Hinduizm

Ana Sayfa Forum Din ve İnançlar Hinduizm Hindu Kutsal Kitaplarindan Bolumler

Hindu Kutsal Kitaplarindan Bolumler

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Kategori : Hinduizm Cevaplar : 15 Okunma : 8458 Beğeniler : 0
    Hindu Kutsal Kitaplarindan Bolumler

    Hinduizm ya da dogru ismiyle "Sanatana Dharma" nasil bir dindir? Gercekten de ineklere tapinilan, genelde fakir Hint halkinin inandigi ilkel, kabile dinlerine benzer basit bir din midir yoksa Neo-Platonculugun, tasavvufun, Bati Mistisizminin ve cesitli entel New Age inanislarinin kaynagi olan, Schopenhauer gibi pek cok bati filozofunu kendine hayran birakmis, yeryuzunun en spirituel, ezoterik ve ruhsal gercekleri en cok ve en direkt aciklayan dini midir? Buna en iyi yaniti Hinduizmin bizzat kendi kutsal kitaplari verir sanirim... Bu baslik altinda Hindu Kutsal Kitaplarindan zamanla derledigim cesitli bolumleri yazacagim.

    Shiva

    Vishnu

    AUM

    "Ruh/Atman bir at arabasının sürücüsünü kontrol eden esas güç gibidir, beden arabadır, bilinç arabanın sürücüsü, akıl da bilincin/sürücünün elindeki dizginlerdir, duyular atlar, duyu nesneleri yani objeler de arabanın önündeki yollardır. İşte duyu organları, akıl ve bedenle karışmış olan bu atman “hoşlanan” yaşarken “tatmin olan” dır. Aklını dengede tutamayanların duyuları, at arabasının sürücüsünü dinlemeyen hırçın atlar gibidir, aklını dengede tutanların duyuları ise uysal atlara benzer. İşte aklını kontrol edemeyen, saf olamayan kişi yüce amaca ulaşamaz ve doğum ölüm yolunda gider durur, aklını kontrol etmeyi başarıp özü idrak edebilenler ise bir daha hiç doğmaz." (Katha Upanishad)

    "Tanrı gözlerle görülmez, gözler Tanrı ile görür. Tanrı kulaklar ile duyulmaz, kulaklar Tanrı ile duyar. Algı ve bilincin kaynağı Tanrı'dır." (Kena Upanishad)

    "Üst ruh bütün evreni kaplar, onun sonsuzluğu büyüğün ve küçüğün ötesindedir, ışığıyla aydınlatır tüm yaratılışı, tüm varlıkların yüreğinde yerleşik olarak bulunur. Tanrı herkesin en derindeki özüdür, yüreklerde minnacık bir alev gibi saklı durur, ancak sevgi dolu bir gönül ile keşfedilebilir" (Şvetaşvatara Upanişad)



    "Sonsuz bilincin küçücük bir parçası bizim sonlu bilincimizdir, doğruyu yanlışı ayırt edebilme gücüne sahiptir.Ruh bilinçtir, arabanın sürücüsüdür" (Maitri upanişad)



    "Üst ruh her yerdedir, ışık saçar o, bölünmezdir, bilgedir, içkindir ve aşkındır, kozmosu bir arada tutan bizzat O'dur" (İşa Upanişad)



    "Rab, herkesin yüreğindeki mabettedir, en yüce gerçekliktir...Ruh tektir, düşünceden ve duyulardan daha hızlıdır, hareket etmese de yaya bırakır tüm takipçileri, o olmadan yaşam hiçbir zaman var olmazdı.Ruh hareket ediyormuş gibi görünür ama her daim durağandır, herkesin içindedir ve herkesi aşar, tüm yaratıkları içlerinde görenler ve kendilerini de tüm yaratıklarda görenler keder nedir bilmezler, hayatın çokluğu nasıl olur da onun birliğini göreni aldatır? " (İşa Upanişad)



    "Işıkta yaşayan O'dur, ışıktadır ama ışığın kendisi değildir, ışıktandır ışığa hükmedendir, o kalbindeki Ruh'tur"(Brihadaranyaka upanişad)



    "Hiçbir şey yok ki O özden gelmemiş olsun. Her şeyin içinde bu öz varlıktan vardır, o gerçektir. O, her şeyin özüdür. Sen de O’sun Svetekatu. Atman bir ağaç dalını bırakacak olursa o dal ölür, tüm ağacı bırakırsa tüm ağaç ölür. Atman bedeni terkettiğinde beden ölür, ama o öz Atman ölmez.

    ‘Sevgili Şvetaketu, kendini.bilgili bir insan gibi kabul edip kibirleniyorsun; söyle bana, işitilmeden duyulan, düşünülmeden düşünülen, bilinmeden bilinen öğretiyi araştırdın mı?’ ‘Saygıdeğer kişi, bu öğreti neden bahsediyor?’ ‘Oğlum, bu öğreti, var olan herşeyin aynı hamurdan yapıldığını, farkın sadece isimlerde olduğunu anlamaktır. Bakırdan yapılmış her şey bakırdır, fark sadece isimlerdedir. Tırnak makası gibi demirden yapılmış herşey demirdendir, fark onlara verilen isimlerdedir; işte bu böyledir.’ ‘Şüphesiz benim değerli hocalarım bunu bilmiyordu.. Saygıdeğer efendim, bu öğretiyi bana açıklar mısınız?’ ‘Peki oğlum’ dedi baba.

    Oğlum, başlangıçta varolan, ikincisi olmayan Tek Varlık’tı.Bazı kimseler der ki; Başlangıçta:Varolmayan vardı; o ikincisi olmayan Tek’ti; ondan Varolan ortaya çıktı. Fakat sevgili oğlum, bu nasıl olabildi? Nasıl oldu da Varlık Yokluk’tan doğdu? Başlangıçta var olan varlıktır ve o, İkincisi olmayan Teklik’tir........... ‘Sevgili oğlum, arılar farklı farklı ağaçların özsularını tek bir yerde toplarlar. Bu birliğin içinde toplanmış olan özsular ‘ben şu ağacın özsuyuyum, ben bu ağacın demezler. O halde oğlum, varlıktan gelen bütün yaratıklar da ondan geldikleri bilincini unutmuşlardır. Aslan, kaplan, kurt, domuz, solucan, kuş, sinek, sivrisinek hepsi de bu Varlık’tan gelmedir. Herşeyi var eden bu aynı kaynaktır, o gerçektir, o Atman’dır/Ruhtur, o Sensin ey Şvetaketu’. ‘Efendim, beni daha fazla aydınlat’ ‘Pekala oğlum...’

