphesiz Vehhabiliğin bedevi hayat anlayışı ile uyumu, o dönemde özellikle Necid bölgesinde bedeviler arasında cehaletin, bidat ve hurafelerin iyice yaygınlaşmış olması, bölgenin Osmanlı Devleti tarafından kontrolünde zorluklar ve aksamalar, hareketin başlangıçtan beri siyasal ve ekonomik hedeflerle birlikte tabana kolayca yayılması, çeşitli iç ve dış sorunlara odaklanan Osmanlı devlet adamları ve alimlerinin hareketin derinlik ve gücünü farketmekte gecikmesi başta olmak üzere birçok etken vardır. Muhammed b. Abdülvehhab ülkesinde ve gittiği yerlerde -kendi anlayışına göre- şahit olduğu bozuk inanışlar, sakıncalı dini uygulamalar, idari haksızlıklar, hukuki yanlışlıklar, ibadet hayatındaki cehalet ve gevşeklikler karşısında temelini tevhid inancının teşkil ettiği ıslah fikrini ortaya atarak gereklerini uygulamaya başlamıştır. alemin yaratılışı ve idare edilişi gibi vasıfların sadece Allah’a ait bulunduğunu ifade eden “tevhid-i rububiyyet”, ibadet ve dua edilecek, kendisinden korkulacak ve rahmetine ümit bağlanacak yegane merciin Allah olduğunu belirten “tevhid-i uluhiyyet” tevhid inancının eksiksiz uygulanışı için gereken unsurlardır. Üçüncü bir unsur olan “tevhid-i esma ve sıfat” ile alakalı ilahi sıfatlar ve müteşabihat konularında Ehl-i hadis ekolünün bilinen tercihlerini takip eden İbn Abdülvehhab ağırlıklı biçimde uluhiyyet tevhidi üzerinde durmuş, bununla ilgili olarak şefaatin sadece Allah’ın izniyle ahirette gerçekleşeceğini, Hz. Peygamber dahil hiç kimsenin doğrudan şefaat yetkisine sahip bulunmadığını söylemiştir. Bu sebeple Resulullah ile sahabilerin ruhlarından ya da velilerden dünyada şefaat beklemek şirke götüren bir davranıştır. Aynı şekilde Allah’a dua ederken isteklerin kabulü için Resul-i Ekrem’i ve diğer bazı şahsiyetleri aracı kılma manasına gelen tevessülü de sakıncalı gören İbn Abdülvehhab, bunu Cahiliye müşriklerinin putları aracı kılmasına benzeterek şirk tehlikesine dikkat çekmiştir. Bundan dolayı türbe ve mezar ziyaretlerinde yapılan dua ve niyazlarda ölmüş bir şahsı şefaatçi veya aracı kılma ihtimali bulunduğundan kabrin başında namaz kılmayı ve dua etmeyi de şirk kapsamı içinde değerlendirmiştir (Kitabü’t-Tevhid, I, 41-67; Keşfü’ş-şübühat, I, 161-169).

Muhammed b. Abdülvehhab’ın söz konusu görüşlerini izleyen Vehhabi alimleri ölmüş şeyh ile irtibat kurmayı anlatan rabıta, ondan yardım dilemek anlamındaki istimdad gibi tarikat geleneği içinde yer alan bazı davranışları uluhiyyet tevhidine zarar verdiği için eleştirmiştir. Tasavvufi istidlal yolu olan mükaşefe de onlara göre güvenilmez bir metottur. Bir mürşide bağlanarak dini hayatı yaşamak insanı şirke götürebilir. Esasen tasavvuf ve tarikatlar sonradan ortaya çıktığından bid‘at sayılan akım ve müesseselerdir. Şia’yı da bu bağlamda ele alan İbn Abdülvehhab, Şiiler’in Ehl-i beyt ile onların makam ve türbelerine gösterdikleri ölçüsüz tazim ve onlardan yardım dileme uygulamalarını, bazı sahabileri küfre nisbet edip lanetlemelerini ve sahih sünneti reddetmelerini öne sürerek Şiiler’in irtidad küfrüne düştüklerini iddia eder (Risale fi’r-red ale’r-Rafıza, XII, 12-62 dunyadinleri.com). Muhammed b. Abdülvehhab, meşhur Kitabü’t-Tevhid’inde yer alan konuların çoğunu uluhiyyet tevhidini zedeleyen inanç ve amellere tahsis etmiş; riya, Allah’tan başkası adına kurban kesme veya yemin etme, nazarlık ve muska takma, resim ve heykel yapma türünden tutum ve davranışları ele alıp bunların şirk ile olan ilişkilerini ortaya koymaya çalışmıştır (I, 28-31, 35-37, 98-99, 111, 138-139).

