islamiyet

Ana Sayfa Forum Din ve İnançlar islamiyet Allah, kendi prensiplerine aykırı hüküm verir mi ?

Allah, kendi prensiplerine aykırı hüküm verir mi ?

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Kategori : islamiyet Cevaplar : 10 Okunma : 4606 Beğeniler : 0
    Allah, kendi prensiplerine aykırı hüküm verir mi ?

    Şu soruyla çok sık karşılaşılmıştır.

    "Mâdem ki Allah ezel ve ebed ilmiyle insanların Cennetlik mi yoksa Cehennemlik mi olduklarını bilmektedir. Şu hâlde, doğrudan herkes gideceği yere gönderilse olmaz mıydı; neden bu dünyada ekstardan eziyet çekiyoruz ?"

    Buna, şöyle bir cevap verilir.

    "Allah'ın kimin ne yapacağını biliyor olması, cezâ ya da ödül için yeterli değildir. Nasıl ki, yaratma sıfatının tecelisi olarak tüm mükevvenâtı var etmişse, adâlet sıfatının tecelisi için de; insan(lar)ın yaşanılan süreçte "saf"ını belli etmesi, cezâya müstehâk olacakların, suç teşkil edecek fiilleri bizzat işlemeleri, ödüle (Cennet) lâyık görülenlerin de, bu 'liyâkat'lerini ıspat etmeleri şarttır."

    Böyle bir cevâba - hangi inançtan olursa olsun - itiraz edecek hiç bir imanlı çıkmaz.

    Ancak; En'âm sûresi 7. 'âyet' Alah'ın kendi koyduğu prensipleri çiğnediğini, adâlet sıfatına ters düşen bir hüküm verdiğini göstermiyor mu ?

    "(Ey Muhammed!) Eğer sana kağıda yazılı bir kitap indirseydik, onlar da elleriyle ona dokunsalardı, yine o inkar edenler, "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir" diyeceklerdi."

    Yâni; insanlarını nasıl tepki göstereceklerini bilse de; insanlar, o fiili işlmedikleri hâlde onları suçlaması/yargılaması doğru mudur ?
    Eğer bunu yapmasında bir sakınca yok ise, bizleri neden dünyada var etti ?
    Doğrudan; bir kısmımızı Cennet'e, geri kalanları da, Cehennem'e göndermeli değil miydi ?

    Misâl; öğretmen öğrencileri yazılı yoklama yaparken, daha önce kopye çekerken yakaladığı bir öğrenciye, "Sen önceden de kopye çekmiştin. Şimdi yazılıya tekrar girersen, gene aynı yanlışı yapacaksın.' diyerek suçlasa, sınava almamazlık yapsa, bu doğru bir davranış olur mu ?

    Aynı mantığı "mûcize" husûsunda da kurmak mümkün.

    'Müşrik' Araplar, Muhammed'den Allah'ın elçisi olduğunu kanıtlamaya yarayacak bir mûcize isterler.

    "Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir." (Şuara: 154)

    Mekke'nin (ulu) Rabbi Allah cevap verir.

    "Bizi, mucizeler göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu..." (İsra:59)

    Ya Hu; mâdem "öncekilerin mûcizeleri yalanlaması" sonrakilere mûcize gönderilmesi için bir engel idi. Mâdem Tanrı, mûcizelerini yalanlayanlara - prensip olarak - yenisini göndermiyordu. O hâlde, defâlarca mûcizelere tanık olan ve her defâsında da nankörlük eden İsrailoğularına bu "prensip"(!) neden uygulanmadı ? İsrailoğularına özel "kıyak" yapılırken; Kur'an'ın betimlemesiyle "Ataları uyarılmamış" (Ya-sin:6) bir kâvim olan (Gariban) Araplara, - Muhammed'in elçiliğini ıspâta yarayacak - bir mûcize neden verilmedi ?

    Kur'an bu hususda çok "kaçamak" cevaplar verir.
    "Câhil-cühelâ"(!) müşriklerin sorusunu saptırır.

    "Dediler ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!" (Ey Muhammed!) De ki: "Şüphesiz Allah'ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor." (En'âm:37)

    Af buyur ?!
    "En'am: 37'de başka; Ankebut: 61/63''te başka konuşmak "Âlemlerin Rabbi"(!)ne yakışıyor mu hiç ?


    " And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi, ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz "Allah'tır" derler..." (Ankebut:61)

    "And olsun ki onlara: "Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz, "Allah'tır" derler..." (Ankebut:63)

    Demek ki neymiş ?
    (Müşrik) Araplar, her şeyi var edenin sadece Allah olduğuna inanıyorlarmış.

    Yâni müşrikler, hem tek yaratıcının sâdece Alah olduğunu kabul edecek;
    Hem de, O'nun mûcize yapamıyacağını ileri sürecekler öyle mi ?


    "...Doğrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz!" (Neml:55)


    Tanrı'nın prensiplerinin bir kısmı muğlâk özellikler taşısaydı eğer; her şey biribirine karışırdı.
    Tanrı, imana dâvet ettiği insanlara, inanmaları için yardım eder.
    Onların kafalarındaki soru işâretlerini yok edecek doneler verir.

    "Eğer kendilerine bir mucize gelirse mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?" (En'âm:109)

    Bu 'âyet'te olduğu gibi, mübhem/muğlâk ifâdelerle, yeni "acabâ"ların oluşmasına yol açmaz.
    Anlaşılmaz/gaybi/müteşâbih 'Âyet'(!)lerle, kullarının "kalplerinde hastalık" aramaz.
    İnsanların inanmaya olan ihtiyaçları üzerinden; onların şüphe, zaaf ve korkularını kulanarak, kendisi için "iman" devşirmeye tenezzül etmez.

    Çünki O, insanların hangi "hastalık"tan muzdarip olduklarını bilir ve kurtulmaları için yardım etmek ister.

