Zerdüşt Dini

Ana Sayfa Forum Din ve İnançlar Zerdüşt Dini Bilinmeden Konuşulan Zerdüşt ve Mecûsilik Nedir?

Bilinmeden Konuşulan Zerdüşt ve Mecûsilik Nedir?

  • Promete ..
    Promete ..
    dunyadinleri.com/promete5216e
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : İçel
    Meslek : Mühendis
    Giriş : 55
  • Yazan : Promete .. Tarih : Kategori : Zerdüşt Dini Cevaplar : 0 Okunma : 23301 Beğeniler : 0
    Bilinmeden Konuşulan Zerdüşt ve Mecûsilik Nedir?

    İnsanlığın en önemli özelliklerinden biri de bilinmeyenleri bilme, öğrenme ve bilmeyenlere bildirmedir diye düşünüyorum.
    Bildiklerimizi, farkındalıklarımızı farkedip toplumsal barışın hizmetine koyduğumuz oranda, yanlışlardan doğabilecek zararların sorumluluğundan uzaklaşma olanağı elde edeceğimize inanan biri olarak, ezberci bir zihniyete dayalı konuşulan bir konuyu sizlerle paylaşmak istedim.

    Söylemlerimizde hep, önce insan diyoruz fakat günümüzde bu söylem, pratiğimizle na kadar uyum sağlıyor? İnsanlar kadar değersiz bir şey var mı? İşin enteresan tarafı dini, ırkı ne olursa olsun diyoruz fakat hala din eksenli ırk eksenli bakıyoruz ınsana ve dolayısıyla toplumsal olaylara bakış açımız da pek farklı olamıyor.
    Bu yazıda Zerdeşt/Zerdüşt kimdir, aslında ne buyurmuştur ve islam klasiklerinde Zerdüşt ve mecûsilik nasıl anlatılmış gibi soruların cevabını bulacaksınız.

    Fakat öncelikle günümüzde bu soruların nasıl algılandığı ve ne tür karşılık bulduğuna değineceğim…
    Birilerinin ne gereği var dediğini duyar gibiyim…

    “Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun aslını araştırın. Yoksa bilmeden bir kavme sataşırsınız (ve bundan dolayı) da yaptığınıza pişman olursunuz…” [1]ayetinin gereği üzere günümüzde dezenformasyonal olarak Zerdüşt ve benzeri konularda konuşulanlar çoktu ve ben de hangisi doğru hangisi yanlışı araştırırken bulduğum bilgileri kaynak göstererek paylaşmayı uygun gördüm. Ayrıca peygamberimizin: “Dilleriyle insanları kıranları, ibadetleri temizleyemez…” sözü gereğince söylemlerimize dikkat etmeliyiz.

    Zira zerdüştlüğün de yahudilik ve hıristiyanlık gibi semavi bir din olduğu, Zerdüşt’ün de Hz. İsa ve Hz. Musa (a.s) gibi bir peygamber olduğu ve hatta İncil ve Tevrat gibi Zerdüşt’ün de Avesta adında semavi bir kitabının olduğu savı da var iken, zerdüştlüğün ve Zerdüşt’ün aşağılandığı günümüzde böylesi bir araştırmanın gerekliliğine inanıyorum...

    Günümüz algısında Mecûsilik:
    Günümüzde Mecûslik kabaca; yezidilik, ateşperestlik ve beşeri bir inanç olarak algılanmaktadır.
    “Günümüzde İran ve Hindistan’da Mecûsiliği yaşatmaya çalışan dini guruplar da vardır.
    İran’dakiler dağınık ve sayıları da çok azalmıştır. Kendilerine “Gabriler” denir. Hindistan’dakiler daha derli-topludur ve kendilerine “Parsiler” denir. Bombay ve Bombay’ın kuzey bölgelerinde, Karnataka (ve Karaçi) illerinde toplu halde bulunurlar.” [2]

    Zaten Ari’lerin dini olan Mecûsiliğin/Zerdüştlüğün Hindistan menşeli bir din olduğu da söylenmektedir..
    “Mecûsilik en eski dinlerden biriydi ve Zerdüşt’ün getirdiği dinin bozulmuş şekline verilen addı. Zerdüşt tek Allah yani Ahuramazda inancını tebliğ etmiş, O’nun seçtiği kimselere ilahî vahyin geleceğine, meleklere ve ölüm sonrası hayata imanı emretmişti.

