Budizm

Buddhist deyisler

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Kategori : Budizm Cevaplar : 5 Okunma : 2131 Beğeniler : 0
    Buddhist deyisler

    "Tüm Buddhalar ve insanlar tek bir zihinden başka bir şey değil. Onun dışında hiç bir şey yok. Bu zihnin başlangıcı yok, doğumu yok, ölümü yok. Ne yeşil ne sarı, biçim ve görünümden uzak, ne varlık ne de yokluk denilebilir ona. Tam burada, olduğu gibi ama daldan dala atlayan düşünceler üretildiğinde hataya düşersin. Sınırsız bir boşluk gibi, ölçünün ve hesabın ötesinde. Bu tek zihin bizzat Buddha'dir ve Buddha ile insanlar arasında bir fark yoktur. Ancak insanlar harici biçimlere bağımlıdır ve kendilerini dışarıda ararlar. Ne kadar kovalarsan, o kadar elden kaçırırsın. Sen umutsuzca bir "Buddha"yı arayan bir Buddha'sın. Zihin, zihne tutunmaya çalışıyor. Tüm çabanla sonsuza dek dene, asla kavuşamayacaksın. Birbiri ardına açılan düşüncelerini biraz dinlendir ve boş kaygılarını bir kenara bırak, işte Buddha karşında apaçık duruyor."

    "Aydınlandığında artık herhangi bir din kalıbına bağlı değilsindir.
    Sevgisin ve gerçeksin.
    Ve sevgiyle gerçeğin formu olmaz.
    Formlara dolarlar
    Ama kelime asla kelimenin ifade ettiği ile aynı şey degildir
    "Tanrı" kelimesi Tanrı değildir
    'Anne' kelimesi anne değildir.
    'Ben' kelimesi ben değildir.
    Tüm bu sözler boştur.
    Bunlar, zihin seviyesinde oynadığımız oyunlardır.
    İçimizde anlamak isteyen şeyi besleyişimizdir. Ve iste söylenen onca sözün ardından buradayız.
    Nereye gittiler?
    Hepsini hatırlıyor musun?
    Boş, boş ...
    Onları duyduysan şu anda burada bomboşsun.
    Sonraki söz için hazırsın.
    Ama söz içinden geçip gidecek.
    Hiç bir şeyi bilmene gerek yok, işin komik olan yanı da bu.
    O kadar basitleşirsin ki,
    Boşalırsın, hiç bir şey bilmezsin.
    Sadece bilgelik olursun. Hiç bir şeye dönüşmeden Her şey olursun. (Bir Budist ustadan...)

    "Formlar, benlik/ruh değildir; algılama benlik değildir, kavrayışlar benlik değildir, mental oluşumlar ve hisler de "ben" değildir, hiçbiri "ben"/"ruh" değildir, bunların hepsi değişime tabiidir ve kalıcı değildir"



    "Nedensellik, etkileşim, koşullar ve ayırt edici algılama...Dört büyük element bunlardandır."



    "Fiziksel objelerin aslında kendilerinden gerçekliklerinin olmadığını öğretiyorum, bunların ancak zihnin ürünleri olduğunu söylüyorum, aslında hepsi bir hayaldir. Bunların duyularla algılandığı ve ayırt edildiği doğrudur fakat aslında diğer yandan hiçbirinin kendiliğinden kendi doğaları, gerçeklikleri yoktur. Onlar gerçekte görülmüyorlar ama zihin tarafından ‘tasarımlanıyorlar’. Bir bakıma kavranabiliyorlar ama bir bakıma da gerçekte kavranamıyorlar."


    "Bütün şekiller,formlar "boşluk"tur. Formlar boşluktan başka bir şey değildir. Aynı şey duygular, algılayışlar, oluşumlar ve bilinç/zihin için de geçerlidir.


    "Nefret hiçbir zaman nefretle yok edilemez. Nefret sevgiyle yok edilir bu ölümsüz kanundur.

