Mitoloji

Ana Sayfa Forum Din ve İnançlar Mitoloji Gnostik yaratilis mitolojisi ve anlami

Gnostik yaratilis mitolojisi ve anlami

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Kategori : Mitoloji Cevaplar : 4 Okunma : 4403 Beğeniler : 0
    Gnostik yaratilis mitolojisi ve anlami

    Gnostiklere göre yaratılış hikayesi, hem çeşitli sembolik anlamları içinde barındıran, hem de bunlardan da daha derin psikolojik ve "sembolün de sembolü" olabilecek anlamları içeren bilinçlice oluşturulmuş bir süper-mit tir. Yuhanna'nın Gizli Kitabı ve diğer birkaç gnostik metinde Tevrat'taki Genesis'in tefsiri niteliğinde açıklamalar vardır, bazı varyasyonlar hariç, bu anlatımlar genel olarak aynıdır. Bu sembolik anlatımı, genel hatlarıyla çok kısa bir şekilde özetlemek istiyorum:

    Başlangıçta Pleroma adı verilen ilksel Tanrısal bütünlük vardı, var olan düşünülebilen ya da düşünülemeyen her şey Pleroma, "Baba Tanrı" olarak da nitelenen bu ilksel bütünlüktü, Gnostisizm'de "yaratılış" ifadesiyle katdedilen şey, islami anlamda "yoktan var olma" değil emanasyondur.("emanation", sudur, yayılma, bilincin genişleyerek farklılaşması... Bu nedenle panenteistik yapıda olduğu söylenebilir) Var olan her şey bu ana ışıktan yayılmıştır, bu aşamada "Demiurge", "Tanrı" ve madde ikiliği diye bilinen düalizm bulunmaz, işte bu nedenle düalistik olarak bilinen Gnostisizm, bu aşamada Monisttir. 2 ana Gnostik ekolünden Valentin ekolü daha monistik bir yapıdadır, Setyan (Sethian) ekolü ise ortaya çıktığında daha düalistik iken sonra Zostrianos gibi Setyancı Gnostik metinlerde monizme dönmüştür. Her iki Gnostik ekole göre de, Zerdüştiliğin aksine, emanasyon/yaratılış/yayılma aşamasından önce düalizmden çok monizm hakimdi denilebilir.

    Başlangıçtaki her şeyi kapsayan, her şeyin üzerindeki ışık ve her şey olan mutlak Tanrı bilinci (Pleroma) kendi içinde değişik bilinç merkezleri olarak tezahür ettikçe önce Barbelo, ondan sonra Tanrıça Sophia ortaya çıktı Pleroma'nın Tanrı bütünlüğünün cinsiyeti yoktur ancak Tanrılığın içindeki sonsuz bilinç okyanusundaki çift kutuplu ilkeleri daha rahat anlatabilmek için "Tanrıça" "Tanrı" gibi ifadeler kullandılar ilk Gnostik hristiyanlar. Yani "tanrıça" da Tanrı da birer sembol anlatılmayanı anlatabilmek için.

    Sophia'dan sonra Tanrıça'nın kendisine yabancılaşması, Pleroma'dan farklılaşması dolayısıyla kendisinin içinden kusurlu bir bilinç tezahürü olarak fırlayan Yaltabod (demiurge) isminde düşük Tanrı dünyayı yarattı, (yaratma filli yine islami anlamda değil, emanasyon "yayılma" anlamındadır) Ademi ve Havva'yı da yaratan bu düşük Tanrı'ydı, gerçek Tanrı değil. Bu "düşük" Tanrı, "ben kıskanç bir Tanrı'yım benden başka Tanrı yok" diyordu. Adem'i Havva'yı yarattı çünkü maddenin efendisiydi, ama onlara bir türlü can veremeyince Sophia'dan çaldığı güçle onlara yaşam üfledi, bu yaşam ilahiydi ama düşük Tanrı Yaltabod, insanların bunu bilmesini istemiyordu, daha sonra bu "benden başka Tanrı yok" diyen kıskanç Tanrı, Adem ve havvayı en düşük yerlere yerleştirdi Adem ve havva'nın, içlerindeki tanrısallığı yani gerçek Tanrı ile olan bağlantılarını görmelerini istemiyordu Demiurge. Ancak Pleroma'dan, gerçek Tanrı'dan çıkan ışık Adem ve havva'nın bulunduğu Eden bahçesine düştü ve metafor olarak "hayat ağacı" "bilgi ağacı" olarak tasvir edildi.