    Zend-Avesta’da (Yaşt, 13, XXVIII, 129) putları kıracak olan Soeşyant adlı birinin geleceği bildirilmektedir. Ancak Zerdüşt’ün tebliğ ettiği tevhid inancı daha sonra hem iyilik hem de kötülük tanrısı olmak üzere iki tanrı inancına (düalizm=seneviyye) dönüşmüş tanrının kudret ve kuvvetini temsil ettiğine inanılan ateş yüceltilerek ateş kültü (Mecûsilik) oluşmuştur.” [3]
    Bütün semavi dinlerde öngörüldüğü gibi; Yahudilik’te halk arasında Mazmaz, Tevrat’ta Muzmuz, İncil’de Tabtab adı ile haber edilen son peygamber Hz Muhammed, Zerdüştlükte de geleceği haber edilen ve putları kıracak olan Soeşyant ile adlandırılmış olamaz mı?

    Mecûsiliğin Türklerle olan ilişkisi ve irtibatı
    “Mecûsiliğin Türkler arasında ne zaman yayılmağa başladığını tarihen tesbit güç olmakla birlikte, Zerdüşt’ün (M.ö 630-553) Amuderya nehri sahillerinde büyüdüğünü, ilk vahiylerini aldığını dikkate alırsak Türklerle yakın ilişkisinden söz etmek pek hayali olmaz. Daha sonra pers bölgesine göç ettiyse de, ölümü ülkesinde Zerdüşt’lüğün yayılmasından rahatsız olan Turan ülkesi hükümdarı Arcataspa elinden olmuştur. Bütün bunlar Mecusilikle Türkler arasındaki ilişkilerin henüz Zerdüşt’ün hayatında başladığı ihtimalini ortaya koyuyor. İslam öncesinde başta Buhara ve Semerkant’da Mecusi mabetleri vardı ve Maveraünnehir’de Mecusilik hakimdi.” [4]

    ZERDÜŞT, İNANÇ SİSTEMLERİ VE İBADETLERİ:

    Zerdüşt

    “Yerli rivayetlere göre Zerdüşt arya ülkesi denen bir bölgede yaşamıştır. Burası, genellikle kabul edildiği gibi, İran’ın doğusudur. Gataların haber verdiği coğrafi ve iktisadi şartlar, bu bölgenin hayvancılıkla geçinen dağınık bir gölge olduğunu gösterir. Yaştlardan çıkarılabildiği kadarıyla, Zerdüşt’ten önce bu bölgede yaşayan halk, çok sayıdaki tanrılara tapıyor, nehirlere, dağlara ve göllere sığır ve koyun kurbanında bulunuyordu. Mabetleri yoktu.”[5]


    Mecûsiliğin Kurucusu
    “Mecusîliğin kurucusu Zer­düşt Batı'da Zoroaster olarak bilinir. Zoroaster, Farsça'da "güzel develere sahip olan" anlamındaki Zarathushtra'nın Yunanca'ya geçmiş şeklidir.