    öfkeyi sevgiyle, kötülüğü iyilikle yen. Açgözlülüğü cömertlikle, yalanı gerçekle yen"



    "İnsan isimlere, formlara ve maddesel dünyaya bağlanır ve onların zihnin bir yanılsaması olduğunu, zihinde oluştuğunu unutur ve hata yapar böylece zihnin özgürlüğü engellenmiş olur."



    "Bizim olan herşey düşüncelerimiz sonucundadır. Düşüncelerimizde kurulur,düşüncelerimizde oluşur. Eğer bir kimse kötü düşünceyle konuşur ya da davranırsa onu tıpkı tekerleğin kağnı çeken bir öküzü izlemesi gibi, acı izler"



    "Nedensellikler, zerreler, en küçük şeyler, madde, fiziksellikler hepsi gerçekte zihinde oluşan, zihnin oluşturduğu şeylerdir"



    "Bu dünyayı bir hava kabarcığı bir serap gibi düşün. Dünyayı böyle gören kişiyi ölüm görmez."


    "Bu dünyayı yaratan, zihninizdir."


    "Bütün biçimler gerçek dışıdır, bunu idrak edebilen kişi acılara tepki vermez; işte bu saflık yoludur. Varlığın öteki kıyısına vardığında önce, sonra ve ortada olandan vazgeç"



    "Bütün fenomenler aslında "boşluk"tur. Hiçbir şey ne yaratılmıştır ne yok edilmiştir,ne artar ne azalır. Bu nedenle bu "boşluğa" dahildir her şey. Boşluktan ayrı ne formlar vardır, ne duygular ne algılamalar ne oluşumlar ne de zihin vardır. Kulak ta yoktur göz de yoktur zihin şuuru da yoktur. Cehalet yoktur ne yaşlılık vardır ne hastalık ne de ölüm. Ulaşılacak bir şey de yoktur.

    Buddhalığa Nirvana'ya ulaşanlar bu gerçekliği kavrarlar."


    "Efendim, adınız nedir?" "Bana Nagasena derler fakat bu yalnızca bir isim, bir sözcük, içinde bir kimlik, bir benlik/ruh yok. Bir ad, bir lakap, yalın bir sözcükten başka bir şey değil" Bu cevap üzerine kral yanındaki Yunanlılara şaşkınlığını ifade eder sonra tekrar usta Magasena'ya döner ve sorar "O zaman Nagasena, dünyada katil de yok iyilik yapan da yok kötülük yapan da yok çalan da yok öğretmen de yok usta da yok...Sen 'Nagasena' olduğunu söylüyorsun!

    "Nagasena bu saçlar mıdır?” “Hayır büyük kral”, “Duygu ve coşkular mıdır?” “Hayır büyük kral” Nagasena kraldan arabayı tanımlamasını ister. “Tekerlek, .., ok, sandık ve kollar bir arada olunca arabadan söz edilir. Araba yalnizca bir ad, adlandırmaktan, belirtmekten başka bir işe yaramayan boş bir sözcükten başka bir şey değil.” “Evet kralım. Benim de saçlarım, derim...(vücudun 32 bölümü, bunlara beyin de dahil, sayılır) ad ve bedenim, duygularım, algılarım, geçmiş eylemlerimle biçim almış karakter özelliklerim, ayırt edici bilincim (bu sayılanlar 5 Skandha'ya, "Five aggregates" de denir, dahildir) bir araya gelince Nagasena adi veriliyor. Ama kimlik, benlik/ruh söz konusu değil, nasil arabanın beş bölümü bir araya gelince 'araba' diyorlarsa, beş Skandha da bir araya gelince bir 'benlik'ten bir özneden söz ediliyor."