Kelime-i şehadetle ifade edilen tevhid inancı Muhammed b. Abdülvehhab’a göre mutlaka amellerle hayata yansımalıdır. İman ile amel bir bütündür. Şirke yol açan amellerden sakınmayıp tevhidi yaşamayanlar, bid‘atlardan kaçınmayanlar gerçek mümin sayılmaz (Kitabü Fazli’l-İslam, I, 207-217). Kur’an ve Sünnet’te yer almayan ve sonradan ortaya çıkan dini inanç ve amelleri ifade eden bid‘at Vehhabilik’te üzerinde çok fazla durulan geniş kapsamlı bir kavramdır ve her halükarda mücadele edilmesi gereken bir sapmadır. Kelam ve felsefe metotlarıyla dini konuların ele alınması da bid‘at özelliği taşıyan bir yöntemdir. Şirke kapı aralayan türbe inşasının yanı sıra mescidlere kubbe ve yüksek minareler yapmak, içlerini süslemek de bid‘at sayılmaktadır. Hz. Peygamber’in doğumunu ve diğer kandil gecelerini kutlamak, Kur’an ve hadislerde bulunmayan dua ve zikirleri tekrarlamak, Kur’an’ı makam ve nağme ile okumak, mevlid okutmak, tesbih kullanmak bid‘at kapsamında değerlendirilerek menedilmiştir. Tütün ve kahve müskirat cinsinden sayıldığı için haram kabul edilmiş, yaklaşık XIX. yüzyılın başlarından 1930’lu yıllara kadar bu maddeleri açıktan tüketenlere had cezası uygulanmış, tütün ticareti ve kahvehane işletmeciliği yasaklanmıştır.

Muhammed b. Abdülvehhab tevhidin doğru bir şekilde kalplere yerleştirilmesi, şirk ve bid‘atın gönüllerden ve toplumdan yok edilmesi için iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma prensibinin etkili biçimde işletilmesini gerekli görür; bunu alim, adil, güç ve otorite sahibi bir yöneticinin müslümanları yönetmesi şartına bağlar. Böyle bir imama biat etmek bütün müslümanların görevidir. Bu imam toplumu şeriat kurallarına göre yönetir, iyiliği emredip kötülükten sakındırır. Bu vazifenin icrasında alimler imamın yardımcılarıdır. Tebliğ, vaaz, nasihat, ikaz, münazara, münakaşa usulleriyle bu görev yerine getirilir. Buna rağmen insanlar hala şirk ve bid‘attan vazgeçmiyorlarsa imamın yetkisi ve sağladığı güç sayesinde zor kullanılarak, gerekirse savaşla fesadın ortadan kaldırılması yoluna gidilir (Keşfü’ş-şübühat, I, 171-177; Kitabü’l-Cihad, II, 359-360).

Kur’an ve sahih sünnet İslam’ın birbiriyle çatışmayan temel kaynaklarıdır. İbn Abdülvehhab sahabe ve tabiinin bu iki kaynak üzerindeki yorumlarına değer verir. Ancak onların kendi aralarındaki ihtilafları söz ve amellerinin mutlak bir kaynak olmasını engeller. Sahabe icmaını kuvvetli bir delil kabul etmesine rağmen fukahanın icmaına itibar etmeyip kıyası diğer Hanbeliler gibi nadiren kullanır. Kesin bir delille yasaklanmayan fiil ve maddelerin mubah sayılması gerektiği kanaatini taşır, örf ve geleneği dini kaynak olarak kabul etmez. Buna karşılık hükümlerin teşekkülünde kamu düzen ve menfaatine (maslahat) önemli bir yer verir. Mensuh görünen ayetleri tarihsel bağlamında ele alıp Kur’an’daki nesih olgusunun kapsamını daraltır. Hükümler ayet ve hadislerin literal anlamlarına dayanmalıdır. Ancak şer‘i maksatlar da aynı derecede önemlidir ve nasların metinleri bu maksatlar gözetilerek ele alınmalıdır. Usulüne uygun olmak şartıyla ictihad şeriatın teşekkülünde vazgeçilmez bir yere sahiptir. Bu sebeple taklidi reddeden İbn Abdülvehhab, şeriatın Kur’an ve Sünnet kaynaklı ilahi yapısına vurgu yaparak onu kul yapısı gördüğü fıkıhtan ayırır. Fıkıh mezheplerine bağlı ictihadı ve bunun taklidini onaylamaz (Delong-Bas, s. 93-118).

