Diğer Dinler ve Dini Konular

Evrim-yanılgılar ve gerçekler

  • merkür merkür
    merkür merkür
    dunyadinleri.com/m71500
    buradaydı
    Cinsiyet : Bayan
    Şehir : İzmir
    Meslek : DiğerMeslekler
    Giriş : 25
    İnandığınız Din : Diğer
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : merkür merkür Tarih : Kategori : Diğer Dinler ve Dini Konular Cevaplar : 0 Okunma : 386 Beğeniler : 0
     Evrim-yanılgılar ve gerçekler



    Evrim, güneşin sıcaklığı kadar kesin bir gerçektir.” Bu sözler ünlü bir evrimci bilim insanı olan Profesör Richard Dawkins’e ait. Elbette deneyler ve doğrudan gözlemler güneşin sıcak olduğunu kanıtlar. Peki deneyler ve doğrudan gözlemler evrimin de tartışılmaz bir gerçek olduğunu kanıtlar mı?

    Bu soruyu cevaplamadan önce bir şeyi açıklığa kavuşturmalıyız. Birçok bilim insanı canlıların soylarında zamanla küçük değişikliklerin meydana gelebileceğini gördü. Örneğin insanlar aradıkları özelliklere sahip köpekleri seçip çiftleştirerek, atalarından daha kısa bacaklı ya da daha uzun tüylü köpekler elde edebiliyorlar.* Bazı bilim insanları bu tür küçük değişikliklere “mikroevrim” adını veriyor.

    Ancak evrimciler bu küçük değişikliklerin birikerek büyük değişikliklere sebep olduğunu, böylece balıkların amfibyumlara, maymunların da insanlara dönüştüğünü söylüyorlar. Varsayılan bu büyük değişikliklere “makroevrim” adı veriliyor.

    Örneğin Charles Darwin gözlemlenebilen küçük değişikliklere dayanarak, kimsenin gözlemlemediği büyük değişikliklerin de gerçekleşmiş olabileceğini ileri sürdü. O, “basit” denilen ilk yaşam biçimlerinin çok uzun bir zaman boyunca çok küçük değişimlerle evrimleşerek, şimdiki milyonlarca yaşam biçimini meydana getirdiğini düşündü.

    Bu iddia birçoklarına mantıklı geliyor. Şöyle düşünüyorlar: ‘Bir türün içinde küçük değişiklikler olabiliyorsa, evrim neden uzun zaman içinde büyük değişiklikler de meydana getiremesin?’* Fakat gerçek şu ki, evrim öğretisi üç yanılgıya dayanır. Aşağıda verilen bilgiler üzerinde lütfen düşünün.

    1. Yanılgı: Mutasyonlar, yeni türlerin oluşması için gerekli olan hammaddeyi sağlar. Mutasyon ya da değişinim, bir bitkinin ya da hayvanın genetik kodunda meydana gelen herhangi bir değişikliktir. Makroevrim öğretisi, mutasyonların sadece yeni türler değil, yepyeni bitki ve hayvan familyaları üretebileceği iddiası üzerine kuruludur.

    Gerçekler. Bir bitkinin ya da hayvanın birçok özelliğini genetik kodu, yani her hücrenin çekirdeğinde saklı olan talimatlar belirler.* Araştırmacılar mutasyonların, bitki ve hayvanların soyunda değişikliklere neden olabileceğini keşfettiler. Ancak mutasyonların tamamen yeni türler oluşturabileceği doğru mu? Genetik alanındaki yaklaşık 100 yıllık araştırmalar neyi ortaya koydu?

    Doğal seçilim, yani yaşadığı ortama en iyi uyum sağlayan bireylerin yaşamını sürdürmek ve çoğalmakta daha başarılı olacağı fikri uzun zamandır kabul ediliyordu. Bilim insanları buna dayanarak 1930’ların sonlarında yeni bir görüşe sarıldılar: Eğer gelişigüzel meydana gelen mutasyonlar doğal seçilim yoluyla yeni bitki türleri oluşturabiliyorsa, mutasyonların insanlar tarafından yaratılması ve seçilmesi daha etkili sonuçlar doğurmalıdır. Max Planck Bitki Islahı Araştırmaları Enstitüsü’nden (Almanya) Wolf-Ekkehard Lönnig şöyle diyor: “Biyologlar, genetik bilimciler, özellikle de bitki ve hayvan yetiştiricileri arasında büyük bir heyecan yaşandı.”* Neden bu kadar sevindiler? Bitkilerdeki mutasyonların genetiğini yaklaşık 30 yıldır araştıran Lönnig şöyle açıklıyor: “Araştırmacılar bu çalışmaların, bitki ve hayvan yetiştiriciliğinin geleneksel yöntemlerinde devrim yaratacağını düşündüler. Mutasyonlar meydana getirip uygun olanlarını seçerek yeni ve daha iyi bitkiler ve hayvanlar üretebilmeyi beklediler. Hatta birçokları yepyeni türlerin ortaya çıkacağını umuyordu.