    Avesta'ya ve Yunan kaynaklarına göre Zerdüşt Doğu İran'da yaşamıştır. Nitekim Kral Viştaspa'nın (M.Ö, VI. yüzyıl) saltanat sürdüğü Horasan bölgesi de buradadır. Bazı kaynaklar ise Zerdüşt'ün İran'ın ku­zeybatısında yer alan Mâverâünnehir bölgesinde hayvancılıkla uğraşan yarı göçe­be kabilelere mensup olduğunu, Doğu İran'a daha sonradan gidip yerleştiğini ileri sürmektedir. Babası Poyruşaspa'nın rahip olduğu söylenir. Mecûsî kaynaklarına göre Zer­düşt, küçüklüğünden itibaren diğer ço­cuklardan farklı olarak sürekli bir arayış içerisindeydi. Nitekim yirmi yaşına geldi­ğinde onda önemli değişiklikler görülme­ye başlandı; sık sık dağlara ve ıssız yerlere giderek inziva hayatı sürmeye çalışıyordu. Otuz yaşındayken Tanrı'nın temsilcisi me­lek Vohu Mana ile (iyi düşünce) karşılaştı. Kendisine ilk vahiyleri getiren Vohu Mana onu ruhsal olarak yüce tanrı Ahura Mazda'ya götürdü. Zerdüşt, Ahura Mazda'yı "bilge rab" olarak nitelemektedir. Bu va­hiy tecrübesini sonraki yıllarda diğerleri izledi; böylece yaşadığı dönemin politeist kültürüne karşı monoteizmi temel alan yeni bir inancı telkin etmekle görevlendi­rilen Zerdüşt etrafına bu inancı yaymaya başladı.” [6]

    Fakat: Zerdüşt, Gathalar'da kendisini "manthra" (peygamber) olarak adlan­dırmıştır. “Mecûsîlik'te pey­gamberliğin Zerdüşt sonrası da devam edeceğine inanılmaktadır.”[7]

    Ve enteresandır ki Peygamberimiz de onlara ehli kitaplara davrandığımız gibi davranmamızı belirtmiştir: Hz. Peygamber'in, "Onlara Ehl-i kitap muamelesi yapın" şeklindeki hadisinden başka (el-Muüatta "Zekât", 42. Şafii musned cizye; s: 209) bizzat kendisinin Yemen ve Hecer Mecûsîleri'ne yönelik yaptığı uygulama dik­kat çekicidir. [8]

    Hatta cizye konusunda Abdurrahman b. Avf: Peygamber efendimizin “Hecer mecusilerinden cizye aldığına” şahitlik ettiğini söylemektedir.

    Ebu Übeyde ise: Yahudiler ve Hıristyanlar’dan alınacak cizye Kur’an ile, Mecusiler’den alınacak cizye ise Sünnet ile sabittir demiştir.[9]

    Müslümanlar Farsları yendiklerinde Hz. Ömer: Mecûsilerin ehli kitap olmadığını taki onlara onların ahkamını uygulayalım ve putperest de değiller taki onlara onların hükmünü uygulayalım dediğinde, Hz. Ali: Hayır, onlar ehli kitaptırlar dedi.
    Ayrıca imam Şafıi ve Abdurrezzak hasen isnadı ile Hz. Ali’den şu hadisi rivayet ederler: “Mecûsiler’in okudukları kitaptırları vardı.”

    İbn Münzür de: mecusilerin kadınlarının nikahı ve kestiklerinin helal olduğunu ve bunda ittifak olduğu söyler. [10]
    Ezher kavle göre; ehli kitaptırlar, kitapları var.[11]

    Bu bağlamda semavi kitapların bilinenin aksine dört değil de beş olacağı ve bunun kabul edilemeyeceğini söyleyenler olabilir. Çünkü Kur’an’ı Kerim’de de bizden önce iki topluluğa kitap indirildiği haber verilmiştir ki En’am suresinde: “Bizden önce yalnız iki topluluğa (Yahudî ve Nasârâ'ya) kitap indirildi ve biz de onların eğitim ve öğretimlerinden habersiz bulunuyorduk, dememeniz…” denilmektedir.

