Dünya

Ana Sayfa Forum Gündem Dünya Suriye'de Anti Terör İttifakı

Suriye'de Anti Terör İttifakı

  • Zeynep TAŞDEVİREN
    Zeynep TAŞDEVİREN
    dunyadinleri.com/zeynepp
    buradaydı
    Cinsiyet : Bayan
    Şehir : İzmir
    Meslek : Bankacı
    Giriş : 27
    İnandığınız Din : Agnostik
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Zeynep TAŞDEVİREN Tarih : Kategori : Dünya Cevaplar : 0 Okunma : 1196 Beğeniler : 0
    Suriye'de Anti Terör İttifakı

    1800’li yılların ortalarında İngiltere Başbakanlığı yapan Lord Palmerston’un ünlü bir sözü var: İngiltere’nin ebedi dostları ya da ebedi düşmanları yoktur, ebedi çıkarları vardır ancak. Yeni adıyla İslam Devleti’nin (İD) yükselişinin yarattığı dinamikler Palmerston’un bu sözünü hatırlattı bana.

    İD ilk bakışta uzlaşamaz görünen bir çok aktör için ortak bir tehdit yarattı ve aynı savaşın farklı cephelerinde savaşan bu aktörleri aynı cephede birleştirdi. Suriye’de devam eden savaşı ve onun taraflarını düşünün. Bir yanda Esad, Irak, İran ve Rusya, diğer yanda Suriyeli muhalifler, Amerika, Avrupalı ülkeler, Ürdün, Türkiye, Katar, Suudiler ve diğer Körfez ülkeleri. İD’nin yükselişi ile dış aktörlerin gözünde bu savaş Esad rejimi ve Sünni muhalifler arasında olmaktan çıkmış durumda. Savaş artık hızla yükselen ve tüm bu ülkeleri tehdit eden İslam Devlet’ine karşı.

    İşte bu tehdit Suriye çatışmasına dahil olmuş tüm dış aktörlerin Suriye’deki önceliği haline geldi. Radikal İslamcı grupların güçlenme endişesi başından beri Rusya’nın başından beri Esad’ın yanında durmasının sebeplerinden biriydi. Putin bu grupların büyüyüp kendi arka bahçesinde tehdit oluşturmasından endişe ediyor, bu gruplara karşı en etkin savaşın Esad tarafından verilebileceğine inanıyor. İran da El-Kaide bağlantılı grupların güçlenmesinden korkuyor. İslam Devleti’nin özellikle Irak’taki ilerleyişi İran’ı o kadar rahatsız etti ki bugüne kadar desteklediği Maliki’den bile İD’nin yükselişine zemin hazırladığı inancıyla desteğini çekti. İD’nin yükselişinin sancısını en fazla yaşayan ülke Irak ve yeni hükümet kurma çabaları İD’ye karşı etkin bir cephe yaratma kaygılarına odaklanmış durumda.

    İD’nin Türkiye için yarattığı güvenlik tehdidini anlatmaya gerek yok. Uzun süre Batılı ülkelerin cihadi grupları desteklememesi ve bu grupların hareket alanlarının kısıtlanması için ortak hareket etme çağrılarını duymazdan geldikten sonra Türkiye de tehlikenin büyüklüğünü nihayet kavramış durumda. Cihadilere her türlü lojistik desteği sağlayan Suudiler ve diğer Körfez ülkeleri de öyle.

    Kuveyt Suriye içinde savaşan radikal gruplara en fazla para akıtan ülkelerin başında geliyor. Kuveyt dahi bu fonların kesilmesi için Amerika ile işbirliği yapmaya başladı. Geçen hafta Suudi Arabistan’da Arap liderler bir araya geldi İD tehdidini konuşmak için. Suriye çatışmasının karşı cephesi İran bile görüşmelere katıldı.

    Avrupalı ülkeler İD’nin yükselişi karşısında alarma geçmiş durumdalar. İD’ye katılmak için Suriye’ye giden binlerce Avrupa vatandaşı var. Bunların Suriye’den dönüp Avrupa içinde faaliyetlerine devam etmesi endişesi bu ülkeler için varoluşsal bir tehdit arz ediyor.

    Amerikalı gazeteci James Foley’in İngiliz bir İD militanı tarafından başının kesilerek öldürülmesi Washington’da da Suriye tartışmasını yeni bir boyuta taşıdı. Bir grup Kongre üyesi ve Amerikalı yetkili İD tehdidine karşı Esad ile işbirliğini bile destekliyor. Hatta daha da ileri gidip Esad’ın başkent Şam etrafındaki askeri varlığının güçlendirilmesini dahi önerenler var.

    Kısacası İD, Suriye çatışmasına dahil olmuş tüm tarafların tehdit algısını, stratejik hesaplarını değiştiriyor, çatışmanın taraflarını yeniden belirliyor, yeni ittifaklar doğuruyor. Suriye’de ayrı cephelerde savaşmış Amerika, Avrupa, Rusya, İran, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır, İsrail ve Esad şimdi çatışmanın aynı tarafında, ortak bir düşmana karşı etkili bir savaşın yollarını arıyor. Esad’ı Suriye’deki en büyük tehdit olarak görenler İslam Devleti’nin daha büyük bir tehdit olduğuna inanmış görünüyor.

    Ve Suriye’deki çatışma böylece yepyeni bir evreye giriyor. Ayaklanmanın başladığı 2011’in ilk aylarında tüm dünya Suriye’de olanları demokrasi ve özgürlük isteyenlerin baskıcı bir rejime karşı onurlu direnişi olarak görmüştü. Fakat 2012 yılı meselenin yalnızca bundan ibaret olmadığını, işin özünde kökü çok derinlere giden bir kimlik çatışması olduğunu gösterdi. İD’nin yükselişi ise neredeyse tüm dünyanın gözünde bütün meseleyi bir terör sorununa indirgemiş görünüyor. Bu ‘anti-terör’ merkezli yaklaşım tarafları siyasi çözüm arayışlarından uzaklaştırarak çatışmanın çözümünü güçleştirebilir.

    İmza

    Yaşamak Düğünse Ben Orda Gelinim :)