Büyü ve Çeşitleri

Hititlerde Fal Büyü ve Kehanet

Hititlerde Fal Büyü ve Kehanet
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : Büyü ve Çeşitleri Yorumlar : 0 Okunma : 1876 Beğen : 0

Hititler tarihte 1000 tanrılı devlet olarak anılırlar. Hititlerin etkileşime açık inanç sistemleri, onların hem Anadolu kökenli, hem de Anadolu dışından bir çok dine kucak açmalarını sağlıyordu. Hitit inanç sisteminde devletin ilk dönemlerinde tanrılar küçük toprakların koruyucularıydılar. Ancak devletin gücünün artması ve Anadolu da bir imparatorluk haline gelmesinden sonra tanrılar kendilerini sarayın ve devletin bekçilerine dönüştüler. Hititlerin gözünde tanrıları efendileriydi ve onlara hizmet etmek ve saygı duymak bir zorunluluktu. Bir kaç tanrı ile başlayan Hitit inanç sisteminin 1000 tanrılı bir dine dönüşmesi, Hititlerin fetih stratejilerinin bir sonucudur. Hititler topraklarını genişletmek istediklerinde, sefer düzenleyecekleri bölgelerin tanrılarını çalarak tapmaya başlarlardı. Bu durum, düşman saflarının direncini kıran bir etki yaratırdı. Aynı tanrıya tapan daha güçlü bir devletin egemenliğine insanları boyun eğdirmek Hititler için savaştan çok daha mantıklı bir çözüm yöntemiydi. İlk çok tanrılı dinlerden birini oluşturan Hitit medeniyetinde tanrılar olduğu gibi tanrıçalar ve çocuk tanrılar da inancın bir parçasıydı. Önceleri sembollerle özdeşleştirilen tanrıların, zaman içerisinde insan formunda tasvir edilmeye başlanmış olması da, Hitit dininin gelişen ve iletişime açık bir sistem olduğunun en somut kanıtlarından olarak karşımıza çıkıyor. Hitit inanç sisteminde dini bayramlar, günah çıkartma yerine geçebilecek pişmanlık duaları gibi, günümüzün en yaygın dinlerinde görülen ibadet şekilleri mevcuttu. Bu sistemli inanç modelinin; yüzyıllar boyunca Hitit İmparatorluğunun himayesinde Anadolu’da etkileşimli bir din algısının yerleşmesinde etkili olduğu, gelecek yüzyıllardaki kozmopolit yapının temellerini attığı düşünülüyor.

Anadolu Uygarlıkları içinde en önemlilerinden olan Hititler’in kökeni hala tartışmalıdır. Ancak Hititler’in Anadolu’nun yerli halkı olmayıp dışarıdan geldikleri kesindir. Hatta Hitit adı da daha sonra Eski Ahit’e göre uydurulmuş bir isimdir. Bu halkın kendilerine Nesi dili konuşan Nesili dediklerini biliniyor. Batılı araştırmacıların üzerinde anlaşmaya vardıkları Hititler’in Hint-Avrupa kökenli bir kavim oldukları yolundadır. Orta Anadolu’yu merkez alarak Kızılırmak yayı içinde kurulan Hitit devletinin etkinlik sahası batıda Afyon’a, doğuda İran’a,kuzeyde Karadeniz dağlarına, güneyde ise Akdeniz kıyıları ile kuzey Suriye’ye kadar uzanıyordu.

Çorum’daki Hattuşaş 1986 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde. Hattuşaş, Anadolu’nun ve dünyanın en eski merkezi devletlerinden Hititlerin başkenti. Hattuşaş, Çorum merkeze 80, Boğazkale ilçesine 4 km uzaklıkta. Hititler, Mısır’daki Firavun’lar dönemiyle çağdaş, gücü ve egemenlik iddiaları Anadolu sınırlarını zorlayan bir devlet. Hitit Kralı 3. Hattuşili ile Mısır Firavunu 2. Ramses arasında MÖ.1269’da yapılan Kadeş Anlaşması tabletleri, ‘dünyanın en eski yazılı anlaşma belgesi’ olarak Istanbul Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. Hattuşaş’da mutlaka görülmesi gereken en önemli alan, ören yerinin kuzeydoğusundaki açık hava tapınağı. Kayalara oyulmuş iki galeriden oluşan ve Yazılıkaya adı verilen bu alanda Hitit Krallarından 4. Tuthaliya’nın, tanrısal güçler atfedilen kutsal varlıkların ve güçlü yırtıcı hayvanların rölyefleri yer alıyor. Bu rölyeflerdeki birtakım figürler (12 kutsal varlık gibi), Anadolu’da bazı inanç simgelerinin binlerce yıldan bu yana, farklı dinlerin kılığına girerek sürdüğünü gösteriyor. Hitit kült metinlerine göre yeni yıl ve ilkbahar törenlerinde bir araya gelen tüm tanrılar ’’Hava Tanrısı’nın Evi’nde’’ toplanıyorlar. Bu şenlikte kentin diğer tüm tapınaklarından tanrı heykellerinin törensel bir alayla Yazılıkaya’ya taşınmış olabileceği sanılıyor.