    Buna şöyle cevap verilmektedir: Burada maksat Küreyşlilerdir. Yani bunu söyleyenler Küreyşlilerdir. Çünkü onlar Yahudi ve Hiristiyanlar’dan başka kendilerine kitap gönderilen bir topluluk duymamışlardı. Bu söylemde nazil olan diğer kitap (Zebur gibi) ve suhufların inkarı yoktur.[12]

    “Mecûsilik hakkındaki bilgileri biz çeşitli kaynaklardan öğreniyoruz. Batı dünyası uzun zamanlar ikinci el haber olan Yunan ve Latin yazarlarının eserlerinden yarlanmıştır. Oxford’lu alim Thomas Hyde, 1700 yılında “Historia religionis veterum Perserum, eorumque Magarum” isimli bir eser yazmış ve bu kendisinden sonraki yazarlara kaynak olmuştur. Hyde göre Zerdüşt, İsa tarafından da sözü edilen bir peygamberdi. Ezra (Üzeyir a.s) ve diğer Yahudi peygamberleri, kendisinden faydalanmışlardı.” [13]

    Bir din olarak Zerdüştlük

    “İran’da çok tanrılı bir dini hayat vardı. Zerdüst, tek tanrıya inanan bir dinin elçisi olarak Eski İran’a “tevhid inancı” getirmistir. O, tanrı Ahura Mazda’ya ibadeti, meleklere saygıyı, şeytanlar gibi kötü güçlere laneti ve iyilikte yarışı öğretisinin temeli yapmıstır.” [14]
    a) Zerdüştiliğe göre Ahura Mazda, alemin tanrısıdır. Alemin gayesi; yalanın, kötülüğün hakikat tarafından yenilmesidir. Alemdeki maddi ve manevi nizamı yaratan, tabiat kanunlarını koyan Ahura Mazda’dır.[15]
    b) Ahura Mazda nurun ve karanlığın yaratıcısı olup onun eşi ve benzeri yoktur. Mazdaizim olarak da bilinen Zerdüştilik bu ismi tek Tanrı Ahora Mazda’dan alır.[16]
    c) Zerdüst, iran dinleri üzerinde önemli bir etki bırakmıştır. Tek tanrılı bir inanç telkin ettiği için onu bir peygamber olarak kabul edenler bulunduğu gibi, ona bir hâkim veya şaman olarak bakanlar da olmuştur. [17]

    d) A. Schimmel, Zerdüstilik ile ilgili bilgi verirken bunun bölge kültürlerinden ve yakın çevrede bulunan dini inanış ve uygulamalardan etkilendiğini, bu arada iran’ın eski dini inanışlarından bazı alıntılarda bulunduğunu, ancak bunların hepsini bir sistem içerisinde bütünleştirdiğini ifade etmektedir. Schimmel’e göre Zerdüstilik, Zerdüst’ün ölümünden sonra, önce yakın çevrede, sonra da Batı’da yani İran’da yayılmış ve buranın resmi dini haline gelmiştir. [18]
    e) Zerdüştlük’te kıyametin vukuu, sırat köprüsü, cennet ve cehennem inancı mevcuttur.[19]
    f) Zerdüştün öğretilerine göre ruh ölümsüzdür.[20]
    g) Zerdüştlük’te ahlâkî pren­sipler üç maddede özetlenebilir: 1. İyi düşünce, 2. İyi söz, 3. İyi iş. Yani: Mecûsîliğin ahlâk sistemi iyi söz, iyi dü­şünce ve iyi davranış ilkesine dayanır.[21]
    h) Ayrıca Zerdüştlük’te zina da yasaktır.

    Zerdüştlerin Tanrı/Allah Tasavvuru

    Zerdüşt, kendisini tebliğ hizmetine çağıran tanrıyı “Ahura Mazda” diye adlandırıyordu.
    İsmi, “her şeyi bilen rab” olarak tercüme edebiliriz.
    Gatalarda, tanrı isminin her iki kısmı, Ahura ve Mazda kelimeleri ayrılmayan bir bütün teşkil ederler. Kelime olarak Ahura “Rab”, Mazda “her şeyi bilen, hakim” manalarına gelir.
    Zerdüşt Yasna 44/3-6 da, Ahura-Mazda’yı tasvir ederken şöyle der:
    “Güneşi ve yıldızları kim yörüngesine oturttu? Ay’ı hemen kendine alıp kaybedi veren kimdir? Dünyayı onun aşağısında tutan, kimdir? Gök kubbeyi düşürtmeyen kimdir? Sular ve bitkileri tutan kimdir? Rüzgarı ve bulutları koşmaya sevk eden kimdir? Sabah, öğle ve akşam vazifedeki, sorumluluk şuurunu uyandıran kimdir?
    Ey hakimi mutlak, seni ezel ve ebed olarak ruhumla buldum.”[22]
    Âlemdeki maddî ve manevî nizamı yaratan, tabiat kanunlarını koyan, Ahura Mazda'dır. Ahura Mazda, yetkin, güçlü, ezelî ve ebedî, herşeyi gören bilen, herşeyi vareden bir "İyilik Tanrısı"dır. Zerdüşt, Eski İran'a "tevhîd inancı"nı getirmiştir. Onun getirdiği din, tek tanrıya dayanmaktadır. Ondan önce İranlılar, o dönemde alışılagelen çoktanrılı inanç gereği bir kısım tanrılara tapıyorlardı…