    İnsanoğlunu yaratan düşük Tanrı Yaltabod, insanın gerçek Tanrı ile olan bağlantısını bilmesini istemiyordu, insanların sadece kendisine tapmasını kölelik etmesini arzuluyordu bu nedenle sürekli "benden başka Tanrı yok, eğer benden başkasına taparsanız yakarım" derdi işte günümüzde anlaşılamayan "Yüce tanrı neden bu kadar kıskançça ortak koşulmasına dayanamaz" sorusunun yanıtıdır bu. Her neyse, işte Demiurge, bu nedenle Adem ve Havva'ya o ağacın meyvesinden yemesini yasakladı.

    Ancak gerçek Tanrı'nın sözü Havva'ya yardım etti ve o meyveyi yemesini söyledi, yani "bilgi ağacı" metaforu, insanın özünde gerçek Tanrı ile bir olduğu bilgisiydi, Tevrat'ta, Havva'ya özünü tanıması için meyveyi yemesini söyleyen Tanrı'nın sözü, daha sonra yılan şeklinde şeytanlaştırılmıştır Ancak düşük Tanrı Yaltabod, önlemini aldı ve ikisine de unutkanlık suyundan içirip maddesel alemin en rezil yerine dünyaya attı onları, Adem ve havva'nın içlerinde gerçek Tanrı'ya ait olan tek şey Tanrı'nın ilahi kıvılcımıydı ve düşük Tanrı "sadece bana kulluk edin hayatın amacı budur" derken hayatın gerçek amacı insanın özünde gerçek Tanrı ile birliğini algılayıp Gnosise erişmesiydi.

    Tevrat'ta zaten şöyle bir ifade var ilginç bir ifade, Tanrı şöyle diyor: "O ağaçtan yiyerek BİZDEN BİRİ GİBİ OLDULAR"

    İşte İsa, yukarda sözünü ettiğim Havva'ya, insan ile Tanrı'nın bir olduğu bilgisini belirtmek için kullanılan "bilgi ağacı" "yaşam ağacı" metaforundan "meyve" yemesini söyleyen ve insanın Tanrı ile birliğniin farkına varıp tekrar Tanrısal bütünlüğe Pleromaya ulaşmasını isteyen Tanrı sözüdür ama YAhudilikteki "mesih" kavramını da karşılayabilmek içni insanlaştırılmıştır. Hem insan yapılmıştı hem de "tanrı" denmiştir. İşte bu nedenle Tevrat'taki düşük Tanrı Yaltabod "göze göz dişe diş" derken İncil'deki gerçek Tanrı İsa "Göze göz denildiğini duydunuz ama ben size diyorum ki düşmanlarınızı sevin" der, çaktırmadan Eski Ahiti çürütür. Tabi ki daha sonra, kilise tarafından İncil'deki çeşitli bölümler Eski Ahit ile uyumlu hale getirilmeye çalışılmıştır ancak hala pek çok ayet açıkça göze batmaktadır ve eski Ahitle çelişmektedir.

    Gnostikler "sır"ları "gizli bilgi"leri ço k severlerdi ve bu sırların sadece belli bir ruhsal olgunluğa ulaşmış kişilere verilmesini istlerlerdi bu sırların en önemlilerinden biri de İsa MEsih'in her yerde ve her şeyde, her şeyin içinde bütün insanlardaki ilahi kıvılcım olduğuydu.