    - "Anlatacağım. Bana bir Hint inciri getir."
    - "İşte burada efendim."
    - "Onu yar."
    - "Yardım efendim."
    - "Ne görüyorsun?"
    - "Küçücük çekirdekleri var içinde."
    - "Yar o çekirdeklerden birini."
    - "Yardım efendim."
    - "Şimdi ne görüyorsun?"
    - "İçi boş efendim."
    - "İşte o çekirdeğin içindeki senin göremediğin özden koskoca Hint inciri ağacı oluşuyor.

    Bana inan oğlum, işte o incir çekirdeğindeki boşluk o öz ile doludur. Her şey varoluşunu o öze borçludur. İşte gerçek budur. İşte o öz varlıktır. Sen de O’sun."

    - "Bana lütfen Atman'dan biraz daha söz eder misin?"
    - "Peki.. Bu tuzu suya dök ve yarın bana getir." Çocuk denileni yaptı.
    - "Tuz nerede?" diye sordu babası.
    - "Göremiyorum".
    - "İç bakalım nasıl tadı?".
    - "Tuzlu".
    - "Peki şuradan ya da buradan içersen?
    - "Yine tuzlu. Her yanı tuzlu." Babası dedi ki:
    - "Tuzu görmesek de tuz her yerdedir. Aynı şekilde Atman da her yerdedir.. Onu görmesek bile o, her şeyin içindedir. Her şey varoluşunu o öze borçludur. İşte gerçek budur. İşte o öz varlıktır. Sen de O’sun." (Çandogya Upanişad)



    "Nasıl ki güneş ışınları dünyayı kucakladığı halde yaratılışın kiriyle bozulmuyorsa, herkesin içindeki üst ruh olan Tanrı da dünyanın çamuruyla kirlenmez" (Katha Upanişad)



    "Tohumlardaki yağ, sütteki kaymak, çakmak taşındaki ateş gibi, Ruh da kalbimizin derinliklerinde gizlidir,hakikat ve fedakarlık yoluyla arandığında keşfedilir" (Şvetaşvatara Upanişad)



    "Sonsuz sayıdaki suretten oluşan bu evren Tanrı'yı yansıtır, tüm varlıklar ondandır ve ona dönecektir, ateştir ve güneştir o, yıldızlardır, rüzgardır, sulardır, bu oğlan çocuğudur o, şu kız çocuğudur, yaşlı adamdır sendeleyerek bastonuna tutunan, her yere yüneliktir onun yüzü, ne başlangıcı ne de sonu vardır onun, dünyaların içinden çıkıp doğduğu kaynaktır o" (Şvetaşvatara Upanişad)

    Her şeyi bilen ve her şeyin yaratıcısı...O saf bilinçtir, zamanın yaratıcısıdır.Ruhun ve doğanın efendisi, 3 koşullu doğanın yaratıcısıdır, doğum ve ölüm zinciri, karmik zincir ve sonsuzluktaki kurtuluş ondan gelir" (Şvetaşvatara Upanişad)



    "İnsan Tanrı'yı idrak ettiğinde özgürdür, bütün acıları sona ermiştir, doğum ve ölüm yoktur artık onun için...Maddesel dünyadan uzaktır, ruh dünyası vardır, bütün her şeyin gücü, insan hepsine sahiptir çünkü çünkü onunla birleşmiştir" (Şvetaşvatara Upanişad)



    Bu Atman benim kalbinin derinliklerindedir ve bir pirinç veya arpa tanesi ya da hardal çekirdeği kadar küçüktür... Kalbimin derinliklerindeki bu Atman dünyadan, gökyüzünden, göklerden ve bütün dünyalardan daha büyüktür. Bütün hareketler, istekler, korkular, tatlar ondadır, kendi içini kapsayan her şeyi tutan odur; o konuşmaz, hiçbir şeyi dert etmez; bu kalbimin derinliklerindeki Atman, Brahman’dır. Bu yaşamdan ayrıldığım zaman onunla birleşeceğim." (Çandogya Upanişad)



    "Brahman her şeydir. Evrende var olan bütün görüntüler, arzular, duyular Tanrı’dan zuhur ederler. Tanrı’yı tanımak için, kişinin kendisi ile kalbinin derinliklerinde gizli bulunan Tanrı’nin aynı Varlık oldugunu idrak etmesi gerekir. Kişi, ancak bu şekilde ölümden kurtulur." (Çandogya Upanişad)



    "İnsan hayatı soluk düşünce, duyular ve hareketlerden ibaret bir varlıktır. Bu unsurlar, Atman’dan dolayı meydana gelirler ve eninde sonunda bir akarsuyun denize karıştığı zaman kaybolması gibi, Brahman'a karışarak ortadan kaybolurlar." (Prasna Upanişad )




    "Bütün bu evren Brahman'dır/Tanrı’dır, Her şey O'ndan çıkar, ondan kaynaklanır. Her şey O'nda erir, O'nda çözülür, O'nda yok olur. Ve her şey O ile devamlılığını sürdürür..." (Çandogya Upanişad)


    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.

Tanrı her şeydir ve Ruh da Tanrı'dır, Ruh'un dört…

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Beğeniler : 0

    "Tanrı her şeydir ve Ruh da Tanrı'dır, Ruh'un dört bilinç hali vardır, birinci hali Vaişvanara'dır bu haldeyken, tüm duyuları dışa dönük olarak yaşar insan ve sadece maddesel dış dünyanın ayrımındadır, Taicasa ruhun ikinci halidir, bilinç içe dönüktür ve düş görme halidir, üçüncüsü her şeye kadir olan, her şeyi bilen Pracna bilinci bütün canlıların yüreğindeki yönetici olan Ruh'tur, kaynağıdır her şeyin, tüm varlıkların başı ve sonudur, suskun bilincin derin uyku yaşamıdır, Pracna halindeyken ayrılık yoktur, huzurun tadını çıkarmaktan oluşmuş suskun bir bilinç halidir. Turiya diye adlandırılan dördüncü bilinç hali en yücesidir, Ruh'un kendi saf halidir, ne içe ne dışa dönüktür, aklı ve duyuları aşar, ne görülebilir ne dokunulabilir, tüm farklılıkların ötesindedir, düşüncenin de ötesindedir, tarif edilemez O'nda özümlenmekle hissedilir sonsuz huzur ve aşktır o, idrak edin onu." (Mandukya Upanişad)