    İbadet şekilleri

    1- Mecûsîlik'te on beş yaşına gelen her ço­cuk için dine giriş töreni (Nevzot) düzen­lenir. Bu törende çocuklar dualarla dinî elbise (südre) giyip kutsal kuşak (kusti) ta­karlar.
    2- Her Mecûsî abdeste benzeyen bir temizlik işleminin ardından güneş doğar­ken, öğle vakti, öğleden sonra, güneş ba­tarken ve gece olmak üzere beş vakitte çeşitli dualar (gâh) okur.
    Dualar arasında Ahuna Veirya ya da Ahunvâr denilen dua oldukça önemlidir. Bu dua her Mecûsî ço­cuğuna ilk öğretilen dualar arasındadır.
    3- Ayrıca her Mecûsî Frevarâne adı verilen iman formülünü (âmentü) günlük olarak tekrarlar.
    4- Mecûsîler'in bayramları arasında en önemlisi, yıllık olarak kutlanan yedi büyük bayramdan biri olan ve Nevruz (No Ruz) adı verilen yeni yıl bayramıdır.
    Tabiatın dirilişi anısına kutlanan Nevruz aynı zamanda dünyanın ve insanın yara­tıldığı gün olarak kabul edilir. Bunlardan başka sonbaharda hasat zamanı kutlanan Mihrican da önem­li bir bayramdır.
    5- Her ne kadar sonraki dönemlerde aksi uygu­lanmış olsa da Zerdüşt kanlı kurban törenlerine karşı çıkmış, politeist Mitra kültüyle özdeşleşen boğa kurbanlarını reddetmiştir.
    Zerdüşt, kanlı kurbanın yerine Haoma içeceğini ve kişinin ibadetlerine bir şahit olarak da ateş sembolizmini kullanmıştır.[23]

    Ahiret tasavvurları

    Mecûsîlik'te ölüm ve ölüm ötesi hayat­la ilgili inançlar oldukça gelişmiş durum­dadır. Ölüm sonrasında ruh sırasıyla yıldızları, ayı ve güneşi geçerek ilâhî âleme ulaşabilmektedir.
    1- Ruh dünyadaki inanç­ları ve davranışları açısından sorgudan geçirilir.
    2- Sreoşa, Mitra ve Raşnû tarafın­dan yapılan bu sorgulamada kişinin amel­leri bir terazide tartılır. (İslam inanışına göre de kabirde Münker ve Nekir’in sorgusu vardır.[24]) Bu terazi âdeta bir köprü gibidir. Eğer kişinin iyilikleri ağır basarsa Chinvat (İslamdaki Sırat köprüsü inanışı gibi. [25]) adı verilen bu ayrışma köprüsü genişleyeceği için oradan geçe­rek yukarıdaki cennete gider; günahları ağır basarsa o zaman da köprü âdeta bir bıçak ağzı gibi daralacağından aşağıdaki cehenneme düşer. (ER, XV, 585) Fravâşi öğretisi olarak da bilinen bu inanca göre yeryüzündeki maddî varlık geçicidir; asıl olan ruhun ilâ­hî âlemdeki bedeniyle birleşmesidir. Cen­netteki eşiyle birleşen ruh orada ebedi­yen mutluluk içerisinde yaşar.
    3- Ehrimen (şeytan) tarafından yönetildiğine inanılan cehen­nem ise bir arınma mekânıdır; burada arınan ruhlar da sonunda cennete gire­cektir. Bu ferdî yargılamadan başka toplu bir kıyamet, haşir ve hesaba da inanılır.[26]
    Zerdüşt'e göre bir tarafta sağduyu, iyilik ve aydınlıktan oluşan "Aşa" (Âlem Nizâmı), öteki tarafta da suç, kötülük ve karanlığı içinde bulunduran "Drug" (yalan, anarşi, fesat) vardır. İnsanın iyilik tarafını seçmesi gerekir. İnsanın bu seçimi, öteki dünyada sonuç verecektir.