    Birilerini suçlamak için onların nasıl davranacaklarını önceden tahmin etmek veya kesin olarak bilmek yetmiyor.
    Ayrıca kişilerin sorumluluğu üstlenmeleri için, iddia edilen o fiil(ler)i bizzat işlemeleri şarttır.

    Eğer hırsızın çocuğuna - babası hırsız olduğu için - hırsız suçlaması yapmak geçerli bir yöntem olsaydı; tipik bir kast sistemi oluşurdu.
    Bütün suçluların çocukları suçlu,
    Bütün suçsuzların çocukları da otomatikman 'asla suç işlemeyecek kişiler' olarak kabul edilirdi.

    Böyle bir prensip/algı var mı ?

    İmza

Sevgili Arif Bey; Güzel bir fikir jimnastiği yapmı…

  • Zeynep TAŞDEVİREN
    Zeynep TAŞDEVİREN
    dunyadinleri.com/zeynepp
    buradaydı
    Cinsiyet : Bayan
    Şehir : İzmir
    Meslek : Bankacı
    Giriş : 27
    İnandığınız Din : Agnostik
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Zeynep TAŞDEVİREN Tarih : Beğeniler : 0

    Sevgili Arif Bey;

    Güzel bir fikir jimnastiği yapmışsınız. Düşünmeye sevk edici bir yazım tarzınız var teşekkürler.

    Konuyu ilgiyle okudum. Ayetlerin doğruluğunu teyit etme gereği duymadım. Yazmışsanız doğrudur diyorum. Fakat islam inancının temelinde yer alan allahın her şeyi bileceği ama yaşama müdahale etmeyeceği ilkesi yazınızın bütünlüğünde olmalıydı diye düşünüyorum. Çünkü islam dinine mensup üye arkadaşlarımız konuya bu açıdan bakacaklar ve sizin çıkarımınız islam dini bakış açısına göre havada kalacaktır.

    Saygılarımla ...

    İmza

    Yaşamak Düğünse Ben Orda Gelinim :)

Sn. Zeynep TAŞDEVİREN demiş ki; ...Ayetlerin doğru…

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Beğeniler : 0

    Sn. Zeynep TAŞDEVİREN demiş ki;

    "...Ayetlerin doğruluğunu teyit etme gereği duymadım. Yazmışsanız doğrudur diyorum..."
    Efendim, her 'âyet'in yanına âit olduğu sûre ve numarasını da kaydettim.
    "İşkembe-i Kübrâ'dan sallıyor" denmemesi için.
    Eğer zihninizde bir şüphe hâsıl olmuşsa, doğru olup olmadığını, Diyânet sitesinin "Kur'an meali" bölümünden kolaylıkla test edebilirsiniz.
    Sn. Zeynep TAŞDEVİREN demiş ki;
    "...islam inancının temelinde yer alan allahın her şeyi bileceği ama yaşama müdahale etmeyeceği ilkesi yazınızın bütünlüğünde olmalıydı diye düşünüyorum. Çünkü islam dinine mensup üye arkadaşlarımız konuya bu açıdan bakacaklar ve sizin çıkarımınız islam dini bakış açısına göre havada kalacaktır..."
    Bu tespitinizin benim arz etmeye çalıştığım mevzû ile ilgisi var mı bilmiyorum.
    Ayrıca İslâm'ın Allah'ı yaşama müdâhele etmektedir.
    "Göklerde ve yerde bulunan herkes, O'ndan ister. O, her an yaratma halindedir" (Rahman:29)
    Prensip; hayâta değil, insanın eylemlerine müdâhele etmemektir.
    Çünki; ancak böyle olursa insan, yaptıklarının sorumluluğunu üstlenecektir.
    Benim makâlemin konusu da, bu değildi zâten.
    Saygı bizden efendim.
    İmza

Ancak; En'âm sûresi 7. 'âyet' Alah'ın kendi…

  • Ahmet Ademoğlu
    Ahmet Ademoğlu
    dunyadinleri.com/ahmet10087
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Mühendis
    Giriş : 547
    İnandığınız Din : İslam (Sünni)
    İnançlı Birimisiniz? : Çok İnançlıyım
  • Yazan : Ahmet Ademoğlu Tarih : Beğeniler : 0

    Ancak; En'âm sûresi 7. 'âyet' Alah'ın kendi koyduğu prensipleri çiğnediğini, adâlet sıfatına ters düşen bir hüküm verdiğini göstermiyor mu ?

    Arif Bey şöyle yazmış

    En'âm sûresi 7. 'âyet' Alah'ın kendi koyduğu prensipleri çiğnediğini, adâlet sıfatına ters düşen bir hüküm verdiğini göstermiyor mu ?

    "(Ey Muhammed!) Eğer sana kağıda yazılı bir kitap indirseydik, onlar da elleriyle ona dokunsalardı, yine o inkar edenler, "
    Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir" diyeceklerdi."

    Yâni; insanlarını nasıl tepki göstereceklerini bilse de; insanlar, o fiili işlmedikleri hâlde onları suçlaması/yargılaması doğru mudur ?
    Eğer bunu yapmasında bir sakınca yok ise, bizleri neden dünyada var etti ?
    Doğrudan; bir kısmımızı Cennet'e, geri kalanları da, Cehennem'e göndermeli değil miydi ?

    Bu âyetin iniş sebebi Abdullah b. Ebi Ümeyye olmuştur. Resulullah'a karşı açıkça inat ederek, "Sana iman etmem, tâ ki göğe çıkasın, sonra bir kitap indiresin ki, onda; 'Aziz olan Allah'dan Abdullah b. Ebi Ümeyye'ye' diye yazılmış olsun ve bana, seni tasdik etmemi emretsin ve bununla beraber bunu da yapsan tasdik edeceğimi sanmıyorum" demişti. Yani bu ayetteki ifadeler Allah'ın kullarına karşı bir dayatması, öngörüsü değil, kulun Peygamberine söylediği yani insanın dile getirdiği ifadelerdir.