    Aziz Pavlus da bir gnostik idi, tıpkı Gnostikler gibi Pavlus da "sır" ve "gizem"leri çok severdi ancak İncil'deki PAvlus'a ait olduğu söylenen pastoral mektuplar sahtedir, gerçek mektuplarının da bir kısmı editlenmiştir. Yine de şu tip gnostik metinler, hristiyanlar tarafından saptırılarak yorumlansa da, ayakta kalmıştır:

    Kol.1: 27 "Tanrı kutsallarına bu sırrın uluslar arasında ne denli yüce ve zengin olduğunu bildirmek istedi. Bu sırrın özü şudur: Mesih içinizdedir. Bu da size yüceliğe kavuşma umudunu veriyor."

    Kol.3:11 " Bu yenilikte Grek ve Yahudi, sünnetli ve sünnetsiz, barbar, İskit, köle ve özgür ayrımı yoktur. Mesih her şeydir ve her şeydedir."

    İncil'deki bu ayetleri, Gnostik bir incil olan, günümüzdeki hristiyanların kabul etmediği Tomas İncilindeki şu ayetlerle kıyaslayalım:

    "1. Bu sözlerin anlamını bulan, ölümü tatmayacak.!

    77. İsa dedi : Ben herkesin üzerindeki ışığım. Ben Herşey’im. Herşey benden çıktı ve bana ulaştı.
    Ağacı yarın, ben oradayım. Bir taşı kaldırın, beni orada bulacaksınız.! "


    İsa basit bir insan ve Tanrı'nın bedene bürünmüş hali değildir, İsa herkesin içinde keşfedilmeyi bekleyen tanrısallıktır, ilahi kıvılcımdır kurtuluş budur. Mitteki İsa'nın çarmıhta ölmesi, günahlara kefaret falan değildir bir semboldür. İnsandaki hayvani doğanın (eidolon) yok edilmesini ve tanrısal doğaya(Daemon) ulaşılmasını simgeler.

    Çarmıh, hayvani doğanın yok edilmesini simgeler, unlu anti kIsa kabartmasinda sağ üstte görülen Y harfi, insanın 2 yolu olduğunu öğretir, birincisi kurtuluşa götürür bu, tanrısal doğanın farkındalığı ve Gnosis'e götüren yoldur, ikinci çizgi ise dünyada yeniden doğuşa götürür yani reenkarnasyon, bu öğreti de mistik hristiyanlar tarafından Ouroboros yani kendi kuyruğunu yiyen bir yaratık olarak resmedilir

    OZAN FIRAT

    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.

Alıntı firatb1984 Gnosis Demişki : ...İşte bu nede…

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Beğeniler : 0

    Alıntı firatb1984 Gnosis Demişki :

    ...İşte bu nedenle Tevrat'taki düşük Tanrı Yaltabod "göze göz dişe diş" derken İncil'deki gerçek Tanrı İsa "Göze göz denildiğini duydunuz ama ben size diyorum ki düşmanlarınızı sevin" der, çaktırmadan Eski Ahiti çürütür...


    Cevap :

    "Kutsal Yasa'yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim." Matta: 5/17

    Bu âyet, yukarıda yaptığınız tespiti yanlışlamıyor mu; sn. fırat ?

    Gerçi, İncildeki "Sevgi/merhamet Tanrısı" ile, Tevratta'ki sert/acımasız öç alan Tanrı anlayışları birbirine son derece zıt görünüyor. MESİH imanlıları bu farklılığı "Yasa dönemi" ve "Lütuf dönemi" yaklaşımlarıyla açıklamaya çalışıyorlar. Ancak; yine de geriye cevapsız çok soru kalıyor gibi.