    Hasap günü tasavvurları
    “Ferdi ruhun dünyadan ayrılışından sonra karşılaştığı ferdi muhakemeden başka, bir de haşir gününde genel muhakeme tasavvur edilir. Buna göre, zaman olgunlaşınca, dünyanın ömrü dolunca, yani Zerdüşt’ten sonra gelen üçüncü bin yılda Mehdi Saoşyant gelecek ve bin yıllık çalışmadan sonra hakimiyeti Tanrı Ahura-Mazda’ya devredecektir. Bundan sonra haşir başlayacak, ölenler eski vücudlarına tekrar kavuşacaklar ve hesap meydanında toplanacaklardır. Orada herkesin kendi yaptıkları amelleri kendilerine görünecek, haklılar haksızlardan ayırt edilecektir. Tanrı, yanında Kutsal Ruh ve Mehdi Saoşyant olduğu halde, Tanrısal mahkemesini kuracak, Tanrısal adalete göre iyi ve kötüyü ateşle birbirinden ayıracaktır. Cehenneme gidenler üç gün boyunca eziyet görecek, cennetlikler de onları seyredecektir. Bundan sonra herkesi içine alan büyük bir ateş gelecek, müminlere ılık bir süt, kafirlere erimiş bir maden tesiri yapacaktır. Ateş insanlardaki temiz olmayan kalıntıları tamamen yakıp temizleyecektir. En sonunda, bütün insanlar Tanrı Ahura-Mazda’nın cennetine gireceklerdir.” [27]
    Peki aslında Zerdüşt ne buyurmuştu ve o, kendini ve Mecûsiliği nasıl tanımlamıştı.

    Mecusîlik, Zerdüşt'ün tebliğ ettiği, mo­noteist (tevhid inancına dayalı[28]) bir teoloji içeren inanç ve düşün­celerin eski İran inanç ve gelenekleriyle mezcedilmesinden oluşan bir dindir.

    Bu din, Sâsânîler döneminde yönetici sınıfla da yakından irtibatlı olan rahip sınıfı Mecî'den (Mecûş) hareketle islâm kaynakla­rında Mecusîlik, batı kaynaklarında ise Zerdüşt'ün isminden dolayı Zoroastrianism veya Ahura Mazda isminden hare­ketle Mazdeizm olarak adlandırılır.[29]