    Abdullah b. Ebi Ümeyye daha sonra iman etmiş ve Tâif'te şehit olmuştur. İşte nefislerinde hakka inanmamak kararını verip hak delillere iltifat etmeyen ve bundan dolayı Peygamber'in doğruluğuna inanmayan ve inanmak istemeyen kâfirler, peygamberliği bir sihir, bir göz boyacılığı, bir hilekârlık kabilinden göstermek istedikleri için Muhammed Aleyhisselâm'ın mucizelerine ve özellikle Kur'ân'ın i'cazı karşısında ilk söz olarak: "Bu açık bir sihir" dedikleri gibi, istedikleri şekilde, elleriyle tutulur mücessem bir kitap, bir mektup da indirilmiş olsa ona da aynı şekilde: "Bu açık bir sihir" derlerdi.

    Diğer yazdığınız ayetlerle ilgili neden indiklerini ve inişine neden olan olayları yazmaya çalışacağım zaman buldukça. Her ayet nedensiz inmemiştir. Farklı olaylardan sonra inen ayetleri alt yapısını bilmeden düz mantıkla okuyarak Kuran anlaşılmaz .

    iyi geceler



    İmza

Aynı mantığı mûcize husûsunda da kurma…

  • Ahmet Ademoğlu
    Ahmet Ademoğlu
    dunyadinleri.com/ahmet10087
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Mühendis
    Giriş : 547
    İnandığınız Din : İslam (Sünni)
    İnançlı Birimisiniz? : Çok İnançlıyım
  • Yazan : Ahmet Ademoğlu Tarih : Beğeniler : 0

    Aynı mantığı "mûcize" husûsunda da kurmak mümkün.

    'Müşrik' Araplar, Muhammed'den Allah'ın elçisi olduğunu kanıtlamaya yarayacak bir mûcize isterler.


    "Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir." (Şuara: 154)

    Mekke'nin (ulu) Rabbi Allah cevap verir.

    "Bizi, mucizeler göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu..." (İsra:59)

    Ya Hu; mâdem "öncekilerin mûcizeleri yalanlaması" sonrakilere mûcize gönderilmesi için bir engel idi. Mâdem Tanrı, mûcizelerini yalanlayanlara - prensip olarak - yenisini göndermiyordu. O hâlde, defâlarca mûcizelere tanık olan ve her defâsında da nankörlük eden İsrailoğularına bu "prensip"(!) neden uygulanmadı ? İsrailoğularına özel "kıyak" yapılırken; Kur'an'ın betimlemesiyle "Ataları uyarılmamış" (Ya-sin:6) bir kâvim olan (Gariban) Araplara, - Muhammed'in elçiliğini ıspâta yarayacak - bir mûcize neden verilmedi ?

    Şuara 154 'de bahsedilen olay özetle şöyledir. Yani Allahın değil sizinde yazdığınız gibi kulun peygambere sözleridir. Allah Teala bu âyet-i kerimelerde, Semud kavminin, Salih (a.s.)a nasıl cevap verdiklerini beyan ediyor ve buyuruyor ki: "Semud kavmi Salih´e şöyle demişti: "Sen ancak büyülenmiş bir insansın. Sen de bizim gibi bir beşersin. Bizim yediklerimizden yiyor, içtiklerimizden içiyor ve yaptıklarımızı yapıyorsun. Sen, ne bir Kralsınn ne de bir rab. O halde biz seni nasıl dinleriz. Eğer sen, Allahın seni bize Peygamber olarak gönderdiği iddianda doğru isen bize bir mucize getir de doğru söylediğini olduğunu anlayalım."

    Arif Bey yazmış

    ...Kur'an'ın betimlemesiyle "Ataları uyarılmamış" (Ya-sin:6) bir kâvim olan (Gariban) Araplara....

    Ya-sin suresi 6. ayette

    Babaları uyarılmamış bir kavmi, uyarman içindir. Çünkü onlar gâfillerdir.

    buyruluyor.

    Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in de Sıratı Mustakîm'in üzerinde olduğu ve Allahû Tealâ tarafından gönderildiği ifade edilmektedir. Allahû Tealâ, babaları uyarılmamış bir kavimden bahsetmektedir. Kur'ân'ın diğer âyetlerine göre burada Allahû Tealâ'nın, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in Arap kavmine evvelce hiç resûl göndermediği mânâsını çıkartmak mümkün değildir. Çünkü Kur'ân-ı Kerim Allahû Tealâ'nın resûllerini ardarda ve bütün kavimlere gönderdiğini söylemektedir. O zaman babaları uyarılmamış bir kavim, kendilerine gelen uyarıyı almamış, kabul etmemiş ve puta tapanlar olarak yaşamış olan bir kavimdir. Kuranı kerim evrenseldir yani tüm insanlığa inmiştir. Babaları uyarılmamış veya uyarılan babalar kalmamış ve kuranı kerim indirildiğinde uyarılmışı yaşayan insanlar kalmamış demek istemektedir. Bu kavmin içinde hristiyanlar ve yahudiler de vardı. Ama hepsi bir kavmi oluşturuyorlardı.

    Ama, onların içinde, böyle bir açıklamada bulunan kimse kalmaz, hepsi sapıtır, aradaki zaman uzar, küfür de yayılırsa; ya, önceki peygamberin dinini aynen anlatmak için veyahut da başka bir şeriat vaz etmek için başka bir peygamber gönde­rir.

    Puta tapanlar kendilerine resûl geldiği halde onu değil, babalarını dikkate almışlardır. Babaları da kendi babalarını dikkate almışlar, kendilerine gelen resûlleri dikkate almamışlardır. Allahû Tealâ bu sebeple: "Babanız İbrâhîm" ifadesini kullanmaktadır.