    "İki öğrenci, manastırın dalgalanmakta olan flamasına bakar, öğrencilerden biri "flama hareket ediyor" der, diğeri ise "hayır hareket eden aslında rüzgar" der. O sırada yanlarından geçen ve bu konuşmaya tanık olan Budist usta onlara dönüp şöyle der "Ne rüzgar ne de flama...sadece zihin hareket ediyor"



    "Bütün şekiller,formlar "boşluk"tur. Formlar boşluktan başka bir şey değildir. Aynı şey duygular, algılayışlar, oluşumlar ve bilinç/zihin için de geçerlidir.

    Bütün fenomenler aslında "boşluk"tur. Hiçbir şey ne yaratılmıştır ne yok edilmiştir,ne artar ne azalır. Bu nedenle bu "boşluğa" dahildir her şey. Boşluktan ayrı ne formlar vardır, ne duygular ne algılamalar ne oluşumlar ne de zihin vardır. Kulak ta yoktur göz de yoktur zihin şuuru da yoktur. Cehalet yoktur ne yaşlılık vardır ne hastalık ne de ölüm. Ulaşılacak bir şey de yoktur.

    Buddhalığa Nirvana'ya ulaşanlar bu gerçekliği kavrarlar."

    "Aydınlandığında artık herhangi bir din kalıbına bağlı değilsindir.
    Sevgisin ve gerçeksin."Aydınlandığında artık herhangi bir din kalıbına bağlı değilsindir.
    Sevgisin ve gerçeksin.
    "Aydınlandığında artık herhangi bir din kalıbına bağlı değilsindir.
    Sevgisin ve gerçeksin.
    "Aydınlandığında artık herhangi bir din kalıbına bağlı değilsindir.
    Sevgisin ve gerçeksin.

    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.

Alıntı Firat Gnosis Demişki : Bütün fenomenler asl…

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Beğeniler : 0

    Alıntı Firat Gnosis Demişki :
    Bütün fenomenler aslında "boşluk"tur. Hiçbir şey ne yaratılmıştır ne yok edilmiştir,ne artar ne azalır. Bu nedenle bu "boşluğa" dahildir her şey. Boşluktan ayrı ne formlar vardır, ne duygular ne algılamalar ne oluşumlar ne de zihin vardır. Kulak ta yoktur göz de yoktur zihin şuuru da yoktur. Cehalet yoktur ne yaşlılık vardır ne hastalık ne de ölüm. Ulaşılacak bir şey de yoktur.


    Cevap :

    Hindu kutsal metinleri ve Budha öğretilerini kavrayabilmek için epey kafa patlatmak gerek. Doğrusu; bu metinlerde okuduklarım bana bir hayli ağır geliyor. Esâsında, okuduğumu anlama noktasında pek sıkıntım yok. Bütün mesele, anlamlandırmada

    Alıntıladığım paragrafı okuyunca, bir fıkra geldi aklıma. Lâtife olması kabilinden yazayım dedim.

    Hocanın biri minbere çıkmış vaaz veriyormuş. Demiş ki;

    "Allah öyle yücedir ki, ne doğudadır ne batıda; ne göktedir, ne de yerde..." vs.

    Bunu dinleyen Bektaşi; kendi kendine şöyle mırıldanmış.

    " Yok diyeceksin de dilin varmıyor"

    İmza

Dogru, Hindu Advaita`sini ve cesitli Buddhist ogre…

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Beğeniler : 0

    Dogru, Hindu Advaita`sini ve cesitli Buddhist ogretileri anlamlandirmak kolay degil aslinda Hindu Advaitasi gibi, Buddhizm de temel ogretilerin disinda (Yani 4 kutsal gercek...vs) asla "kolayca anlasilabilir, yalanip yutulabilir" oldugunu iddia etmez bu ogretilerin uzerinde yillarca dusunmek, tefekkure dalip meditasyon yapmak gerekebilir anlamlandirmak icin. Bunun nedeni, aslinda anlatilamayani kelimelere dokmeye calismaktir. Bu nedenle de daha cok meditasyona deneyimlemeye sezgiye dayali Buddhist okullari kurulmustur. Yasam dedigimiz olgu, son derece derin, aklimizin almayacagi olcude de paradoksaldir.