    Amerika, Asya ve Avrupa’da büyük para desteğiyle, evrimi hızlandırmayı vaat eden yöntemler kullanan programlar başlatıldı. 40 yıldan uzun süren bu hummalı çalışmaların sonucu ne oldu? Araştırmacı Peter von Sengbusch, “Gittikçe daha verimli çeşitler geliştirmek amacıyla [mutasyonlar üretmek için kullanılan] ışın verme yöntemi büyük ölçüde başarısız oldu” diyor.

    Lönnig de şöyle diyor: “1980’lere gelindiğinde bilim insanlarının ilk baştaki umutları ve heyecanı sönmüştü, çünkü dünya çapındaki çalışmalar başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Batı ülkelerinde mutasyon ıslahı alanındaki çalışmalara son verildi. Mutasyona uğramış canlıların hemen hemen hepsi . . . . öldü ya da doğadakilerden daha zayıf oldu.”*

    Ancak, yaklaşık 100 yıllık mutasyon araştırmaları ve 70 yıllık mutasyon ıslahı çalışmaları sayesinde bilim insanları, mutasyonların yeni türler meydana getirip getiremeyeceği konusunda bazı sonuçlara varabildi. Lönnig kanıtları inceledikten sonra şunu belirtti: “Mutasyonlar orijinal bir bitki veya hayvan türünü tamamen yeni bir türe dönüştüremez. Bu sonuç, hem 20. yüzyılda yapılan mutasyon araştırmalarıyla elde edilen tüm sonuçlara ve deneyimlere hem de olasılık yasalarına uymaktadır.”

    Öyleyse mutasyonlar bir türün evrimleşip yepyeni bir türe dönüşmesini sağlayabilir mi? Kanıtlara bakılırsa hayır! Lönnig uzun yıllar süren araştırmaların ardından şu sonuca vardı: “Kendine özgü bir genetik yapısı olan her türün kesin sınırları vardır ve bu sınırlar rastgele mutasyonlarla ihlal edilemez ya da değiştirilemez.”

    Yukarıda ele aldığımız gerçeklerin ne anlama geldiğini düşünün. Eğer uzman bilim insanları bile mutasyonlar yaratıp en uygun olanlarını seçerek yeni türler üretemiyorsa, zekânın rol oynamadığı doğal bir sürecin bunu başarması mümkün olabilir mi?

    Araştırmalar mutasyonların orijinal bir türü yepyeni bir türe dönüştüremediğini gösteriyorsa, makroevrimin gerçek olduğu söylenebilir mi?

    2. Yanılgı: Doğal seçilim yeni türlerin oluşmasına yol açar. Darwin doğal seçilim olarak adlandırdığı süreçte, çevresine en iyi uyum sağlayan yaşam biçimlerinin yaşamaya devam edeceğine, aynı derecede uyum sağlayamayanların ise sonunda yok olacağına inanıyordu. Çağdaş evrimciler doğal seçilimin şöyle işlediğini öğretiyorlar: Türler farklı ortamlara yayılıp ayrı gruplar oluşturdu. Belli bir grubun içinde, gen mutasyonuna uğrayıp o ortama daha iyi uyum sağlayanlar üstünlük kazandı. Birbirinden ayrılmış gruplar kendi bulundukları ortamlara daha iyi uyum sağladıkça da zamanla bambaşka türler haline geldiler.

    Gerçekler. Daha önce de belirtildiği gibi araştırmalar, mutasyonların tamamen yeni bitki ve hayvan türleri meydana getiremeyeceğini açıkça gösteriyor. Yine de doğal seçilimle ilgili iddiaları da ele alalım. Acaba evrimciler, doğal seçilim yoluyla yararlı mutasyonların seçildiği ve yeni türlerin ortaya çıktığı fikrini desteklemek için hangi kanıtları gösteriyor? 1999’da ABD’deki Ulusal Bilimler Akademisi (NAS) tarafından yayımlanan bir yayın, kanıt olarak “Darwin’in Galápagos Adaları’nda incelediği ve artık Darwin ispinozları olarak bilinen 13 ispinoz türü”nü gösteriyor.