İnanç ve amel konularındaki görüşlerini eserlerinde ayrıntılı biçimde işleyen Muhammed b. Abdülvehhab’ın klasik Ehl-i hadis (Hanbeliyye, Selefiyye) çizgisine bağlılığı ortadadır. Eserlerinde İbn Teymiyye ve İbn Kayyim el-Cevziyye’nin kitaplarına sıkça başvurması da bu hususu kanıtlamaktadır. Ancak onu bu şahsiyetlerin bir mukallidi veya bir Hanbeli alimi olarak değerlendirmek doğru değildir. Mesela erken dönem Hanbeliler’inin tasavvufla ilişkileri, İbn Teymiyye’nin Kur’an ve Sünnet’e aykırı düşmeyen zühd hareketini benimsemesi gibi hususlar dikkate alındığında tasavvuf ve tarikat erbabına karşı çok sert ve dışlamacı bir tutum sergileyen İbn Abdülvehhab ve takipçilerinin farklılıkları ortaya çıkar. Diğer taraftan tekfirde aceleci davranıp onu muhalif inançlara karşı bir silah gibi kullanmaları, cihad kavramını, aynı din içindeki farklı inanç ve geleneklere karşı siyasi ve askeri güç kullanımı ve işgal ettikleri yerlerdeki baskıcı uygulamaları meşrulaştıran bir muhtevada anlamaları onları apayrı bir ekol haline getirmiştir.

Muhammed b. Abdülvehhab’dan sonra Vehhabi fikriyatı dört oğlu, ayrıca torunları ve öğrencileri tarafından geliştirilmiştir. Kitabü’t-Tevhid üzerine yazılan şerhler XIX. yüzyıl Vehhabi düşüncesinin en önemli ürünleridir. Torunlarından Süleyman b. Abdullah’ın Teysirü’l-aziz’i ile Abdurrahman b. Hasan’ın Fethu’l-mecid’inden başka Hamed b. Atik’in İbŧalü’t-tendid’i bu bağlamda kayda değer eserlerdir. Osmanlı Devleti’yle olan savaş halinin psikolojisi eserlere yansımış, dönemin kitap ve risaleleri kafir addedilen Osmanlı-Mısır güçlerine karşı halkı savaşa teşvik eden, Osmanlı kuvvetlerine yardımda bulunan yerel unsurları ise tekfir eden bir muhteva ile kaleme alınmıştır. Süleyman b. Abdullah’ın ed-Delail fi ademi muvalati ehli’ş-şirk’i ile Hamed b. Atik’in Sebilü’n-necat ve’l-fikak min muvalati’l-mürteddin ve ehli’l-işrak’i bu tür eserlerin en tanınmışlarıdır. Öte yandan Mısır ordusunun Necid bölgesini ikinci defa zaptı ve bunu izleyen iç siyasi kavgaların etkileri de Vehhabi literatüründe iz bırakmış, ayrıca ulema arasında ciddi ihtilaflara yol açmıştır. Suudi tahtını kardeşi Suud’a kaptıran Abdullah b. Faysal’ın Irak’taki Osmanlı yönetiminden yardım talebini meşru gören Muhammed b. Aclan ile Osmanlı hakimiyetindeki toprakların darülharp statüsünü tartışarak buralardan hicreti vacip görmeyen Ahmed b. Duayc, Hamed b. Atik tarafından sert biçimde eleştirilmiştir. Bu süreçte İbn Atik’in yanı sıra İbn Abdülvehhab’ın ailesi olan alü’ş-Şeyh’ten Abdurrahman b. Hasan ve Abdüllatif b. Abdurrahman gibi merkezi Necid’in alimleri Vehhabiliğin bilinen dışlamacı eğilimini ısrarla sürdürürken dış etkilere daha açık olan ve ticaret yolları üzerinde bulunan Kasim, Hail ve Ahsa bölgelerinin Vehhabi alimleri daha ılımlı ve hoşgörülü bir tutum izlemiştir.

Üst Resim : Bidat kabul ettikleri için 1925 yılında türbeleri yıkılmazdan önce Cennetül Baki Mezarlığı ve Günümüzdeki Hali



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! https://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi

Kategoriler

Dünya Dinleri