    Zerdüşt’ün Vohu-Manah (Cibril olabilir[30]) ismini verdiği melek isminin manası “iyi ruh, iyi duygu, iyi düşünce” anlamındadır. Zerdüşt melekle karşılaşma olayını şöyle anlatır: “İyi ruhla kendimi kaybettiğimde, kimsin, kime aitsin? diye bana sordu. Onun birinci sualine, ben Zerdüşt’üm, yalancıların hakiki bir düşmanıyım, fakat doğru insanların da güçlü bir destekleyicisi olmak isterim, dedim” (Yasna, 43/47). Zerdüşt’ün peygamberliğe çağrılışından sonra, bu vazifeye nasıl başladığını bilmiyoruz. Persilerin rivayetlerine göre o, on yıl kadar bir süreyle kendi memleketinde vahiy edilenleri anlatma ve öğretme faaliyetlerinde bulundu. Nihayet, kendi halkının düşmanlığı karşısında tek çıkar yolun ülkesini terk etmek, hicret etmek olduğunu anladı.
    Zerdüşt bu konudaki ruhsal durumunu şöyle anlatır: “Hangi çevre beni gizler? Beni gizleyecek nereye gitmeliyim? Asaletten ve rahiplikten uzaklaştırılıyorum, kendilerine hizmet ettiğim vatandaşlarım beni rahat bırakmıyor.
    Hatta ülkemin yabancı hakimleri bile!
    Ey her şeyi bilen Rabbim, artık seni nasıl memnun edebilirim?” (Yasna, 46,1). [31]
    Zerdüşt’ün Avesta adında bir kitabının olduğunu da anımsatmıştık.
    İranlı yöneticilerin, Zerdüşt döneminden sonra, Yunanlı İskender zamanında, bu kitabın bazı kısımlarının yakıldıgı tarihe kadar, onunla amel ettiklerine dikkat çekilmektedir.[32]
    Aslında Zerdüşt böyle buyurmuş:
    1- Tevhidi tebliğ etmiş. Yani; çok tanrıcı bir topluma, bir yaratıcının olduğunu anlatmış.
    2- Meleklerin varlığını ve bunlara imanı anlatmış.
    3- Yapılacak ibadet ve yakarışların/duaların bir yaratıcıya/Allah’a yapılmasını tebliğ etmiş.
    4- Cennet ve cehennemin varlığını tebliğ etmiş ve dünyada yaptıklarımızdan/ davranışlarımızdan ötürü bu ikisinden birine gireceğimizi bildirmiş.
    5- Hesap gününün varlığını bildirmiş.
    6- Sırat köprüsünü haber etmiş.
    7- Davranışlarımızın tartılacağı bir terazinin varlığını tebliğ etmiş. Bu terazide kötü davranışlar ağır bastığında cehenneme, iyi davranışlar ağır bastığında cennete gidileceğini haber etmiş.
    Bu çerçevede bakıldığında Zerdüştlük, semavi dinlerin ortak özelliklerinin izlerini taşımaktadır.
    Bu bilgilere dayanarak Zerdüşt’ün de Hz. İsa ve Hz. Musa (a.s) gibi bir peygamber olabileceği kanısına varılsa dahi, günümüzde onun getirdiği öğretiler de/dini de diğer peygamberlerin getirdikleri gibi tahrif olduğundan onun tahrif edilmiş öğretilerinin ardından gitmek yanlıştır.

    Ayrıca islam kendinden önceki tüm gönderilenleri içine aldığından ve bizleri o bağladığından şimdi kalkıp zerdüştîyim deyip bugünde de bu tahrif edilmiş haliyle kabul edip ardından gitmek yanlıştır…

    Şahsi inanç ve kanaatime göre günümüzde; aslına uygun şekilde pratikte uygulanıp uygulanmadığı ayrı bir tartışma konusu olmakla beraber, Allah tarafından gönderilmiş halini koruyarak ilahi din olma özelliğini taşıyan ve ardısıra gidilmesi gereken yegane din İslam/Kur’an dinidir.