    İncilde betimlenen Tanrısal prensipler ve bu prensiplerin; Tanrı-İnsan ilişkilerini bir takım benzetmelerle açıklanması son derece müthiş; şâhâne... Ne yalan söyleyeyim; Matta: 5/6/7. bölümleri ilk okduğumda kendimden geçmiştim. Sanki bir anda başka bir âleme dalmış gbiydim. İncil; içerik/metod ve anlatım zenginliği bakımından son derece zengin. Ne Kurân ne de Tevrat bu derinliğe sâhip.

    Kur'andaki Allah, İnsanların zaaf ve korkularından iman devişrmekte bir beis görmezken, habire kendisini övüp durur. Hiç bir zaman bilinemeyecek "öte dünya" giz'inin insan ruhunda oluşturduğu korku ve ümitsizliği - ustaca diyemiyorum - hoyratça kullanır. Bunu yaparken kendini övünmeye o kadar kaptırır ki; düştüğü çelişkilerin farkına dahi varamaz.

    Kasas 56 da Allah, kendisi dışında hiç kimsenin insanlara hidâyet veremiyeceğini ileri sürer.

    "Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir."

    Fakat daha sonra , kendisi dışında hiç kimsenin veremeyeceğini iddia ettiği bu "Hidâyet"i korumak için, küçük bir çocuğu Hızır'a öldürtür.

    "Çocuğa gelince: Anası, babası inanmış kimseler. Bu çocuğun, onları azgınlığa ve kâfirliğe sevketmesinden korktuk da öldürdük." Kehf: 80

    Ya Hu!...

    Bu nasıl bir hidâyettir ki, hem Allah'tan başkası veremiyor, hem de bir insan bu hidâyete zarar verebileceği endişesyle o günahları işlemeden ve daha çocukken öldürülüyor ? Allah, bu çocuğun büydüğünde anne ve babasını azdıracağını yeni mi farketmiş olabilir ? Mâdem böyle bir risk var; hayırsız evlât yaratıp sonra öldürmektense, önceden hayırlı evlât verse nasıl olurdu acabâ ?

    Sonra bu çocuk Cehennemlik ise; hangi suçu sebebiyledir ?

    Cennetlik ise; yaşadığında kötü biri olacağı ve hattâ anne/babasına dahi kötülük yapacağı Allah tarafından bilindiği halde, o yaşları yaşamadan öldürülüp Cennet'e alınması bir "ilâhi torpil" midir ?

    Hayyam'ın şiirleriyle bende bıraktığı etki, Kur'andan kat be kat fazladır. Fakat bu etki; İslâmın Tanrı/Cennet/Helâl/Haram betimlemelerine karşı ustaca yapılmış ironik eleştirilere duyduğum hayranlıktan öteye bir anlam ifâde etmez.

    Okuduğum bâzı Budist ve Hindu metinlerinden de etkilendiğimi itiraf etmeliyim. İlginçtir; Budizmin insanın varoluş amacını ve çevresiyle ilişkilerine dair ortaya koyduğu öğretiler; kısmen okuyabildiğim Hindu kutsal metinlerindeki Tanrı algısı, İslâm ile mukayese edilemeyecek derecede mükemmeldir.

    Hattâ İslâm âlemince "Pagan/Müşrik" olarak bilinen Konfüçyüs'ün "Cennet" betimlemesi beni hayran bıraktı.

    "Cennet Tanrı ile berâber olmaktır."

    Şimdiye kadar okuduğum bir çok metinden etkilenmiş olmama rağmen, İnançlı olarak kaldığım muddetçe, hiç bir öğretinin ve kutsal metinin beni MESİH kadar etkileyebileceğine ihtimâl vermiyorum.