    Iste Hindu Advaitasi ve cesitli Buddhist ogretiler, tabiri yerindeyse "elini tasin altinda koymus" felsefelerdir cunku yukarda bahsettigim derinligi, gizemi, anlami aciklayabilme iddiasina sahiplerdir.

    Alintiladiginiz ayet, gerceklige nihai acidan bir bakistir, "Final Truth" tur. Nihai anlamda yani gorunen dunya iluzyonu disinda/tezahur disinda ne ben vardir ne sen ne ulasilacak bir sey ne aci ne de sevinc... Ruya gordugumuzde ruyanin icindeyken biri bize gelse "aslinda su anda seker yiyorsun ya, karsinda da guzel bir deniz var ve sen iyi bir is sahibi olmaya calisiyorsun fakat su var ki aslinda ne seker var ne sen varsin ne deniz var ne de ulasmaya calistigin bir amac" dese bu belki ruyamiz icindeyken bize herhangi bir anlam ifade etmez ancak uyaninca bunu idrak ederiz. Bu mantikla bakilmalidir bu tip ogretilere biraz da.

    Ayni ogretiler Advaita`da, hristiyan gnostisizminde/mistisizminde hatta Sufi ogretilerinde bile vardir ama bunlar "nihai gerceklik" penceresinden bakinca gorulen ogretilerdir.Dunya/ruya/iluzyon icinden bakinda bu ogretiler gecersizdir ama disindan bakinca gecerlidir.

    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.

Mesela ortadogu dinleri, uzakdogu dinlerinin aksin…

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Beğeniler : 0

    Mesela ortadogu dinleri, uzakdogu dinlerinin aksine cok daha "rahat anlasilir" bir yapiya sahiptir. Bunun nedeni ise bu dinlerin, Hinduizm ve Buddhizm`in aksine "elini tasin altina" koyan bir yapida olmamalaridir yani anlam/neden/gizem ve anlami gibi olgulardan ziyade "emirler" "sunu yap bunu yapma" tarzi olgular soz konusudur.

    Ornegin ortadogu dinlerinde, amac neden anlam uzerinde durulmadan Tanri kendinden ayri bir sekilde (nasil oluyor belli degil, yaratirken kullandigi sey kendinden ayri ise madde de ezeli demektir yok degilse panteizm olur) evreni yaratir, yine amac neden anlam uzerinde pek durmadan insani yaratir agac koyar bahceye yine anlam neden uzerinde durulmadan insana ozgur irade verilir ve seytan yaratilip insani yoldan cikarmasi saglanir, insanin yasak meyveden yemesi saglanir yine herhangi bir neden/anlam olmadan insan dunyaya atilir ve ona olum verilir sonra da Tanri nin verdigi emirlere uyulmasi istenir. Anlam/neden/amac yine belli degil bu emirleri uygulamayanlar ya da bu dinlere inanmayanlar cehenneme gider (hristiyanlara ve muslumanlara gore) ya da yok olur(Yehova sahitlerine gore) uygulayanlar ise Cennet denilen yerde sonsuzluk yasar.

    Hepsi bu... Ama iste uzakdogu dinleri, hayata bu kadar basit bir acidan bakmaz, der ki "hayat dedigimiz sey ve nedenler cok derindir, paradoksaldir ve incelenmesi gerekir" boylece elini tasin altina koymus olur... Iste bu nedenle de uzakdogu dinleri felsefi/mistik yapidadir, emir ve yasaklarla degil de hayati aciklamakla, gizemi anlamlandirmakla ugrasir..