    [1] - Hucurat 49/6
    [2] - Başlangıçtan Günümüze Dinler tarihi s: 124 Prof. Dr. Ekrem SARIKÇIOĞLU. Genişletilmiş 3. Baskı Isparta: 2000
    [3] - İlmihal; İman ve İbadetler c: 1s: 10-11 Diyanet İşleri Başkanlığı Ankara: 2006
    [4] - Başlangıçtan Günümüze Dinler tarihi s: 113-114 Prof. Dr. Ekrem SARIKÇIOĞLU. Genişletilmiş 3. Baskı Isparta: 2000
    [5] - Başlangıçtan Günümüze Dinler tarihi s: 118. Prof. Dr. Ekrem SARIKÇIOĞLU. Genişletilmiş 3. Baskı Isparta: 2000
    [6] - İslam Ansiklopedisi c: 28 s 279 Türkiye Diyanet Vakfı. Ankara: 2003
    [7] - İslam Ansiklopedisi c: 28 s 282 Türkiye Diyanet Vakfı. Ankara: 2003
    [8] - İslam Ansiklopedisi c: 28 s 280 Türkiye Diyanet Vakfı. Ankara: 2003
    [9] - Feth ül- Bari Şerhü Sehih ül- Buhari c: 6 s: 309-312. El- Hafız Ahmed b. Ali b. Hecer Eskelani. Dimeşk, Darul Feyha, Darus Selam: 1997. 1. baskı.
    [10] - Feth ül- Bari Şerhü Sehih ül- Buhari c: 6 s: 314-315. El- Hafız Ahmed b. Ali b. Hecer Eskelani. Dimeşk, Darul Feyha, Darus Selam: 1997. 1. baskı.
    [11] - Muxnîl Muhtac, c: 4. s: 244. Şêx Mûhemmed Şirbinî el-Xetîb
    [12] - Feth ül- Bari Şerhü Sehih ül- Buhari c: 6 s: 312. El- Hafız Ahmed b. Ali b. Hecer Eskelani. Dimeşk, Darul Feyha, Darus Selam: 1997. 1. baskı.
    [13] - Başlangıçtan Günümüze Dinler tarihi s: 116. Prof. Dr. Ekrem SARIKÇIOĞLU. Genişletilmiş 3. Baskı Isparta: 2000
    [14]- Zerdüştiliğin Kutsal Kitabı (Avesta) Üzerne Bir Araştırma ( Doktora Tezi ). T.C. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilmler Enstitüsü Felsefe Ve Din Bilimleri Anabilim Dalı ( DİNLER TARİHİ ) HAZIRLAYAN: Najiba ZİYAYİ, AZİZİ, (04922611). DANIŞMAN rof. DR. Mustafa ERDEM Felsefe ve Din Bilimleri (Dinler Tarihi) Anabilim Dalı Ögretim Üyesi. Ankara: 2009
    [15] - Bk. Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 2002, s. 120-122.
    [16] - Bk. Oymak, s. 68. Gnolı, E.R.,“Zarathushra” s.556.
    [17]- Hasim Razi, Motün Sark-i ve Sonnet-i Zerdüst-i ( tercüme-i Motün pahlevi sofiger-i ve erfan-i Zerdüst-i ) Tahran- İran 1385[2005],C.1. s. 15.
    [18] - Bk. Schimmel, s. 64.
    [19] - Dinler Tarihine Giriş. s:56. Prof. Dr. Mehmet AYDIN. S.Ü İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.
    [20] - Dinler Tarihi İlahiyat Ön Lisans Programı. S: 127. Doç. Dr. Baki ADAM, Doç. Dr. Mehmet KATAR. Eskişehir: 2003. 4. Baskı.
    [21] - İslam Ansiklopedisi c: 28 s 283 Türkiye Diyanet Vakfı. Ankara: 2003
    [22] - Başlangıçtan Günümüze Dinler tarihi s: 120 Prof. Dr. Ekrem SARIKÇIOĞLU. Genişletilmiş 3. Baskı Isparta: 2000
    [23] - İslam Ansiklopedisi c: 28 s 283 Türkiye Diyanet Vakfı. Ankara: 2003
    [24] - Hedbi
    [25] - Hedbi
    [26] - İslam Ansiklopedisi c: 28 s: 282 Türkiye Diyanet Vakfı. Ankara: 2003
    [27] - Başlangıçtan Günümüze Dinler tarihi s: 124. Prof. Dr. Ekrem SARIKÇIOĞLU. Genişletilmiş 3. Baskı Isparta: 2000
    [28] - Hedbi.
    [29] - İslam Ansiklopedisi c: 28 s 279 Türkiye Diyanet Vakfı. Ankara: 2003
    [30] - Hedbi
    [31] - Başlangıçtan Günümüze Dinler tarihi s: 119. Prof. Dr. Ekrem SARIKÇIOĞLU. Genişletilmiş 3. Baskı Isparta: 2000
    [32] - Bk. Oymak,s. 61.

    İmza