    "Ateş onun başıdır, güneş ve ay gözleri..Gök onun kulaklarıdır rüzgar nefesidir, bütün evren onun kalbidir, onun ayaklarından oluşmuştur bu dünya, bütün herkesin içindeki öz bilinçtir o." (Mundaka Upanişad)




    "Bütün varlıklar bütün yaşam nefesleri, ve bütün benlikler her şey ama her şey Ruh'da birleşir, Ruh'da birdir" (Brihadaranyaka upanişad)

    Başlangıçta ne varlık vardı ne de yokluk...
    Ne hava vardı, ne de onun ötesindeki gökyüzü
    Bir kımıltı mı? Nerede? Hangi örtünün altında? Kimin himayesinde?
    Dipsiz suların sonsuz derinliği mi yoksa?

    Ne ölüm vardı o zaman ne de ölümsüzlük.
    Ne de gündüzü geceden ayıran bir işaret.
    Ama Bir O vardı, soluk olmadan soluyordu kendi iç gücüyle
    Başka da bir şey yoktu.
    Karanlıklar içinde karanlıklar dururdu;
    Boyutları olmayan bir deniz gibi;
    Mümkün olanı hala biçimlendirmemiş bir boşluk,
    Ta ki Sıcaklığın gücü Tek olanı yaratana dek.

    O zaman, o Tek olanda, Arzu kıpırtıları varlığa dönüştü,
    Ruhun ilk tohumudur Arzu.
    Bilgelikle gönüllerinde araştırma yapan ermiş kişiler
    Keşfettiler varlığın yokluktaki bağlantısını.
    Belli belirsiz bir çizgi varlığı gayri varlıktan kesip ayırdı
    Ne vardı orada onun üstünde?
    Tohum verenler ve güçler oradaydı;
    Altta serbest enerji; üstte hızlı eylem.

    Kim gerçekten biliyor ve açıklayabilir ki,
    O ne zaman doğdu ve dünya nasıl yaratıldı?
    Tanrılar bile ondan sonra ortaya çıktılar
    O halde dünyanın nereden çıktığını kim bilebilir?

    Dünya yaratıldı mı, yoksa kendince mi oluştu,
    Bunu gerçekten sadece o bilebilir,
    Göklerin en yücesinde kollayıp gözeten bilebilir,
    Gerçekten bilir, ama bir bakarsınız, o bile bilmez belki!" (Rig-Veda)



    "O (Indra) bütün görüntülerin orijinal formudur, her şey onun görüntüsü ve onun formu, en güçlü olan o" (Rig-Veda)



    "Agni; ateştir, sudur, bütün göklerdir ve yerdir o, güneş olur tüm dünyayı aydınlatır, ışığın kendisidir" (Rig-Veda)


    "Bilgeler bir olana çeşitli adlar verir, onu; bir olanı, Agni, Mitra, Indra, Varuna, yama diye çağırırlar." (Rig-Veda)



    “Bin başı vardır o kozmik canın, bin gözü ve bin ayağı...dünyayı her yandan kuşattı ve aştı, Kozmik Can(Purusha) gerçekten de bütün olmuş olanlardır, olagelenler ve olacak olanlardır. Ay gönlünden doğdu onun, güneş gözünden ortaya çıktı, ağzından Indra ile Agni çıktı, soluğundan Vayu doğdu, karnından hava neşroldu, başından gökyüzü çıkıp gözler önüne serildi, ayaklarından dünya, kulağından dört yön çıktı” (Rig-Veda)



    "Bütün dünya Agni'ye sarılı, Agni sularda, kayalarda, bitkilerde, taşlarda, bu kutsal ateş(Agni) herkesin içinde." (Atharva-Veda)




    "Atman üzerinde tefekküre dalalım, o zekadan oluşur, yapısı ışık olan ruhsal bedenle kaplıdır, düşünceler kadar hızlıdır, ve kalbimizin içinde olan o, dünyadan, var olan her şeyden göklerden bile daha büyüktür o, benim ruhumdur" (Satapatha Brahmana)




    “Tanrı tarafından yaratılan bir yanılgı sonucu, evren gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi görünür, tıpkı rüyada çektiğimiz acıların yalnızca hayalden ibaret olması gibi” (Bhagavata Purana)



    “Akılsızlar, gökyüzünü bulutlarla, havayı da içinde yüzen toz zerreleriyle bir tutarlar, gökyüzünün bulutlu havanın da kirli olduğunu sanırlar”(Bhagavata Purana)

    “Evrensel elemanlar kozmosa girerler aynı zamanda girmezler, aynı bunun gibi ben de her şeyin içinde varım ama aynı zamanda her şeyin dışındayım” (Bhagavata Purana)


    “Ölüm anında, kişinin dünyada deneyimlediği bütün tecrübeler, zihnin önüne gelir, zihin bunları, yapılan her şeyin etkilerini depolar, ölen kişi bütün bu deneyimler içinde absorbe olmuş hale gelir, sonra da hafıza tamamen kaybedilir daha sonra yeni yaşayacağı hayatın görüntüsü kişinin önüne gelir, bu vizyon kişinin geçmişte yaptıklarına göre oluşur, kişi yeni bir beden aldığında önceki hayatlarına ilişkin bilgileri unutmuş olur önceden defalarca yaşadığı halde kendisini ”yeni doğmuş” olarak görür” (Bhagavata Purana)



    "Ben tezahür etmemiş halimle içine giriştiğim kozmik evrendeki tüm yaratıkları ve canlıları kapsarım ama onlar beni kapsayamazlar. Ancak buna rağmen bütün yaratılış ve evren benim içimde bulunmaz. Benim akıl almaz mistik gücümü anlamaya çalış. Tüm canlılara hayat verdiğim halde her yerde olduğum halde kozmik evrenin ifade şekillerinin bir parçası değilim. Benim benliğim yaratılışın özüdür yaratılmış tüm varlıklar bendedirler, anlamaya gayret et" (Bhagavad Gita)