Hititler “bin tanrılı halk” olarak anılır. Anıtlarla kutsallığı ölümsüzleştirmeye çalıştılar. Eflatunpınar günümüze ulaşan örneklerden. Anıtın, kutsal havuza bakan yüzündeki 19 kabartmalı taş blokta tanrı, tanrıça, cin figürleri bulunuyor. Merkeze Fırtına Tanrısı ve Güneş Tanrıçası çifti yerleştirilmiş. İki yanlarındaki 10 kanatlı cin ve boğa adam bir güneş kursunu taşıyor. Alt sırada ise, ellerini göğsünde kavuşturmuş beş tanrı sıralanmış. İki baştakiler Dağ Tanrıları. Aralarında, eteği delikliler Yeraltı Kaynağı Tanrıları. Ancak anıtın tam olarak neyi simgelediği, neden yapıldığı tam olarak anlaşılmadı.. Alman araştırmacı Kurt Bittel Kral Tuthaliya’nın yaptırdığı zafer anıtı olabileceğini iddia etmiştir. Hititler, Babilli katiplerden öğrendikleri Eski Babil tarzında çiviyazısını dillerine uyguladılar. Boğazköy kazılarında bulunan, devlet arşivlerine ait otuz bine yakın kil tablet arasında, birkaç yüz tane mektup bulunmaktadır. Bunların bazıları, Hattuşa’dan yollanan önemli mektupların arşivlerde korunan kopyalarıdır. Bunların küçük bir bölümünü kral ailesinin bireylerinin birbirlerine yazdığı mektuplar oluşturur; bir kısmı, Hitit büyük krallarının ülke içindeki görevlilerle ve vasal devletlerin kralları ile yaptığı yazışmalardır. En büyük bölümünü ise, çağın diplomasi dili olan Akkadça ile yazılmış uluslararası mektuplaşmalar oluşturur.III. Hattuşili, tahta geçtiği zaman kendisini tebrik etmeyen Assur kralı Adad-nirari’ye yazdığı mektubunda şu sözlerle sitem eder:”Ben kral olduğum zaman, bana bir elçi yollamadın. (oysa) bir kral, kral olduğu zaman, onunla eşdeğerde olan hükümdarların ona, uygun kutlama hediyeleri, krallığa yakışan giysiler ve sürünmesi için ince yağ göndermesi adettir. Ama sen bu güne kadar bunu yapmadın.”

Hititler her topluluğun Tanrısını benimsemiş, çok geniş bir panteon yaratmıştır. Bu yüzden olsa gerek tabletlerde “Hatti Ülkesi’nin bin tanrısı” deyimi geçer. Hititler, Eski Krallık döneminde Hint-Avrupa ve Hatti kökenli tanrıları benimserlerken, daha sonraları Hurri, hatta Mezopotamya kökenli tanrıları da benimsemişlerdir. Hititler’de Mezopotamya tanrıçası İştar da çeşitli adlarla anılmakta ve büyük önem taşımaktaydı. Bununla birlikte aynı kökenden suların tanrısı Ea ve Damnika, Güneş tanrısı Şamaş ve karısı Aya ve Ay tanrısı Sin, Hitit panteonunda yer almışlardır.