    Princeton Üniversitesi’nden Peter R. Grant ve B. Rosemary Grant’in önderliğindeki bir araştırma grubu, 1970’li yıllarda bu ispinozları inceledi. Onlar bir yıl süren bir kuraklığın ardından, biraz daha büyük gagalı ispinozların daha küçük gagalı olanlara kıyasla daha kolay hayatta kaldığını gördü. Bilim insanlarının ispinoz türlerini birbirinden ayırt etmek için kullandığı başlıca yöntemlerden biri, gagalarının boyuna ve şekline bakmak olduğundan bu buluşun önemli olduğu düşünüldü. NAS’ın yayınında şöyle yazıyor: “Grant çiftinin tahminine göre adalarda her 10 yılda bir kuraklık yaşanırsa sadece 200 yıl içinde yeni bir ispinoz türü oluşabilir.”

    Ancak NAS’ın yayını, şu gerçeğe değinmeyi ihmal etti: Kuraklıktan sonraki yıllarda, daha küçük gagalı ispinozların sayısı büyük gagalı olanların sayısını tekrar geçti. Araştırmacılar, adanın iklimi değiştikçe bir yıl büyük gagalı, bir yıl küçük gagalı ispinozların çoğunlukta olduğunu gördüler. Ayrıca, farklı türler olarak sınıflandırılmış ispinozların çiftleştiğini ve yavrularının hayatta kalmakta anne babalarından daha başarılı olduğunu fark ettiler. Bu iki “türden” ispinozların çiftleşmesi devam ederse bu iki “türün” tek bir “tür” haline gelebileceği sonucuna vardılar.

    Öyleyse doğal seçilim gerçekten de tamamen yeni türler oluşturur mu? Uzun zaman önce evrimci biyolog George Christopher Williams doğal seçilimin böyle büyük bir etkisi olup olmadığını sorgulamaya başladı.
    1999’da da evrim kuramcısı Jeffrey H. Schwartz doğal seçilimin, türlerin değişen koşullara uyum sağlamasına yardım etse de “yeni bir şey yaratmadığını” yazdı.

    Gerçekten de Darwin ispinozları “yeni bir şey” haline gelmiyor. Onlar hâlâ ispinoz. Kendi aralarında çiftleşmeleri de, bazı evrimcilerin “türleri” birbirinden ayırt etmek için kullandığı yöntemler konusunda şüphe uyandırıyor. Ayrıca saygın bilimsel akademilerin bile kanıtları taraflı şekilde sunabileceği görülüyor.

    3. Yanılgı: Fosil kaydı makroevrimi kanıtlar. NAS’ın yayını, bilim insanlarının bulduğu fosillerin makroevrime fazlasıyla kanıt sağladığı izlenimini uyandırır. Şöyle yazar: “Balıklar ile amfibyumlar, amfibyumlar ile sürüngenler, sürüngenler ile memeliler arasında ve primatların soy hattında o kadar çok ara form bulundu ki, birçok durumda bir türün başka bir türe tam olarak ne zaman dönüştüğünü belirlemek zor.”

    Gerçekler. Yayının bu kadar kesin bir dil kullanması oldukça şaşırtıcı. Neden mi? Evrimin katı bir savunucusu olan Niles Eldredge’e göre fosil kaydı, türlerin yavaş yavaş değiştiğini değil, uzun zaman boyunca “çoğu türde yok denecek kadar az evrimsel değişimin” gerçekleştiğini gösteriyor.

    Bilim insanları dünya çapında şimdiye kadar yaklaşık 200 milyon büyük, milyarlarca da küçük fosil buldular ve arşivlediler. Birçok araştırmacı şunu kabul ediyor ki, bu kapsamlı ve ayrıntılı fosil kaydı, tüm büyük hayvan gruplarının birdenbire ortaya çıktığını ve sonrasında hemen hemen hiç değişmediğini, birçok türün de aniden ortaya çıkıp aniden kaybolduğunu gösteriyor.