    "Maddesel dünyada yaşayan canlılar, benim sonsuz parçacıklarımdırlar, onlar şartlı yaşamları nedeniyle altı duyu organlarına karşı ki bunlara şuur da dahildir, zorlu savaşlar verirler" (Bhagavad Gita)




    "Ben tüm gezegenlerle birleşirim onlar da enerjim sayesinde yörüngelerinde kalırlar, ben tüm canlıların bedenindeki sindirim ateşiyim ve dört türlü besnin sindirilebilmesi için nefesle birleşirim, ben bütün canlıların kalbindeyim, anımsama, unutma ve bilim benden kaynalanıyor"( Bhagavad Gita)




    "En yüce gerçek olan o, canlıların içinde ve dışındadır, hareketli ve hareketsiz şeylerin ötesindedir, son derece ince yapısı nedeniyle maddesel duyu organlarıyla algılanıp tanınması olası değildir o hem çok uzakta hem de çok yakındadır" (Bhagavad Gita)




    "Her şeyde beni ve bende her şeyi gören biri için ben asla kaybolmam. O kişi de benim için kaybolmaz. Benim bütün yaratıklarda bulunan varlığıma saygı gösteren bilge yaşam biçimi ne olursa olsun bende var olur" (Bhagavad Gita)



    "İnsanların kalbinde yer etmiş olan ben, onlara gösterdiğim şefkatin bir işareti olarak bilgisizliklerinden doğan içlerindeki karanlığı, bilginin ışığıyla aydınlatırım" (Bhagavad Gita)



    "Duyular cansız maddenin üzerinde yer alırlar, şuur duyuların üzerindedir, zeka şuurun üzerindedir, ruh zekanın da üzerindedir.Eğer insan, özbenliğinin; duyuları, zekası ve şuurunun ötesinde transandantal olduğunu biliyorsa düşüncelerini üst spiritüel benlik ile güçlendirerek doymak bilmez zevk düşmanını yenebilir" (Bhagavad Gita)



    "Küçücük bir parçamla tüm evrene girişip onu kaplıyorum ve yaşam veriyorum" (Bhagavad Gita)



    "Spiritüel doğa başlangıçsızdır ve benim emrimdedir, o maddesel doğanın etki-tepki prensibinin dışındadır, onungözü kulağı kafası eli ayağı her yerdedir böylece üst ruh her şeyi kaplayarak varlığını sürdürür, o duyuların kaynağıdır" (Bhagavad Gita)




    "O ışıldayan tüm varlıkların ışığıdır, maddenin karanlığının ötesinde tezahür etmemiş haldedir, o herkesin kalbindedir ve bilimin hedefidir" (Bhagavad Gita)




    "Maddesel enerjinin içinde yer alan canlı, maddesel doğanın tadını çıkarır, canlı doğanın çeşitli ifadeleri içinden iyi ve kötü ile karşılaşır, bedenin içinde her şeyin tadını çıkaran biri daha vardır.Aşkın olan ve en yüce tadı alan kişi hem gözlemci hem de izin veren üst ruh diye adlandırılır, o Tanrı'dır" (Bhagavad Gita)




    "Güneşin tek başına dünyayı aydınlatması gibi, bedendeki ruh da tüm bedeni şuur ile aydınlatır" (Bhagavad Gita)



    "Ben amacım, koruyanım, herkesin sığınağı, evi ocağıyım, herkesin en iyi dostu ve arkadaşı Ben'im. Ben sonsuz tohumum" (Bhagavad Gita)




    "Ben tüm canlıların kalbindeki üst ruhum.Tüm canlıları başlangıcı ortası ve sonu Ben'im" (Bhagavad Gita)




    "Her ne olursa olsun, ben yaratılmış her şeyin tohumuyum.Bensiz var olabilen hareketli ya da hareketsiz hiçbir şey yoktur" (Bhagavad Gita)




    "Ruhun doğumu ya da ölümü, geçmişte şimdi ve gelecekte yoktur, o doğmamıştır sonsuzdur, hep var olmuştur var olan en eski şeydir, ölecek olan bedendir" (Bhagavad Gita)




    "İnsanın eski elbiselerini çıkarıp yenilerini giymesi gibi, ruh da eskiyen ve artık kullanılamayacak hale gelmiş bedenini bırakıp yeni maddesel bedenine bürünür" (Bhagavad Gita)




    "Toprak, su, hava, ateş, eter, şuur, zeka ve sahte ego...bu sekiz eleman bana yabancılaşmış maddesel enerjimin topla.ını oluşturur" (Bhagavad Gita)




    "Tüm yaratıkların aslı iki tip doğada ifadesini bulur.Ben bu dünyadaki maddesel ya da spiritüel her şeyin hem aslı hem de çözülüp yok oluşuyum, her şey ipe dizilmiş mücevher taneleri gibi bendedir" (Bhagavad Gita)



    "Denizdeki fırtınanın uçurup götürdüğü bir sandal gibi, hükmedilemeyen duyular da şuuru sürekli meşgul ederek aklı uçurup götürür" (Bhagavad Gita)



    "En günahkar kişi olsan da spiritüel bilginin sandalına bindiysen,acıların okyanusunu kuşkusuz baştan aşağı aşacaksın" (Bhagavad Gita)



    "Alevlenen ateşin odunu kül haline getirmesi gibi, bilginin ateşi de maddesel faaliyetlerin reaksiyonunu(günah ve sevap) yakıp kül eder" (Bhagavad Gita)




    "Yaşam boyunca acının ve mutluluğun bir görünüp bir kaybolması, mevsimlerin gelip gitmesi gibidir, onlar 5 duyunun algılamasıyla oluşurlar kişi paniğe kapılmadan bunları anlayışla karşılamasını öğrenmelidir" (Bhagavad Gita)

    "Sevgi ve Şiva Bir'dir. Az akıllılar sevgi ve Şiva'nın farklı şeyler olduğunu düşünürler ancak Şiva sevginin ta kendisidir. Kalplerdeki sevgiyi eriten Tanrı'dır, o ilksel sevgidir." (Tirumantiram)


    "Şiva; bütün evreni, canlıları, her şeyi kaplayan sonsuz enerji ve ışıktır." (Tirumantiram)