    İmza

Sn Cemal, bu bahsettiginiz ayet ile ortadaki durum…

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Beğeniler : 0

    Sn Cemal, bu bahsettiginiz ayet ile ortadaki durum aslinda celisiyor. "tamamlamak" demek bir kuralin ya da kanunun zittini soylemek degil, o kanunun detaylarina girmek eksik yanlarini tamamlamak demektir. Yani Isa "goze goz dise dis evet sunu yaparsa sunu yapin siz de o sunu yaparsa sunu yapin goze goz dise dis budur" ya da gibisinden bir sey deseydi gercekten de "tamamlamak"tan soz edilebilirdi. Ancak ortada "tamamlamak" degil zittini soylemek yani oncekini yanlislamak vardir oncekinden tam aksi istikamette bir sey soyleme durumu vardir ortada. Ustelik asil onemli nokta Eski Ahit`in bizzat kendisi "goze goz dise dis" i de iceren kanunlarin "sonsuza dek" surecegini soyler. Zaten Museviler ile hristiyanlarin anlasmazlik noktalarindan biri de budur, Museviler de hakli olarak kendi kitaplarindaki kanunlarin degisemeyecegini "sonsuza dek kalici" oldugunu soylerler.

    İsa’nın “göze göz dişe diş” kanununa karşı gelmesinden başka Eski Ahit yasalarını çiğnediği pek çok hikaye anlatılır:

    Yu.5: 8 İsa ona, "Kalk, şilteni topla ve yürü" dedi.

    Yu.5: 9 Adam o anda iyileşti. Şiltesini toplayıp yürümeye başladı. O gün Şabat Günü’ydü*.

    Yu.5: 10 Bu yüzden Yahudi yetkililer iyileşen adama, "Bugün Şabat Günü" dediler, "Şilteni toplaman yasaktır."

    Yu.5: 11 Ama adam onlara şöyle yanıt verdi: "Beni iyileştiren kişi bana, ‘Şilteni topla ve yürü’ dedi."



    Bu da tamamlamak degil de iptal etmek degistirmenin baska bir ornegidir.


    Pavlus “sonsuza kadar kalacağını” iddia eden Eski Ahit’in “çok geçmeden yok olacağını” söylemiştir! Pavlus Eski Ahit’i “eskimiş, köhneleşmiş” olarak niteler!

    İbr.8: 13 Tanrı, "Yeni bir antlaşma" demekle ilkini eskimiş saymıştır. Eskiyip köhneleşense çok geçmeden yok olur.”

    Goruldugu gibi ortada hic de tamamlar gibi bir tablo yoktur.

    Incil`e Eski Ahiti destekler tarzda ayetler ya kilise tarafindan ya da daha buyuk ihtimalle, Incil`i kopyalayan yazicilar tarafindan eklenmistir. Bunun tam olarak nasil oldugununu anlamak icin University of North Carolina`da ogretim uyesi Yeni Ahit yazmalari profesoru Bart Ehrman`in kitaplarini okumanizi oneririm benim icin cok faydali oldu bu kitaplar.

    Incil`in “semavi” denilen dinlerin kitaplarindan gercekten de en etkileyicisi ve en guzeli oldugunu biliyorum. Ben de eski bir hristiyanim. Incil ile ne Eski Ahit ne de Kur`an yarisabilir pek cok konuda.

    Incil`de gercekten de bir sevgi mefhumu oldugu dogrudur. Ancak bu, hristiyanlarin ya da hristiyanlik sempatizanlarinin iddia ettigi nedenlerden dolayi degildir bu isin kokeni hristiyanligin olusumunda yatmaktadir. Orijinal hristiyanligin Gnostisizm olduguna dair sayisiz kanit vardir ve gnostisizmi olusturanlar Isa`yi da olusturmuslardir dolayisiyla tarihsel bir Isa zaten buyuk ihtimalle yok. Zaten Ms 300`lu yillara kadar ortodoks bir hristiyanlik inanci yoktu farkli seylere inanan gruplar vardi yalnizca, kimi Mistik Isa`ya kimi Yahudi seriatini savunan Isa`ya kimi bas melek olan Isa`ya kimi de gunumuzdeki hristiyanlarin Isa sina inaniyordu iste bu gruplardan "Mistik Isa" ya inananlar gnostiklerdi ve Thomas Incili gibi cesitli tarihcilere gore eldeki en eski Incil sayilan belge de Mistik Isa`yi ogretmektedir. Daha once blogumda yazdigim gibi:

    İncil hikayelerindeki zaman zaman “abartı” olan “herkesi, düşmanları bile koşulsuz olarak sevme”, “bir tokat atana diğer yanağını çevirme” gibi öğretilerin belirli bir amacı vardı. Gnostisizme gore bütün insanlar, benlik çemberinin merkezi olan “tek bilinç” olgusunu paylaştıkları için “bir” idi, insanlar, ortak bir merkezden “bilinç”ten çıkan çok sayıda yarıçap olarak düşünülüyordu.

    Çemberin çevresi farklı bedenleri yani insanları (beden olarak) simgeliyordu, insanların kendilerini “ben” olarak algılaması, yani dış dünyayı ve bedeni deneyimleyen, tepki veren daha derin bir kimlik düzeyi de “psişe” idi, psişe yarıçapları simgeliyordu, “ego” da yani “ben” düşüncesinin de psişe ile ilgisi vardır, çemberin merkezi ise “bilinç” idi ki bunda ayrılık yoktur, herkes bu ortak noktayı paylaşır bu nedenle Gnostiklere göre “herkes özde birdir” (Pavlus’un bu görüşü savunan pek çok ayeti vardır)

    “İnisiye” olmamış sıradan halka bunları anlatmak çok zordu, ancak başka bir yolu vardı, bunları felsefi olarak değil de daha kolay yollardan anlatmak: Bu da “sevgi” idi herkesi, bize zulmedenleri bile sevmeliydik, bütün insanları kendimiz gibi sevmeliydik, bize tokat atana diğer yanağımızı da çevirmeliydik, bu öğretiyle egoyu yenmek amaçlanmıştı çünkü felsefeye göre herkes zaten “bir” idi, özde çemberin merkezindeki noktada ayrılık yoktu, bu öğretinin PRATİĞE dökülmesi ise herkesi, düşmanları bile sevmekle, “kendimiz gibi” sevmekle başlıyordu... Zaten bu sadece hristiyan gnostisizminde degil uzakdogu felsefi sistemlerinde ve cesitli Grek felsefelerinde de ogretilen bir ogretidir, gnostik hristiyan metinlerinin antik Hint, Cin ve cesitli Grek belgelerindeki ogretilerle (ozellikle Platonculuk) benzesmesi de tesaduf degildir. Ozellikle cesitli Grek felsefelerinin hristiyanligin olusmasindaki etkisi zaten bilinen bir gercek.

    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.

Sn Cemal ayrica o Kur`an ayetleri ile ilgili yazdi…

  • Ozan Gnosis
    Ozan Gnosis
    dunyadinleri.com/amethystium
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Ankara
    Meslek : Bilişim
    Giriş : 963
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Ozan Gnosis Tarih : Beğeniler : 0

    Sn Cemal ayrica o Kur`an ayetleri ile ilgili yazdiklariniz yuzunden cogu kisi islami terkediyor yani cidden uzerine durulmasi dusunulmesi gereken cok ciddi konular onlar. Ben bu tip mevzularin Kur`anin ilahiligi ile celistigini dusunuyorum. Sizin de tespitleriniz cok yerinde.

    Bunun disinda bir de olen cocuklar bebekler konusu var ki semavi denilen dinlerden hicbiri bunu aciklayamiyor bence mesela babasi olmayan hicbir akrabasi olmayan annesi de dogurduktan sonra olen, dogduktan sonra birkac ay icinde kendisi de olen bir bebek neden dogmustur neden olmustur? Cennete gidecekse neden biz de olup cennete gitme bileti almadik? Cehenneme gidecekse ne sucu var? Ne cennete ne cehenneme sadece ikisinin ortasi Araf a gidecekse demez mi bu bebek "Allah`im belki ben dunyada yasayacak cennete gitme hakki kazanacaktim neden bu hakki elimden aldin" diye?