    Evrimi kabul etmek “iman” gerektirir

    Peki neden birçok ünlü evrimci, makroevrimin bir gerçek olduğunu iddia etmeye devam ediyor? Tanınmış bir evrimci olan Richard Lewontin, birçok bilim insanının kanıtlanmamış bilimsel iddiaları kabul etmeye neden hazır olduğunu dürüst şekilde şöyle açıklıyor: “Her şeyden önce sarıldığımız bir inanç var, maddeciliğe bağlıyız.”* Birçok bilim insanı akıl sahibi bir Tasarımcının var olma ihtimalini düşünmek bile istemiyor. Lewontin bunu şöyle dile getirdi: “Yaratıcının kapıdan içeri bir adım bile atmasına izin veremeyiz.”

    Scientific American dergisinde sosyolog Rodney Stark’ın bu konuyla ilgili şu sözleri yer aldı: “200 yıldır şu fikrin reklamı yapılıyor: Bilim yanlısı biri olmak istiyorsanız zihninizi dinin esaretinden kurtarmalısınız.” O ayrıca araştırma üniversitelerinde “dindar kişiler bu konuda sesini çıkarmıyor” diyor.

    Eğer makroevrim öğretisini kabul edecekseniz, agnostik ve ateist bilim insanlarının bilimsel buluşları yorumlarken bunu kişisel görüşlerinden etkilenmeden, tarafsız şekilde yapacağına güvenmelisiniz. Tüm karmaşık yaşam biçimlerinin mutasyonlarla ve doğal seçilimle meydana geldiğini kabul etmeli, kendine özgü bir genetik yapısı olan tek bir türün bile mutasyona uğrayarak yeni bir türe dönüşmediğini kanıtlayan 100 yıllık araştırmaları reddetmelisiniz. Tüm canlıların ortak bir atadan yavaş yavaş evrimleşerek meydana geldiğine inanmalı, temel bitki ve hayvan gruplarının birdenbire ortaya çıktığını ve çok uzun dönemler boyunca başka türlere dönüşmediğini gösteren fosil kaydını göz ardı etmelisiniz. Sizce böyle bir inanç kanıtlara mı yoksa varsayımlara mı dayanıyor? Görüldüğü gibi evrimi kabul etmek gerçekten de bir anlamda “iman” gerektirir.

    [Dipnotlar]

    Köpek yetiştiricilerinin yapabildiği bu değişiklikler çoğunlukla bazı genlerdeki fonksiyon kaybından kaynaklanır. Örneğin dachshund (porsuk zağarı) cinsi köpeğin küçüklüğünün nedeni, kıkırdak gelişimindeki bir bozukluğun yol açtığı cüceliktir.


    Bu makalede “tür” kelimesi çok sık kullanılsa da, bu terimin Kutsal Kitabın Başlangıç kısmında geçmediği unutulmamalıdır. Orada “cins” olarak tercüme edilen daha geniş anlamlı bir ifade kullanılır. Bu kullanıma göre bilim insanlarının yeni bir türün evrimleşmesi olarak nitelediği çoğu durum aslında aynı “cins” içinde gözlemlenen çeşitliliktir.

    Araştırmalar hücrenin sitoplazmasının, zarlarının ve diğer yapılarının da bir canlının özelliklerini belirlemekte rol oynadığını gösteriyor.

    Lönnig yaratılışa inanıyor. Bu yayındaki sözleri kendi görüşleridir ve Max Planck Bitki Islahı Araştırmaları Enstitüsü’nün görüşünü yansıtmaz.

    Mutasyon deneylerinde elde edilen yeni mutasyon çeşitlerinin sürekli azaldığı, aynı çeşit mutasyonların ise çok sık görüldüğü gözlemlendi. Bitki mutasyonlarının yüzde 1’inden azı daha fazla araştırılmak üzere seçildi ve bu grubun da sadece yüzde 1’inden azı ticari kullanım için uygun bulundu. Ancak hiçbir yeni tür elde edilmedi. Hayvanlardaki mutasyon ıslahının sonuçları ise bitkilerdekinden daha da kötüydü ve sonunda bu yöntemden tümüyle vazgeçildi.

    Bu bağlamda “maddecilik” ifadesiyle, yaşam da dahil evrendeki her şeyin doğaüstü bir müdahale olmadan var olduğunu ileri süren kuram kastedilir.

    (Yehova'nın Şahitleri'nin yayınlarından alınmıştır)

    İmza