    Allah, bütün kavimlere, onlara kendi dilleriyle hitap eden Resûl gönderdiğini ve bu Resûlleri ardarda gönderdiğini ifade etmektedir. Yani özetle kuran sadece araplara indirilmedi burdaki kasıtta araplara değil. 2. hususta ataları diyerek tüm arapların atalarını değil tüm insanların ataları anlaşılması, 3. hususta uyarılmayan babalar derken burdan sapıtmış olanlar yani uyarıları unutmuş veya hiç duymamış babaların çocukları kastediliyor.

    Arif bey yazmış

    Mekke'nin (ulu) Rabbi Allah cevap verir.

    "Bizi, mucizeler göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu..." (İsra:59)


    Ayetin Tümünü aşağıya yazıp kısaca bir açıklama ekleyip sonrada belgelerle ayetin inişinin dayanaklarını yazalım.

    İsra 59. ayette Allah C.C şöyle buyuruyor

    Bizi, âyetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu âyetleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine, açık bir mucize olmak üzere bir dişi deve vermiştik. Onlar ise, (bu deveyi boğazladılar ve) bu yüzden zalim oldular. Oysa biz âyetleri ancak korkutmak için göndeririz. (Diyanet Vakfı)

    Yani diğer bir ifadeyle şöyle buyuruyor. "Ey Muhammed, kavminin senden istediği mucizeleri göndermeyişimizin sebebi, senden önceki ümmetlerin, Peygamberlerinden mucize isteyip, mucize gönderildikten sonra da iman etmemeleri ve heiâk edilmeleridir. Nitekim biz,. Semud kavmine bir dişi deveyi apaçık bir mucize olarak göndermiştik. Onlar, deveyi kestiler ve helak edildiler. Biz, mucizelerimizi ancak, insanları korkutmak için göndeririz."

    İlgili ayetin inişindan önce yaşananlar ise söyledir.


    Abdullah b. Abbas diyor ki:
    "Mekkeli müşrikler, Resul ullah'tan, Safa tepesini kendileri için altın yapmasını ve dağlan düzleyerek ekecekleri bir arazi haline getirmesini istediler. Bunun üzerine Resulullaha şöyle vahyedildi: "Dilersen onların isteklerini ertele, dilersen onlann istekleri yerine getirilsin. Fakat istedikleri yerine geldiği halde iman etmezlerse, daha önceki ümmetlerin helak edildikleri gibi onlar da helak edilirler". Bunun üzerine Resûlullah: "Hayır, onların istedikleri olmasın. Ben, onları ertelemiş olayım" buyurdu. Bunun üzerine de bu âyet-i Kerime nazil oldu. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, C: İ, S: 258)

    Ayet-i Kerime, Semud kavmini, helak olan ümmetlere bir misal olarak zikretmektedir. Bunlar, Peygamberleri Salih aleyhisselamdan, kendilerine bir mucize getirmesini istemişler bunun üzerine Salih aleyhisselam onlara, süt ihtiyaçlarını karşılayacak olan bir dişi deveyi mucize olarak getirmiş fakat onlar, içecekleri suya ortak olan deveye tahammül edememiş ve onu öldürmüşler Allah'ı teala da onlan, bir çığlık ve yer sarsmtısıyla gelen büyük bir felaketle helak etmiştir. (Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 5/295-296)

    Sayın Arif Bey;

    Allah kendi prensiplerine aykırı hüküm vermez. Diğer bahsettiğiniz konularada değineceğim. Kendi görüşlerine göre ayetleri surelerin bütünlüğünden koparıp iddianızı doğrulamak adına işinize gelen kısımları kurandan alıntılamanız hoş olmamış.

    Diğer iddialarınıza çürüteceğim. Şimdilik izin istiyorum.

    Saygılarımla...

    İmza

sn. Ahmet Ademoğlu demiş ki; Bu âyetin iniş sebebi…

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Beğeniler : 0

    sn. Ahmet Ademoğlu demiş ki;

    "Bu âyetin iniş sebebi Abdullah b. Ebi Ümeyye olmuştur. Resulullah'a karşı açıkça inat ederek, "Sana iman etmem, tâ ki göğe çıkasın, sonra bir kitap indiresin ki, onda; 'Aziz olan Allah'dan Abdullah b. Ebi Ümeyye'ye' diye yazılmış olsun ve bana, seni tasdik etmemi emretsin ve bununla beraber bunu da yapsan tasdik edeceğimi sanmıyorum" demişti. Yani bu ayetteki ifadeler Allah'ın kullarına karşı bir dayatması, öngörüsü değil, kulun Peygamberine söylediği yani insanın dile getirdiği ifadelerdir."

    İbn-i Kesir, Fahreddin er Râzi, Mevdûdi, Seyyid Kutup, Taberi tefsirlerine baktım. Bahsettiğiniz "sebeb-i nüzûl sadece Elmalılı Hamdi YAZIR tefsirinde var; diğerlerinde hiç değinilmemiş bile. Kurtûbi'de ise şöyle bir ziyâde var.

    "el-Kelbî der ki: Bu âyet-i kerime en-Nadr b. el-Haris ile Abdullah b. Ebi Ümeyye ve Nevfel b. Huveylid hakkında na­zil olmuştur. Onlar: "Bize yeryüzünden bir pınar fışkırtmadıkça asla sana iman etmeyiz" (el-İsra, 17/90) demişlerdi."

    İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 6/541.

    Abdülvahid METİN tarafından derlenen "Esbâb-ı nüzûl" adlı eserde ise, kısa bir cümleyle Kurtûbi'ye atıfta bulunularak aynı mevzûya değinilir.