    "Canlıların ruhunun ışığı, Şiva'nın sonsuz ışığı ile birleşir, o herkesin yüreğindeki mabette oturur, algılama bilinç ve duyguların kaynağı Şiva'dır (Tirumantiram)"

    "Her şeye nüfuz eden bilincin algılanabilir sureti olarak hitap edilebilen ve tüm varoluşta yer alan ilahi Tanrıça'nın önünde eğiliriz" (Çandi Patha)



    "Bilincin her yanında ikamet eden, Gönül'ün yansımaları sayesinde bilinebilen, tüm varoluştaki ilahi Tanrıça'nın önünde eğiliriz, tüm varoluşta enerji olarak, akıl olarak, tüm varoluşta tüm canlılar olarak ikamet eden kutsal Tanrıça'nın önünde eğiliriz" (Çandi Patha)



    "Tanrıça'nın önünde eğiliriz, ışık saçan ışınların bedenlenmişinin önünde, yaratan dişil prensibin önünde ışığı tezahür ettirenin, Tanrıça aşkının önünde eğiliriz" (Çandi Patha)



    "Tüm zorlukları kaldırmaya gücü yetenin, Öz'ün, her şeyin nedeninin, algılamanın, her şeyi yapanın, bilinemez olan O'nun önünde eğiliriz" (Çandi Patha)




    "Hareketli ya da hareketsiz ne varsa hiçbir şey benden ayrı değil, Maya bile ayrı değil benden ki bu, yüce bir hakikattir.
    Tüm dünya her yönde olmak üzere benim içimde örülegeldi, ben Rab ve kozmik can'ım, kozmik beden'im. Ben hem Brahma hem Vişnu hem de Şiva'yım, güneş ve yıldızlarım ben, hayvanlar ile kuşların çeşitli türleriyim, ben kesinlikle dişilim aynı zamanda cinsiyeti olmayanım," (Devi Gita)



    " Her nerede bir şey görür ya da duyarsan o şeye tümüyle nüfuz ederim, her daim o gördüğün ve duyduğun şeyin içindeyim çünkü. Hareket eden ya da etmeyen hiçbir şey yoktur ki Ben'den yoksun olsun, eğer yoksun olsaydı kısır bir kadının oğlu gibi bir hiçlik olurdu o"(Devi Gita)

    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.

Olumun verdigi Kutsal Ogreti: Katha Upanishad Binl…

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Beğeniler : 0

    Olumun verdigi Kutsal Ogreti: Katha Upanishad

    "Binlerce yıl önce, eski Hindistan'da Vacasravasa isminde bir ermiş yaşardı, Naçiketas isminde altın kalpli bir de oğlu vardı, çok dindar bir yapısı olan bu ermiş, öldükten sonra Tanrı katında iyi bir yere gelmek, cennetlere ulaşabilmek için nerdeyse bütün mal varlığını kurban amacıyla dağıttı, bütün zenginliğini sadaka olarak insanlarla paylaştı. Babası Tanrı rızası için her şeyi kurban ediyor, her şeyini sadaka olarak veriyor oğlu da bütün bunları içten ve samimi bir yürekle izliyordu.

    Ve öyle bir gün geldi ki Vacasravasa’nın elindeki her şey nerdeyse tükendi, artık elinde yajna/kurban için bir şey kalmıyordu, kala kala iskelet haline gelmiş ve açlıktan ölmek üzere olan birkaç inek kaldı, babası onları da vermeyi düşünüyordu.

    Oğlu, açlıktan ölmek üzere olan artık bir iskelet haline gelmiş inekleri vermek üzere olan babasını görünce “Bu sıska inekleri mi veriyor, ne değeri olabilir ki bunların” diye düşündü ve babasına şunu söyledi::

    “Babacığım, elinde hiçbir şey kalmadı, sahip olduğun her şeyi veriyorsun, ben senin oğlunum sen benim de sahibimsin ne de olsa, elinde bir tek ben kaldım, beni kime vereceksin?”

    Babası bu sözleri duyunca içinden “Oğlumu da mı vereceğim? Bu nasıl olur? Mümkün değil” diye düşünür kendi kendine kızar ve oğluna yanıt vermez. Fakat oğlu durmaz yine sorar “Beni kime vermek istiyorsun baba?” babası yine susar.

    Fakat Naçiketas, babası sustukça aynı soruyu tekrarlamayı sürdürür nihayet babasını çileden çıkarır, babası kızarak “Ölüme vereceğim seni Ölüme!” der çocuk da içinden “Anladım, Babam beni ölüm Tanrısı Yama’ya verecek” diye düşünür.

    Naçiketas, bunları düşünürken babasının ağzından kızgınlıkla çıkan bu iki çift laf sanki gerçek oluverir! Çocuk bir anda yere yığılır ve koma durumuna girer, nerdeyse ölmüştür! Ama çocuk ölmez, gerçekten hiçbir farkı olmayan, gerçek gibi bir rüya görme durumuna girer, ruhu bedenden ayrılmıştır ve başka bir alemdedir artık!

    Altın kalpli ve saf bir çocuk olan Naçiketas, “babamım beni verdiği ölüm nerede?” diye düşünerek, başka bir alemde bir yerlerde gezmeye başlar ve ölüm Tanrısı’nın olduğunu düşündüğü bir yere gider, “ölüm Tanrısı Yama, babam beni ölüme yani sana verdi nerdesin?” diye seslenir ancak Ölüm orada değildir, Naçiketas ölüm Tanrısını bir türlü bulamaz, bu alemde 3 gün 3 gece büyük ruhsal acılarla, zaman geçer ama ölüm Tanrısı Yama bir türlü ortaya çıkmaz.

    3. günün sonunda Ölüm nihayet geliverir, “Günlerdir beni arıyorsun ey altın kalpli çocuk, 3 günden beri bütün ruhunla beni aradığın halde ben sana gelmedim” der çocuk da “Ey ölüm bana yaşam suyu getir” der, ölüm de getirir. İnsan ölümü gördüğünde bir daha aynı bedene dönemez, yaşayamaz ölüm bu nedenle Naçiketas’a yaşam suyu getirir. Ölüm suyu verdikten sonra “bu gecikmeye karşılık benden 3 şey dile sana vereceğim” der.

    Çocuk “ne güzel” der “birinci dileğim: Babam huzur bulsun, sakinleşsin ve oraya döndüğümde bana olan kızgınlığı tamamen geçsin.”