    Siz onlari yazinca benim de aklima bu geldi...

    İmza

    http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/ Işığın ancak üzerinde yansıyacak bir şey olduğunda aydınlatma niteliğine sahip olması gibi,sonsuz gizem ışığı Tanrı da sonsuz evren şeklinde tezahür ederek sonsuz sayıda canlı bilincinin üzerinde yansıyıp aydınlanan ışık oldu.

sn. fırat; Burada kasdedilen tamamlama ilâhi yasal…

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Beğeniler : 0

    sn. fırat;

    Burada kasdedilen "tamamlama" ilâhi yasaların değil; Tanrı'nın plânı doğrultusunda işleyen bir sürecin tamamlanmasıdır. Ben böyle anlamaktayım. Bizim sofrada yediğimiz yemekle kıyaslandığunda, dişleri yeni çıkmış bir bebeğe verilen yemek eksiktir. Ama bu eksiklik, görüntüde/şeklen bir eksikliktir. Bebeğe, bebeğin hazmedebileceği şeyler verilmelidir.

    Tabî ki; siz de, ben de Kutsal Kitap mantığını anlamak için yorum yapmaktayız. İkimizin yorumları yanlış olabileceği gibi, bunlardan sâdece birisi de doğru olabilir.

    Tanrı ve iman hususlarında benim bu gün gelebildiğim nokta şudur. Kur'anın Allah'ı insanların zaaf ve korkularını kullanır. Nerede kesin değişmez bir şey varsa kendisinden olduğunu iddia eder; başarıyı sahiplenir.

    "Andolsun, siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir’de yardım etmişti. O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız." Âl-i İmran:123

    Ama başarısızlıkta suçu kullarına atar.

    "Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musibet), kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter." Âl-i İmran: 165

    Tevratta sadece kendi halkını sahiplenen bir Tanrı görünüyor. Bâzı ulusların Yahudilere yaptığı kötülükleri; onlardan kadın/çocuk/at/eşek ne varsa öldürmekle cezâlandırıyor.

    "Şimdi git, Amalekliler'e saldır. Onlara ait her şeyi tümüyle yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Kadın erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür" I. Samuel: 15/3

    Budist ve Hindu metinlerinde gerçekten insanı hayran bırakan ezoterik anlatımlar var. Fakat kanâatimce hiç bir Kutsal metin, Tanrı'yı ve prensiplerini MESİH'in bize tantıttığı/anlattığı gibi anlatamıyor. İncildeki eşszilik de buradan geliyor. Yoksa ölülerin dirltilmesi/körlerin gözlerinin açılması değil aslolan. Öyle zannediyorum ki MESİH bu şifâ gösterilerini, düşünme/irdeleme, analiz/sentez kapasitesi sınırlı insanlara, Tanrıyı tanıntma amacıyla yaptı. Çünki, hiç bir beşer gücüyle yapılamayacak bu işleri ancak Tanrı yapabilirdi.

    Bana "Eski ve Yeni Ahitten öyle şeyler yaz ki; diğer bütün ayetler yitip gitse bile kalanlar herkes için ışık olsun" desler şunları yazardım.

    "Tanrı, ‹‹İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım›› dedi..." Yaratılış: 1/26

    Matta: bölüm; 5

    43 - ‹‹ ‹Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin› dendiğini duydunuz.
    44 - Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin.
    45 - Öyle ki, göklerdeki Babanız'ın oğulları olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır.
    46 -Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur? Vergi görevlileri de öyle yapmıyor mu?
    47 - Yalnız kardeşlerinize selam verirseniz, fazladan ne yapmış olursunuz? Putperestler de öyle yapmıyor mu?
    48 - Bu nedenle, göksel Babanız yetkin olduğu gibi, siz de yetkin olun.››

    İmza