    İslâm âleminde, tüm Kur'an müfessirleri arasında müstesna bir yere sâhip olan Fahreddin er Râzi "Tefsir-i Kebir Miftahu'l-Ğayb" adlı eserinde, "Sebeb-i nüzûlün husûsiliği, âyetin manasındaki genelliğe mâni değildir" der.
    Sonuç olarak Allah henüz olmamış bir hâdise için olmuş gibi kullarını suçlamaktadır.
    Elmalılı'ının aktardığı rivâyeti doğru kabul etsek dahi, bir kişinin kendisini bağlayacak sözlerinden hareketle, diğer insanları da suçlanması, Allah'ın adâletine sığıyor mu ?
    Üstelik, sebeb-i nüzûle mesned olarak gösterilen Abdullah b. Ebi ümeyye, verdiğiniz bilgiye göre sonradan müslüman olmuş.
    Halbuki "En'âm: 7 de; kafirlerin mûcizelere inanmayacakları/iman etmeyecekleri anlatılıyor.
    Yâni, Abdullah b. Ebi Ümeyye müslüman olarak Allah'ı tekzip etmiş görünüyor.
    sn. Ahmet Ademoğlu demiş ki;
    "Diğer yazdığınız ayetlerle ilgili neden indiklerini ve inişine neden olan olayları yazmaya çalışacağım zaman buldukça. Her ayet nedensiz inmemiştir. Farklı olaylardan sonra inen ayetleri alt yapısını bilmeden düz mantıkla okuyarak Kuran anlaşılmaz ."
    Siz "Diğer ayetlerin neden indiklerine bakarak yazmaya çalışacağım" demişsiniz ya.
    Ben zâten bütün bunları yapmaktayım.
    Forum'a astığım mesajlarda değindiğim 'âyet'lerin anlamları için az beş tefsire bakmadan, sebeb-i nüzûl'ü incelemeden yazmam.
    Ama yazacaklarınızı da büyük bir ilgiyle beklemekteyim.
    iyi geceler
    Size de.
    İmza

1 — Yâ, Sin. 2 — Kur'ân-ı Hakîm'e ando…

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Beğeniler : 0

    1 — Yâ, Sin.
    2 — Kur'ân-ı Hakîm'e andolsun ki;
    3 — Sen, elbette gönderilmiş peygamberlerdensin,
    4 — Sırât-ı Müstakim üzere.
    5 — Bu; Aziz, Rahîm'in indirmesidir.
    6 — Babaları uyarılmadığından gaflet içinde kalmış bir kavmi uyarman için.
    7 — Andolsun ki onların, çoğunun üzerine söz hak ol­muştur. Onlar artık imân etmezler.
    ...«Babaları uyarılmadığından gaflet içinde kalmış bir kavmi uyar­man için.» Yani araplan. Çünkü araplara Rasûlullah'tan önce bir uya­rıcı gelmemişti. Yalnızca arapların zikredilmesi başkalarına da peygam­berin gelmemiş olduğunu gerektirmez. Nitekim bazı ferdlerin zikredil­mesi umûmun nefyini îcâbettirmez. Rasûlullah (s.a.)ın peygamberli­ğinin umûma ait olduğunu bildiren mütevâtir hadîslerle âyetlerin zik­ri A'râf sûresinde geçmişti.
    Ebu’l-Fida İsmail İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Çağrı Yayınları: 12/6719
    Burada müfessirlerin önemle üzerinde durdukları husus, Muhammed'in sâdece Araplara değil, tüm insanlığa gönderildiği şeklindedir.
    Sn. Ahmet Ademoğlu demiş ki;
    "Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in de Sıratı Mustakîm'in üzerinde olduğu ve Allahû Tealâ tarafından gönderildiği ifade edilmektedir. Allahû Tealâ, babaları uyarılmamış bir kavimden bahsetmektedir. Kur'ân'ın diğer âyetlerine göre burada Allahû Tealâ'nın, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in Arap kavmine evvelce hiç resûl göndermediği mânâsını çıkartmak mümkün değildir. Çünkü Kur'ân-ı Kerim Allahû Tealâ'nın resûllerini ardarda ve bütün kavimlere gönderdiğini söylemektedir. "
    Araplar daha önce hangi peygamberler tarafından uyarılmıştı acaba ?
    Kur'an hadis kaynaklarından siyer kitaplarından bir kanıtınız var mı ?
    Yoksa "kerâmeti kendinizden menkûl" yorumlar mı yapmaktasınız ?
    Şuara: 154'te mûcize isteyenlerin Semud kaviminden kişiler olduklarını biliyorum.
    Benzeri istekleri Kureyş'de sarfetmişti.
    Bu söz, mucize isteğini çok net anlattığı için alıntılıyorum.
    "Abdullah b. Abbas diyor ki:
    "Mekkeli müşrikler, Resul ullah'tan, Safa tepesini kendileri için altın yapmasını ve dağlan düzleyerek ekecekleri bir arazi haline getirmesini istediler. Bunun üzerine Resulullaha şöyle vahyedildi: "Dilersen onların isteklerini ertele, dilersen onlann istekleri yerine getirilsin. Fakat istedikleri yerine geldiği halde iman etmezlerse, daha önceki ümmetlerin helak edildikleri gibi onlar da helak edilirler". Bunun üzerine Resûlullah: "Hayır, onların istedikleri olmasın. Ben, onları ertelemiş olayım" buyurdu. Bunun üzerine de bu âyet-i Kerime nazil oldu. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, C: İ, S: 258)"
    Bu iddiaların Muhammedden başka tanığı var mı ?
    Tıpkı İsra hikâyesinde olduğu gibi.
    Hattâ, Taif'ten dönüşünde, kendisi yaralı haldeyken güyâ bir melek gelir ve;
    "Ya Muhammed ben dağlar meleğiyim. İstersen şu iki dağı kavuşturup sana eziyet edenleri yok edeyim" der.
    Muhammed de,
    "Hayır. Umulur ki, Onların sülbünden Allah'a iman edecek kimseler çıkar" der.
    Ama ne hikmetse Taif'te hizmetçisi dışında kimsesi yokken "merhamet"e gelen Muhammed,
    Arkasında bir orduya sahip olunca Ben-i Kurayzâ için bunları düşünmez.
    Tüm Kureyzâ erkeklerinin sabahtan akşama kadar boyunlarını vurdurur.
    Erkek çocukların edep yerlerine bakılır.
    Tüy çıkmayanlar bırakılır, tüylenmiş olanların boynu vurulur.
    317/4 Atiyye el-Kurezî'nin şöyle dediği rivayet edildi:
    «Kureyzâ (savaşı) günü, biz (esir alınan Kureyzalilar), Resulüllah (S.A.V.) e gösterildik. Büyük olanlarımızın öldürülmesini 'küçüklerimizin de köle edilmelerini emretti. Böylece «kasığında kıl bitmiş» olanlar (tesbit edilip) öldürüldü, bitmeyenler sağ bırakıldı.»
    a) Diğer -bir rivayette şöyle dedi: «Nebî sallallahü-aleyhi ve selleme gösterildim:» «— Bakınız; 'kasığında kıl bitmişse boynunu vurun, değilse kalsın? emrini verdi.
    Beni böylece çocuk buldukları için kendi halime bırakıldım.»
    Bir diğer rivayette şöyle dedi:
    «Kureyze esirleri arasında idim. Beni de gösterdiler. Kasıklarıma bak­tıklarında 'kılı bitmemiş -olduğum anlaşılınca köleler arasına kattılar.»
    Müsned-i Ebû Hanife: Cihad ve Siyer bölümü
    Tuhaf olan nedir bilir misiniz ?
    "Safâ tepesini altın yap" diyenlerin ciddiye alınması.
    Bu isteği dile getiren, Tanrı'ya değil Altın'a iman etmektedir.
    Ama aktarılan hadise göre Alah müşriklerin müstehzi isteğini ciddiye alırken;
    "Mucize kalmadı; İsterseniz iman karşılığı Cennet vereyim" anlamımna gelecek başka teklifler sunabilmektedir.
    Muhammed; elinden bir şey gelmediği zamanlarda - Mekke dönemi - gâyet anlayışlı ve merhametlidir.
    "Sizin dininiz size, benim dinim banadır" türü ayetler, Mekke döneminde iner.
    Ama arkasına askeri alıp Kureyzâ'yı kuşatınca; kayıtsız şartsız teslim olanları boğazlamaktan çekinmez.
    İmza