    Ölüm ona “peki” dedi, “Baban huzur dolu olacak, sana olanöfkesi geçecek ve benden kurtulup mutlu olacak huzurlu günler geçirecek”

    Çocuk “Ey ölüm, göksel ateş dedikleri nedir? Onu bilen ve uygulayan sonsuz olurmuş diye duydum bana anlat ikinci dileğim budur”

    Ölüm “ Cennete ulaşmanı sağlayan bu göksel ateş senin kalbinin gizli köşelerindedir” dedi ve ona ilgili ezoterik öğretileri anlattı”

    Çocuk nihayet üçüncü dileğini diledi: “Ey ölüm, insanlar öldükleri zaman bazıları “ölümden sonrası var” , bazıları ise “yok” der, insana öldükten sonra ne olur ey ölüm? Bana bunu anlat üçüncü dileğim budur”

    “Naçiketsa, tanrılar bile bu konuyu tam olarak anlamış değillerdir, bu kolay anlaşılır bir konu değil, çok ince bir konudur, beni affet bu isteğini geri çeviriyorum başka şeyler dile.”

    Çocuk “Ey ölüm, şimdi daha çok merak ettim! Zaten bu konuyu senden daha iyi anlatacak biri de yok ey ölüm!”

    “Naçiketas, lütfen! Zenginlik iste uzun ve sağlıklı bir yaşam iste, atlar filler altınlar evler iste bunları iste, iyi bir eş iste, maddi bir güç iste hepsini yerine getireceğim söz! Ama ne olur bana ölümü sorma!”

    “Ey ölüm, insanın ruhu zenginlikle doymuyor! Üstelik zenginlikte ölümsüzlüğe dair bir umut da yoktur, yukarda bana saydığın şeylerin hepsi geçici, tükeniyor üstelik sen hüküm sürmeye başladığında bunların hepsi zaten yok olacak ey Ölüm! Bunlar beni nasıl doyursun?

    Ey ölüm ölümle ve kurtuluşla ilgili bu sırrı öğrenmedikçe bil ki rahat etmeyeceğim ve bundan başka da dileğim olmayacak!”

    Ölüm: “Aferin Naciketas... Dinle şimdi” dedi ve devam etti:

    “Bak Naçiketas, şu hayatta bir ‘iyi’ vardır bir de ‘güzel’, ‘iyi’ ile ‘güzel’ tamamen ayrı şeylerdir,’güzel’ olan kolay, süslü, parıltılı gözükür; ‘iyi’ olan ise çok zorlu ama sonuca ulaşturan bir yoldur, biri amaca ulaştırır, diğerini seçen ise doğum ölüm döngüsüyle defalarca benim elime düşer! Bu hayatta akıllı kişiler iyiyi güzele tercih eder, daha az akıllı olanlar ise kazanma ve biriktirme içgüdüsüyle güzel olanı tercih eder ve defalarca elime düşerler ve düşmeye de devam ederler, işte güzeli iyiye tercih edenler, benim hükümdarlığımdan bir türlü kurtulamazlar Naçiketas! Ayrıca “Sadece bu dünya var ötesi yok” diyenler de defalarca benim elime düşerler ve düşmeye de devam ederler.

    Ey Naçiketas, ben senin kararlılığını denedim! Sen ‘güzel’ e dair göz boyayıcı her şeyi yendin, hepsini bertaraf ettin, ‘iyi’ yi seçtin sen pek çok insanın defalarca elime düşmesine neden olan o güzel ve zenginlik kolyesini taklmadın...”

    “Bak Naçiketas, ‘öz’ denilen şeye Atman denir, bu Atman çok duymakla kazanılmaz, çok öğrenmekle anlaşılamaz, bu kalbin derinliklerinde saklanan özü görmek çok zordur, onu ancak onunla özdeşleşmiş kimse gerçekten anlayabilir ve anlatabilir.

    Naçiketas, bu ‘bilen’ öz, bu bilinçli varlık doğmamıştır, ölmez bu varlık hiçbir yerden kök almaz, o doğmamıştır ve ölmez, ilktir, beden ölse bile o öldürülemez.

    İşte bu Atman, en büyük şeylerden bile daha büyük aynı zamanda en küçük zerrelerden de daha küçüktür, bu Atman, her canlının kalbinin derinliklerinde gizlidir.

    O öyle bir varlıktır ki yerinde sabit otururken çok çok uzaklara gider, yatarken aynı anda her yere gider, O geçici bedenler içinde bedensiz olandır, O her şeyi kaplayan ve her şeyi kapsayan sonsuz ruhtur.

    Naçiketas şöyle düşün, Ruh/Atman bir at arabasının sürücüsünü kontrol eden esas güçtür, beden arabadır, bilinç arabanın sürücüsü, akıl da bilincin/sürücünün elindeki dizginlerdir, duyular atlar, duyu nesneleri yani objeler de arabanın önündeki yollardır. İşte duyu organları, akıl ve bedenle karışmış olan bu atman “hoşlanan” yaşarken “tatmin olan” dır.

    Aklını dengede tutamayanların duyuları, at arabasının sürücüsünü dinlemeyen hırçın atlar gibidir, aklını dengede tutanların duyuları ise uysal atlara benzer.

    İşte aklını kontrol edemeyen, saf olamayan kişi yüce amaca ulaşamaz ve doğum ölüm yolunda gider durur, aklını kontrol etmeyi başarıp özü idrak edebilenler ise bir daha hiç doğmaz.

    Duyu nesneleri olan objeler, duyulardan daha yukardadır, suyu nesnelerinden daha yukarda olan Akıl’dır, akıldan daha yukarda olan bilinçtir, bilinçten de daha yukarda olan ise sonsuz öz Atman’dır.

    Naçiketas, O öz Atman canlıların içinde saklı olduğu halde ışığı dışarıya yayılmaz, o sonsuz öz ancak ince üstün görüş ve ince akıl sahibi kişiler tarafından görülebilir.

    İşte Naçiketas, bu sessiz olanı, dokunulmaz, ölümsüz, biçimi olmayanı, tadı olmayanı, kokusuz, değişmez, başlangıcı ve sonu olmayanı, en büyükten de daha büyük olanı bilen kişi ölümün pençesinden kurtulur.