    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.

sn. fırat; Hinduizm'de, ortadoğu kökenli inanç sis…

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Beğeniler : 0

    sn. fırat;

    Hinduizm'de, ortadoğu kökenli inanç sistemlerinde olduğu gibi peygamberlik var mıdır ? Öyle zannediyorum ki, İlâhi vahyin tartışılmazlığı, düşünsel gelişimi de engellemiş görünüyor. Böyle sığ bir ortamda Yashua MESİH gibi bir söz üstâdının ortaya çıkmış olması da ayrı bir muammâ.

    Tespitiniz doğrudur. "Üç semâvi din" diye nitelenen inanç sistemlerinde, insanın kendini ve yaşadığı çevreyi tanımasından ziyede; Tanrı emirlerinin yerine getirlmesi ön plana çıkmıştır. Özellikle Musevilik ve İslamda din sosyal ve ekonomik hayatı doğrudan etkiler ve şekilldendirir. Hinduzim, sosyo-ekonomik yapının bu denli içinde midir; bilmiyorum.

    Benim anlayabildiğim; hangi inanç sistemi olursa olsun, insanı erdemli olmaya yönelten prensipleri ortaya koymaldır. Su'yu ayakta mı, oturararak mı içeceğime, tuvalete hangi ayağımla gireceğime kadar detaylandırlmış kurallar yığınının, insanlığa sağlayacağı herhangi bir fayda yoktur.

    Derler ki "Anayasa" metni, kısa, öz ve anlaşılır olmalıdır. Tanrısal vahiy de bir çeşit anayasadır. İnsana gerektiği kadarıyla değişmez/şaşmaz Tanrısal prensipleri vermelidir. İlâhi vahiy/Tanrısal yasa; "Medeni hukuk, Cezâ hukûku, borçlar hukûku, amme hukûku vs." şeklinde alt bölümlerle detaylandırılıp, iyicene sulandırıldığında; maalesef iş çığırından çıkıyor. Tanrısal prensiplerle, kural ve strateji arasındaki farka dikkat edilmediğinde; yüzlerce müçtehidden, aynı mevzûda birbirini tutmayan binlerce hüküm çıkabiliyor.

    Sorsan vatandaşa, "Tuvalet'e neden sol ayağınla giriyorsun ?" diye, mâkul ve mantıklı bir cevap veremez. "Dinimin emri" der ve geçer. Tıpkı askerlik gibi.

    Düşünme; senden istenileni yap...

    Bir de neden geri kaldığımıza şaşarız.

    İmza

Sevgili Arif Cemil, Hinduizm`de aslinda bir nevi p…

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Beğeniler : 0

    Sevgili Arif Cemil, Hinduizm`de aslinda bir nevi "peygamberlik" vardir, Hindu peygamberlerine Rishi denir. Ancak Hinduizm`deki peygamberligin, ortadogu dinlerindeki peygamberlikten farki, secilmeye degil kazanilmaya dayali olmasidir. Yani Tanri kalkip da peygamber secmez ya da oturup emirler yasaklar yollamaz gokten. Spirituel evrim asamasinda ust seviyeye ulasmis olgun zihinler, hayat/evren/doga/Tanri ile ilgili gercekleri kendileri duyarlar/alirlar cesitli yontemlerle...

    Etik acidan ahlak acisindan tabi ki bir dinin bu konularda da soyleyecekleri olmalidir yani din, bir yere kadar ekonomik/sosyal hayati da etkiler ancak bu ozellik tamamen ikinci planda kalmalidir, bence dinin/felsefenin asil gorevi, "sunu yap bunu yapma" lardan ziyade hayatin manasina, ruhsal gerceklere icinde yasadigimiz hayatin gerceklerine isik tutmaktir. Yani "hayata geldiniz iste, hayati yasiyorsunuz o halde sunu yapin bunu yapmayin" dan ziyade "hayata geldiniz bu nedir ne anlama gelir hayat nedir" i aciklamaktir dinin gorevi. Bir sekilde Din, bu manayi layigiyla verdigi zaman sosyal/ekonomik acidan neyin nasil olmasi gerektigine insanlar bu mana isiginda kendilerince karar verebilirler zaten.

    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.