Ahmet ve Arif Beyler; Konuyu okuyunca sevindim. Ni…

  • Aysun Eylem
    Aysun Eylem
    dunyadinleri.com/aysun
    buradaydı
    Cinsiyet : Bayan
    Şehir : Antalya
    Meslek : Hemşire
    Giriş : 81
    İnandığınız Din : Agnostik
    İnançlı Birimisiniz? : Az İnançlıyım
  • Yazan : Aysun Eylem Tarih : Beğeniler : 0

    Ahmet ve Arif Beyler;

    Konuyu okuyunca sevindim. Nihayet forum eski haline dönmeye başlamış. Açıkçası konunun gidişatını merakla bekliyorum.

    Saygılar...

    İmza

Sn. Aysun Eylem demiş ki; Ahmet ve Arif Beyler; Ko…

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Beğeniler : 0

    Sn. Aysun Eylem demiş ki;
    Ahmet ve Arif Beyler;
    Konuyu okuyunca sevindim. Nihayet forum eski haline dönmeye başlamış. Açıkçası konunun gidişatını merakla bekliyorum.
    Hanımefendi; forumun eski halinin ne olduğundan bu kadar emin misiniz ?
    Ben de hatırlıyorum lakin; aklımda kalanlar - bir kaç üye dışında - karşılıklı inatlaşma, müstehzi ifadeler ve kişiselleştirme.
    Bu arada sn shankara'yı da yâd edelim.
    "Forumlar zâlim arenalardır" demişti.
    Gerçekten de öyle.
    Fakat şimdilerde üslûplar - Fincancı katırları ürkütülmez ise - eskiye nisbeten daha kontrollü gibi.
    Saygı bizden.
    İmza