    Bu kendiliğinden varolan, dışarı doğru açılımlar yapar, duyu organları da bu nedenle hep dışarı doğru açılımlar yapar böylece kişi hep dışarı bakma eğilimindedir, kendi içine bakmaz. Ölümsüzlük arayan kişi, işte kendi içine bakmayı başarabilmeli ve böylece Atman ile yüz yüze gelmeli.

    Naçiketas, insan içindeki bu öz sayesinde tat alır, koku alır, işitir, görür ve dokunma zevkleri alır bütün bunları algılayan Atman’dır başka bir şey değil, kişi uyuma ve uyanıklık hallerinde ne algılıyorsa işte bu her şeyi kaplayan ve her şeyi saran Atman sayesinde olur çünkü algılayan şey tam olarak O’dur.

    O Atman, sulardan önce vardı, gerçekte doğmamış olduğu halde herkesle ve her şeyle yeniden doğar, yaşam olup doğar o, canlılar olup doğar, kalbin gizli köşelerinde barınır hep.

    Bütün tanrılar ve her şey O’ndadır, bu gerçeğe varıldı mı artık çokluk yanılsaması biter, çokluk gören defalarca elime düşer, ölümden ölüme gider, teklik gerçeğini algılayan ise kurtulur.

    Saf su saf suya akınca nasıl onunla tamamen bir olursa aydınlanmış ruh sahibi kişi de böyledir.

    Naçiketas, Herkesin içindeki bu sonsuz öz, güneştir, havadır, göklerde yaşar o, yerlerde yaşar, her canlıda yaşar, her yerde yaşar , kayalardadır o, şu sığır sürülerindedir, her yerdedir ve her şeydir, o gerçekte yaşar.

    Bazıları yaptıkları işlere (karma) göre ve bilgi düzeylerine göre çeşitli rahimlere girer, bazıları ise kurtulur.

    Kalbin derinliklerinde var olan o sonsuz ruh, Tanrı’dır, herkes uykudayken o uyanık kalır, bütün dünyalar O’nda barınır.

    Bir olan ateş nasıl ki üzerinde yayıldığı cismin şeklini alırsa ama yine de “ateş” olarak kalırsa, ruh da içine girdiği varlıkla bütünleşerek onun şeklini alır ancak nasıl ki güneş ışınları dünyayı kucakladığı halde yaratılışın kiriyle bozulmuyorsa, herkesin içindeki üst ruh olan Tanrı da dünyanın çamuruyla kirlenmez

    Ey Naçiketas, her şeyin içindeki sonsuz Tanrı, o Atman tekten çoğu çıkarandır onun ve her şeyin bir ve tek olduğunu anlayanlar sonsuz mutluluğa ulaşır

    Naçiketas şimdi ben bunu sana nasıl anlatacağım... Parlayan aslında güneş değildir, veya ay ya da yıldızlar da değildir, hem bütün bunları hem de tüm dünyaları aydınlatan da işte onun ışığıdır

    Ölümsüz bir İncir ağacını düşün Naçiketas, bu ağacın kökü en yukarda dalları ise aşağıdadır, kökü gerçekten saftır ve Brahman’dır, bütün dünyalar onda barınırlar işte, hiçbir şey ondan öteye gidemez.

    Naçiketas bir insan işte kalbin derinliklerinde gizlenen sonsuz özü gerçekten idrak ettiği zaman ölümsüz olur, eğer idrak edilemezse bu canlılar dünyasında cisimleşmeyle(reenkarnasyon) sonuçlanır. O’nun biçimi yoktur, kimse onu gözleriyle göremez, biçimine bakılmaz, O ancak kalp akıl ve düşünce üçlüsünün birleşimiyle kavranabilir bu birleşim için de en yüksek yolun tüm dünyasal bağları kalbinden atmak olduğunu söylerler, gerçekten de kalbe yapışık dünyasal bağlar, kişinin tekrar cisimlenmesine neden olur bunları atabilen Brahman’a karışır.

    Naçiketas ölümden bu bilgileri aldı, sonra tekrar babasının yanına kendi bedenine döndü, kendini aydınlanmaya adadı çeşitli yoga yolları izledikten sonra da Brahman’a kavuştu, ona karıştı, tutkudan ve ölümden kurtuldu, bunu bilen başkaları da böyle olabilir."

    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.

Yakın zamana kadar şaşkın bir halde, MAYA'ya kapıl…

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Beğeniler : 0

    "Yakın zamana kadar şaşkın bir halde, MAYA'ya kapılarak yaşıyordum, ama artık aydınlandım dünyayı aşmış bir şekilde, beden ve dünya benim ışığımdan ortaya çıkar, aslında her şey benim veya benim olan hiçbir şey yok, artık sonsuz Atman'ı görüyorum, fokurdayıp köpüren bir dalganın sudan başka bir şey olmaması gibi, Atman'da dışarıya taşan tüm yaratılış da Atman'dır yalnızca.

    Bir kumaş parçasının iplikten ibaret olması gibi, tüm yaratılış da Atman'dan ibarettir.

    Dünya, Atman bilinmediğinde ortaya çıkar, bilindğinde değil. Ama siz halata yılanı yakıştırıyorsunuz, ama halatı gördüğünüzde yılan ortadan kaybolur.

    Doğam ışıktır benim yalnızca ışık, saf ışık! ortaya çıktığında dünya, yalnız ben parıldıyorumdur.

    Dünya içimde ortaya çıktığında bir yanılsamadan ibarettir bu, güneşin altında titreşen su birikintisi, halat kolundaki yılan, benden taşar dünya, ve bende eriyip gider, tıpkı bir bileziğin eriyip altın olması gibi, bir çömleğin unufak olarak kile dönüşmesi gibi, bir dalganın yatışıp suda yitip gitmesi gibi...

    Surete büründüm ama hala TEK'im, ne gelirim giderim ancak yine de her yerdeyim ben, sonsuz okyanusum.

    Düşünceler ve maddeye bağlılık yoğunlaştığında rüzgar dalgalar gibi sertleşir, binlerce dünya çıkar ortaya ama rüzgar dindiğinde batar gemisiyle beraber.

    Varlığımız sınırsız okyanusunda, eli ayağı dolaşır onun ve onunla birlikte tüm dünyaların.

    Ben içinde tüm canlıların doğal olarak ortaya çıktığı sonra yatıştığı ucu bucağı olmayan Derya'yım" (Ashtavakra Gita)

    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.