Hititler ülkenin geleceğini ve devlet yönetiminde oluşabilecek değişiklikleri öğrenmek için karaciğer falı, talih falı, su yılanı falına ve kuş uçuşlarına bakarlardı.”Hititler hem ülkenin geleceği ve devlet yönetimindeki değişiklikleri öğrenebilmek hem de hangi tanrının kızdığını bulabilmek için çeşitli yöntemlere başvururlardı. Bunlardan bir tanesi kehanette bulunmaktı. Doğa olaylarına göre hangi tanrının kızdığını öğrenmeye çalışıyorlardı ancak esas öğrenme aracı fal baktırmaktı. Her tanrının tapınağında bunu yapıyorlar. Bunun için de ya kuş uçuşlarına bakılıyor ya da kurban edilen hayvanların, özellikle de koyunların karaciğerindeki birtakım özelliklere bakılıyordu. Ayrıca talih falı ve su yılanı falına da bakıyorlardı.”

Hititler, karşılaştıkları sorunların nedenini öfkelenen bir tanrının ülkeyi/kenti/tapınağı terk etmesiyle açıklamışlardır. Tanrıda oluşan öfke ve kinin sebebini ise büyüsel kirlenmeye bağlamışlardır. Tanrının bu kirlilikten arındırılmaması halinde hastalık, salgın, kıtlık, kuraklık, ev içinde kan, lanet, gözyaşı gibi istenmeyen birçok durumun ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.

Tanrıların kendisiyle ilgili almış oldukları kararları öğrenme isteği falcılığın doğuşuna sebep olmuştur. Büyü ise insanın doğaüstü güçlerin etkilerinden korunma içgüdüsüyle geliştirilmiş teknikler bütünüdür. Büyü Hititler için bir bilimdi ve kuşaktan kuşağa aktarılıyordu. Büyü bir kötülüğü uzaklaştırmak gibi olumlu bir amaç için kullanılabileceği gibi kötülüğe neden olmak içinde ondan yararlanmak mümkündü.Bunlar ak ve kara büyü olarak biliniyordu.

Büyü ile ilgili ritüeller, yaşayan Hitit edebiyatının büyük bir parçasını oluşturur; hatta kara büyü, ülke kanunlarına göre saldırı ve dayak atma ile aynı kategori içinde değerlendirilen bir suçtur. Büyü, hastalıkları kovmak; baş ağrısı, öksürük, bedensel fonksiyonları iyileştirmek; evdeki hayaletler, bağ ve ekinlerdeki verimsizlik ya da ordu’daki veba salgını gibi sorunları gidermek gibi sebeplerle yapılırdı. Hititler hastalıkları tanrıların insanları cezalandırması olarak algıladıkları için tedavide de büyü ve ilaç beraber kullanılmıştır. Hitit büyü ve tıp malzemeleri üzerine yapılan araştırmalarda 200’ün üzerinde bitkinin Hititlerce büyü-şifa amacıyla kullanıldığını tespit edilmiştir. Bunlardan bazılarını sayacak olursak: Adamotu, Alıç, Buğday, Defne, Dişotu, Hardal, Haşhaş, Köknar, Mersin, Meyankökü, Safran, Sarımsak, Sedir, Selvi, Söğüt, Susam, Sütleğen, Şimşir, Üzerlik, Üzüm, Zeytin gibi Anadolu’da yetişen bitkilerle dış ülkelerden getirilen Abanoz, Mekke pelesengi, Şeytantersi bitkileridir.

Hititler tanrıların isteklerini, bir şeye öfkelenmişlerse, sebeplerini öğrenmek ya da kendileri ile ilgili bazı somut sorulara cevap alabilmek amacıyla fala başvurmuşlardır. bir Hitit prensi olan Kantuzilinin duası, Hitit teolojisinde falcılığın önemini açıkça göstermektedir: ‘’Ama şimdi tanrım kalbinin derinliklerinden gelerek rızasını ve isteğini açsın. O bana hatamı açıklama lütfunda bulunsun ve bende hatamı kabul edebileyim. Tanrım ya düşümde benimle konuşsun, tanrım bana isteğini açsın, bana hatamı tanıtsında ben de bileyim. Ya da falcı kadın benimle konuşsun, ya da kurban falcısı karaciğeri okuyarak bana seslensin.’ Bu metinden Kantuzilinin yakarmış olduğu tanrı tarafından terk edildiği anlaşılmaktadır.

Eski Babil ve Hititlerde sıradışı olayları izlemek için kullanılan karaciğerlerin kilden kopyaları da yapılırdı.Hititler başlarına gelen kötülüklerin kaynağı olarak tanrıların öfkelerini görürler ve bu öfkeyi dindirmek için adaklar sunarlardı. Öfkenin nedeni olan günahları anlamak için en fazla kullanılan yöntemlerden biri falcılıktı.



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! https://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi

İlgili Sayfalar