Sn. Ahmet Ademoğlu bu başlıktaki tespitlerime itir…

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Beğeniler : 0

    Sn. Ahmet Ademoğlu bu başlıktaki tespitlerime itiraz ederek, bir takım gerekçeler öne sürmüş ve vakit buldukça yazmaya devam edeceğini söylemişti. Ben de elimden geldiğince itiraz ettiği hususlara cevap vermeye çalışmıştım. Fakat, bir süredir uğramadığına göre, işleri yoğun olmalı. Ben gene kaldığım yerden devam edeyim.
    "Sana indirdiklerimizde herhangi bir şüpheye düşersen, senden önce kitap okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. Sakın şüphe edenlerden olma!" (Yunus: 94)
    Yahu, bir peygamber, bizzat vahye muhatap olurken şüphe duyarasa; "Müşrik"lerin, mûcize gösteremeyen Muhammed'e inanmamış olmaları normâl değil mi ?
    "Onlara bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı görünceye kadar inanmazlar." (Yunus: 97)
    Varsayım üzerine hüküm bina edilir mi ?
    Misâl; bir öğretmen sınıfın en tembel öğrencisinin en basit soruya dahi cevap veremeyeceğini bilir. Ama yine de; o öğrenciyi imtihan etmeden "Ben sana ne sorsam zâten bilemeyecektin" deyip kırık not veremez. Öğrencinin bilemeyeceğinden kesin emin olsa dahi; o talebeyi imtihan etmek mecbûriyetindedir.
    Ama "prensip sâhibi"(!) Allah, mûcize husûsunda sıkışınca başkalarını suçlama yolunu seçer.
    Bedir savaşında müslümanlar kelle koltukta savaş kazandığında gâlibiyeti hemen sâhiplenir.
    "Sonra onları siz öldürmediniz, lâkin Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı. Bu da müminlere güzel bir imtihan geçirtmek içindi. Allah işitendir, bilendir" (Enfâl: 17)
    Ama Uhud'da işler sarpa sarınca, bir "günâh keçisi" gerekli olur.
    Çünki yenilgi Allah'a yakışmaz.
    "Başkalarını iki misline uğrattığınız bir musibete kendiniz uğrayınca mı: "Bu nereden?" dersiniz? De ki: "O, kendi tarafınızdandır". Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir." (Âl-i İmran: 165)
    Uhudda 'kelle koltukta' savaşan 700 kişiyi; içlerinden elli kişinin yanlışı yüzünden sorumlu tutup azarlayan Allah;
    O sabır ve cesâretin milyonda birini gösteremeyen - şimdiki - insanları Cennetine koyup keyif mi çattıracak ?
    Basit bir "Tevbe" ile kurtulacaklarını düşünenler,
    Uhudda savaşan "has" kullarına Allah'in verdiği cevabı, derin derin tefekkür etsinler.
    Hem, Allah'ın gâlibiyeti sâhiplenip, mağlûbiyeti kullarına yüklemesi size doğru geliyor mu ?
    Yeri göğü yarattığını, mülk'ün yegâne sâhibi olduğunu iddia eden Allah'ın;
    "Bu savaşı ben kazandım" demesine gerek var mı ?
    Denebilir ki; "O 'âyet'te Allah, 'savaşı ben kazandım' demiyor; müslümanlara yardım ettiğini söylüyor."
    Güzel.
    O zaman fikir jimnastiği yapmaya devam.
    Uhud savaşına hazırlanan müslüman sayısı, 1000 kişidir.
    Münafık Abdullah b. Ubeyy, savaşın Medine dışında olacağını anlayınca, kendisine bağlı 300 kişi ile birlikte ökçesi üzerinde geri döner.
    Uhud dağındaki savaş stratejisi üzerinde durmanın gereği yok.
    Savaşı müslümanların kazanacağı düşünülürken; okçuların emre itaatsizlik edip yerlerini terketmeleri, Halid b. Velid'e fırsat vermiş ve sonuçta müslümanlar geri çekilmek durumunda kalmışlar. Bu muharebede 72 mü'min de şehit olmuş. Fakat Allah'ın savaş esnasında "görünmez ordularla" yardıma geldiğine dâir bir bilgi yok. Her tür olumsuzluğa karşı savaşa devam eden 650 kişiyi; bunların içinden 'şehit' olan 72 kişiyi görmezden gelip, kabahati okçuların üzerine yıkıyor.
    Hadi gene de "kafamızı kuma gömüp" Allah böyle demişse, bir hikmeti vardır " diyelim.
    İyi de, o zaman Huneyn'i nasıl açıklamak gerekir ?
    "And olsun ki Allah size birçok yerlerde, ve çokluğunuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir faydası da olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanıza döndüğünüz Huneyn gününde yardım etmişti. Bozgundan sonra Allah, Peygamberine, müminlere güvenlik verdi ve görmediğiniz askerler indirdi; inkar edenleri azaba uğrattı. İnkarcıların cezası budur." (Tevbe: 25/26)
    Huneyn savaşına katılan müslüman sayısı 12.000 dir.
    O zamana kadar hiç bir savaşta müslümanlar bu sayıya ulaşamamıştı.
    Gariptir; Uhudda mağlubiyeti elli okçunun sırtına yükleyen Allah, Huneynde, daha savaşın başında arkasına bakmadan kaçanları görmezden gelir ve "görünmez ordular"la 'yardım'a koşar.
    Gâlibiyetlerde hep Allah ön plândadır.
    Ama, ya başarısızlıklarda ?
    Muhammed Mekkede Amcası Ebû Tâlip'in; Ebubekir de kendi klân'ının koruması altında iken, Muhammed'e inanmış köleler târifi imkânsız acılar çeker.
    Benî Mahzûm ailesi, himayeleri altındaki genç Ammar Bin Yasir'i babası Ammar ve annesi Sümeyye ile birlikte tam öğle sıcağı bastığı sırada Mekke kumsalına çıkarıp onlara işkence yaparlardı. Bunlar İslamı kabul etmiş bir aileydi. İşkence gördükleri bir sırada Hz. Peygamber (sav) kendilerine yakın bir mesafeden geçmiş, ancak gözleri yaşlı, kalbi hüzün dolu, hiç bir şey yapamamıştı.
    Sadece onlara:
    "Ey Yasir ailesi, gerçek şu ki sizinle cennette buluşacağız."
    diyerek onları teselli etmeye çalışmıştı. Bu işkenceler sırasında Sümeyye edep mahallinden bir ok yarası alarak şehid edildi.
    Böylece ilk İslam şehidi unvanını aldı.
    Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 1/283
    İbn-i Kesir'in verdiği bilgiye göre; Mekke döneminde müslümanlığı seçen bütün köleler, mâruz kaldıkları işkenceler nedeniyle İslamdan irtidat etmek zorunda kalmışlar. Sâdece Bilal müstesnâ. Bilâl'i de ölmek üzereyken Ebûbekir kurtarır. Bilâl'in efendisine çok daha değerli ve güçlü bir köle getirince adam bilâlden vaz geçer.
    Rasûlullah (s.a.v.)'ı, Cenâb-ı Allah, amcası Ebu Talib vasıtasıyla ko­rumuştu. Ebu Bekir'i ise kavmi vasıtasıyla korumuştu. Diğer Müslümanlara gelince, müşrikler onları yakalamış, onlara demir zırh­lar giydirerek güneş sıcağı altında âdeta eritircesine işkence çektirmiş­lerdi. Onlardan Bilal dışındakiler, müşriklerin isteklerini yerine getir­mişlerdi. Ancak Bilal, Allah yolunda kendi canını hiçe saymıştı. Kavmi­ni de Önemsememiş ti. Onu yakalamışlar, çocuklara teslim etmişler, Mekke sokaklarında dol aştırmışlar di. Buna rağmen o yine de Bir!. Bir!. diye haykırıyordu.
    İbn Kesîr, El Bıdaye Ve'n-Nıhaye, Çağrı Yayınları: 3/85
    Şu husûsa çok dikkat etmek gerek!...
    Eğer Bilâl'in önceki efendisinin onu dininden döndürme amacı, kendi inancının üstünlüğü davası olsaydı; Ebûbekir'in takas teklifini kabul etmezdi. Demek ki, adamın korkusu başka. Muhammed'e inanan köleler hukuken sahiplerina âit görünse de; fiilen, artık Muhammed'in kontrolüne geçmiş oluyorlar. Bu durumda, köle sahibi eşrâfın tepki göstermesine hayret etmemek lâzım.
    Sözün özü; gariban Ammar b. Yâsir'in annesi edep mahalinden okla vurulurken, babası da işkence altında ölürken ve hattâ Yâsir baskı altında inancını değiştirdiğini söylerken; Allah ortalarda görünmez. Fakat; Yâsir'in durumuna da bir 'meşruiyet' kazandırmak elzem olmuştur. Devreye, bâzı şartlarda yalan söylemenin "mübah"lığı girer.
    "Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkar edip, gönlünü kafirliğe açanlara Allah katından bir gazap vardır; büyük azap da onlar içindir." (Nahl: 106)
    Çözüm:
    Anne/baba Cennet'e
    Ammar bin Yâsir müslümanlığa devam.
    Bâzı hususlara ulaşamayan Muhammed; o işlerin, Allah'ın öyle istemesi sebebiyle öyle devam ettiğini ileri sürmek zorunda kalır. Aklı başında birçok Mekkeli Muhammed'e inanmayınca, etrafında oluşan şüpheleri dağıtmak için; "Allah'ın 'kefere'nin kalbini mühürlediğini, artık onların asla inanmayacaklarını" anlatan 'âyet'ler iner. Kimi, durumları da kutsayarak - bazı şartlarda yalan söylemek gibi - meşrûlaştırmak zorunda kalır.
    Burada bir noktayı açıklığa kavuşturalım da; birileri 'cımbızlama metodu'(!) ile inciler dizmeye yeltenmesin!... O zor şartlar altında inandıkları dava uğruna eziyet çeken bu insanları eleştiriyor değilim. Bırakın bu insanlar için kem söz etmeyi; onlara gerçekten saygı duymaktayım. Üç paraya herşeyini satan insanların arz-ı endâm eylediği bu dünyada, böyle insanlara karşı "kem-küm" edenin ağzı yamulur. Benim burada altını çizmeye çalıştığım husus; Allah'ın her farklı ortamda sâdece o ortama uyan ve fakat prensip olarak birbirini tutmayan emirler vermesidir. Halbuki Tanrı'ya iman edenler; O'nu gördükleri, için inanmazlar. Zâten görülen veya bilinen husûsa iman gerekmez.
    Tanrı, şaşmaz/değişmez prensipleriyle algılanmalı ve böylece iman edilmelidir.
    İleride vaad edilen Cennet'e kavuşmak ve dahi Cehennemden kurtulmak için iman; Tanrı'ya değil menfaatlere imandır.
    İmza