“Ey ölüm, insanın ruhu zenginlikle doymuyor! Üstel…

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Beğeniler : 0

    “Ey ölüm, insanın ruhu zenginlikle doymuyor! Üstelik zenginlikte ölümsüzlüğe dair bir umut da yoktur, yukarda bana saydığın şeylerin hepsi geçici, tükeniyor üstelik sen hüküm sürmeye başladığında bunların hepsi zaten yok olacak ey Ölüm! Bunlar beni nasıl doyursun?

    Ey ölüm ölümle ve kurtuluşla ilgili bu sırrı öğrenmedikçe bil ki rahat etmeyeceğim ve bundan başka da dileğim olmayacak!”

    Ölüm: “Güzel Naçiketas, güzel... Dinle şimdi” dedi ve devam etti:

    “Bak Naçiketas, şu hayatta bir ‘iyi’ vardır bir de ‘güzel’, ‘iyi’ ile ‘güzel’ tamamen ayrı şeylerdir,’güzel’ olan kolay, süslü, parıltılı gözükür; ‘iyi’ olan ise çok zorlu ama sonuca ulaşturan bir yoldur, biri amaca ulaştırır, diğerini seçen ise doğum ölüm döngüsüyle defalarca benim elime düşer! Bu hayatta akıllı kişiler iyiyi güzele tercih eder, daha az akıllı olanlar ise kazanma ve biriktirme içgüdüsüyle güzel olanı tercih eder ve defalarca elime düşerler ve düşmeye de devam ederler, işte güzeli iyiye tercih edenler, benim hükümdarlığımdan bir türlü kurtulamazlar Naçiketas! Ayrıca “Sadece bu dünya var ötesi yok” diyenler de defalarca benim elime düşerler ve düşmeye de devam ederler.

    Ey Naçiketas, ben senin kararlılığını denedim! Sen ‘güzel’ e dair göz boyayıcı her şeyi yendin, hepsini bertaraf ettin, ‘iyi’ yi seçtin sen pek çok insanın defalarca elime düşmesine neden olan o güzel ve zenginlik kolyesini taklmadın...”

    Sn. fırat;

    Burada "güzel" nitelemesi iki farklı şekilde kullanılmış görünüyor.

    Yoksa ben mi yanlış anlıyorum ?

    İmza

Alıntı Ârif Cemil Demişki : “Ey ölüm insanın…

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Beğeniler : 0

    Alıntı Ârif Cemil Demişki :
    “Ey ölüm insanın ruhu zenginlikle doymuyor Üstelik zenginlikte ölümsüzlüğe dair bir umut da yoktur yukarda bana saydığın şeylerin hepsi geçici tükeniyor üstelik sen hüküm sürmeye başladığında bunların hepsi zaten yok olacak ey Ölüm Bunlar beni nasıl doyursun Ey ölüm ölümle ve kurtuluşla ilgili bu sırrı öğrenmedikçe bil ki rahat etmeyeceğim ve bundan başka da dileğim olmayacak” Ölüm “Güzel Naçiketas güzel Dinle şimdi” dedi ve devam etti “Bak Naçiketas şu hayatta bir iyi vardır bir de güzel iyi ile güzel tamamen ayrı şeylerdirgüzel olan kolay süslü parıltılı gözükür iyi olan ise çok zorlu ama sonuca ulaşturan bir yoldur biri amaca ulaştırır diğerini seçen ise doğum ölüm döngüsüyle defalarca benim elime düşer Bu hayatta akıllı kişiler iyiyi güzele tercih eder daha az akıllı olanlar ise kazanma ve biriktirme içgüdüsüyle güzel olanı tercih eder ve defalarca elime düşerler ve düşmeye de devam ederler işte güzeli iyiye tercih edenler benim hükümdarlığımdan bir türlü kurtulamazlar Naçiketas Ay…


    Cevap :

    Mavi ile yazdiginiz kismin orijinali "guzel" degil ben onu Turkce`ye konusma dili olarak gozuksun diye oyle cevirdim. Yani "iyi soyledin" daha dogrusu "aferin" diye de cevrilebilir. (Hatta simdi duzelteyim) O anlamda "guzel"... Cok onemli bir yer degil o kisim anlamlari farkli o iki "guzel" ifadesinin.

    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.

Isiktan farkli olan karanlik nasil ki gunes isigin…

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Beğeniler : 0

    "Isiktan farkli olan karanlik nasil ki gunes isiginda ozumleniyorsa butun bu evren de Brahman`da ozumlenir, comlegin kisitladigi bosluk, comlegin kirilip gitmesiyle nasil ki sadece bosluk haline geliyorsa, Brahman`i idrak eden bilge de suretin yok olup gitmesiyle Brahman`da ozumlenerek o haline gelir, isik olur. Sut ile karistirilan sut, su ile karistirilan su nasil ki ozumleniyorsa, Brahman`i idrak eden kisi de O`nda ozumlenir.

    Brahman`da ozumlenen kisi yok edilemez mutlak bedensizlik haline kavusur dolayisiyla cehalet basta olmak uzere beden ve bedenin kisitliklari, varolus olan Atman`da ozumlenmesi sayesinde, bilgelik atesinde yanip giderek, yok olur." (Sankacharya - Viveka Cudamani)

    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.

Hindu Kutsal Kitaplari ile ilgili video serime bas…

Alıntı Firat Gnosis Demişki : Hindu Kutsal Kitapla…

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Beğeniler : 0

    Alıntı Firat Gnosis Demişki :
    Hindu Kutsal Kitaplari ile ilgili video serime basladim iste ilk videom http www youtube com watchv=2yhpHjw1rLM


    Cevap :

    Emeklerin için teşekkürler. Yazının ekranda kalma süresi biraz kısa gibi. Ben takip edemedim maalesef.

    İmza

Evet simdi ben de farkettim biraz daha uzun yapmal…

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Beğeniler : 0

    Evet simdi ben de farkettim biraz daha uzun yapmaliydim yazilarin kalis suresini, yazilari muzikteki tempoya uydurmaya calistim bazi yerlerde bu nedenle oyle oldu, bir dahaki sefere sadece resimleri muzikteki tempoya uyduracagim, yeni videoda yazilar daha uzun kalacak Tesekkur ederim...

    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.

Ikinci videom da Full HD olarak hazir: http://yout…