Arif arkadaş senin aklına takılanlara cevap bulman…

  • halil ibrahim karahan
    halil ibrahim karahan
    dunyadinleri.com/halil-ibrahim8f6b9
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Istanbul
    Meslek : Mühendis
    Giriş : 10
  • Yazan : halil ibrahim karahan Tarih : Beğeniler : 0

    Arif arkadaş senin aklına takılanlara cevap bulman veya verilen cevaplara tatmin olman çok zor. İlk olarak bilenen bişeyin malumunu neden yaşıyoruz diyorsun. Bilmek ayrı bişeydir müdahale etmek ayrı bişey. Meteorolojiden hava tahminlerine bakıp bir haftanın nasıl geçeceğini tahmin edebilirsin ama buna müdahale etme şansın yok ya da varsa da akışına bırakman gibi birşeye benzer bu olay. Hem kader sabit yazılı bir kader değildir bunun değişebildiği alimler tarafından söylenmektedir.

    Mucize konusuna gelince müslümanlığın bence en güzel yanı mucizesiz bu kadar insanı etkileyebilmiş olmasıdır. Mucizelerin dine katkısından çok zararı olduğunu düşünüyorum. Çünkü Hristiyanlık ve Yahudulikte açıkça görülmektedir ki insanlar İSA ve MUSA dan çok onların mucizelerinden etkilenmiş onlar öldükleri gibi de din bozulmaya başlamıştır. Çünkü insanın doğasında olan güce tapma geleneğinin günümüzde de var olduğunu fazlasıyla görmekteyiz. Gücün yanın mucizenin bittiği yerde ortaklıkta bitmiştir.

    Ayetlerin zıtlığına gelince ayetler genelde bir olaylar silsilesinden sonra gelmiştir. Kur'an bir seferde inen ya da hazırlanıp önümüze konulan bir menü değildir. Peygamberin kendisine inanılmadığını yaptıklarının karşılık bulmadığını düşündüğü anda ayrı, müminleri bilgilendirmek için ayrı tarzlarda söylenmiş olmaları gayet normaldir. Kur'anın evrensel olmasının sebeblerinden biride budur. Herkes içinde kendini bulacaktır. Herşey Allahtan gelmiştir diyende okuyacak ne yarsan yap inanmayan da. Kur'an insanları son uyaran olduğundandır ki içinda gri hiç bişey yoktur. Beyaz ve siyah ayrımı net yapılmıştır. Bu kadar siyah ve beyaz içinde insan aklının grileşmesi bazı şeyleri idrak edememesi de normaldir. Zaten kitabın tamamının anlaşılmaz olması istenmektedir ki iman etmenin bi anlamı olmalı.

    İmza

    KARAHAN