Genel Ezoterizm

Ana Sayfa Gizli İlimler Genel Ezoterizm Reenkarnasyon Nedir? Reenkarnasyona İnanan Dinler Hangileridir?

Reenkarnasyon Nedir? Reenkarnasyona İnanan Dinler Hangileridir?

Reenkarnasyon Nedir? Reenkarnasyona İnanan Dinler Hangileridir?
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : Genel Ezoterizm Yorumlar : 0 Okunma : 10276 Beğen : 0

Reenkarnasyon, yani eski Türkçe şekliyle ‘tenasüh’ ruhun bir canlıdan ötekine, bazen de insandan hayvana ya da hayvandan insana geçmesi anlamına gelen tarih kadar eski bir dini inanç. Felsefede buna ‘ruh göçü’ veya ‘ruh sıçraması’ deniyor. Özetle, insanın bedeni ölünce, ölümsüz ruhu başka bir canlıya geçiyor. Ölen birinin kişiliğinin bazı durumlarda başka bir canlının vücuduna girerek yeniden dünyaya gelmesi, dünyada en eski ve en yaygın inanışlardan biridir. Dinlerin bir çoğunda bu olguya rastlamak mümkündür. Bu inancın bazı öğelerine Hinduizm, Budizm, Sihler, Konfûçyanizm gibi dinlerde rastlanmaktadır.

Ölümden sonra ne olduğu bilinemez. Gerek ölümden sonra tekrar doğulacağı, gerekse ölümden sonra ‘öbür dünyada’ yaşanacağı hakkında ‘bilimsel’ gösterge yoktur; ancak insanoğlunun bu konudaki inancı oldukça gerilere gitmektedir. Günümüzün 50.000 yıl kadar önce yaşayan Neandertal tipi insanlar ölülerini gömerken yanına yiyecek ve gerekli aletleri de gömerlerdi. Bu onların inanışı açısından ölümden sonraki yaşamın da kendi yaşamlarından farksız olduğu düşüncesinden kaynaklanmaktaydı. Romalılardan önce İtalya’da yaşayan Etrüskler’in mezarlarında ise çeşitli ev eşyaları ve ruhun yolculuğunu kolaylaştırması için konulan at arabaları bulunmuştur.

Reenkarnasyon Hangi Dinde Var?

Eski medeniyetlerde devlet yöneticilerinden biri ölünce yapılan görkemli gösteriler o kişinin öbür dünyada da aynı görevi yerine getireceği inanışından kaynaklanmaktadır. Ur kentinde yapılan arkeolojik kazılarda Kraliçe Şubad’ın mezarının içinde ondan başka 68 kişinin daha iskeletine rastlanmıştır. Bunlar kraliçenin maiyetinde bulunan kişilere aitti ve yapılan araştırmalar, bu kişilerin ölümü zorla değil, gönüllü olarak kabul ettiklerini düşündürmüştür. Günümüzden 4500 yıl önce gerçekleşen bu bir anlamda kitle katliamının nedeni, kraliçenin öbür dünyada da maiyetiyle birlikte olması ve onların yardımına gereksinimi olmasıydı. 500 yıl önce Güney Amerika’da yaşayan İnka’ların da benzer inanışları vardı. Aynı zamanda tanrı da olduğuna inandıkları imparatorları ölünce, onu en güzet kıyafeti ile mumyalarlar ve festivallerde tapınmak üzere meydana çıkarırlardı. İnkalar imparatorlarının ruhunun başka bir dünyada yolculuk yaptığına inandıklarından onun cenaze töreninde en sevdiği eşlerini ve hizmetçilerini de öldürüp, onunla birlikte gömerlerdi.

Ölümden sonraki yaşama en çok önem veren medeniyet ise, eski Mısırlılardı. Her Mısır kentinin yanında bir de ölüler kenti bulunurdu. Ve ölümden sonraki yaşam konusunda daha demokratik bir anlayışa sahiptiler; yalnız imparatorlar değil, sıradan insanlar da ölümden sonra yaşama şansına sahiptiler. Ne var ki ruhun yaşayabilmesi için vücudun da yaşaması gerektiğini düşündükleri için oldukça gelişmiş mumyalama tekniklerine sahiptiler. Mezarlara ise yine yiyecekler, mücevherler ve çeşitli eşyalar konurdu. Mısır inanışına göre ölen kişilerin ruhları uzun bir yolculuktan sonra yeraltı tanrısı Osiris ve 42 yargıcın karşısına çıkardı. Kalpleri adaletin terazisinde tartılır ve yaşamları boyunca işledikleri günahlar teker teker tartışılırdı. Ölümden sonra yaşama şansına sahip olabilmesi için insanın ruhunun bu uzun sınavdan başarıyla geçmesi gerekliydi.

Perslilerin dini olan Zoroastrianizm’de de yine aynı şekilde ruhun yolculuğa çıkması ve karar günü inanışı vardı. Ölümün dördüncü gününde ruh bir köprüyle karşılaşır, köprünün ortası ise bıçak gibi keskindir. Yalnız hayatları boyunca günah işlememiş kişiler geçerken bu keskin yeri düzelir ve kişi karşıya geçebilirdi. Köprünün öbür ucunda ise çok güzel bir kız görünümündeki ruhsal varlık, insanı alıp cennete götürürdü.

Eski Yunanlılarda ölümden sonraki yaşam hakkında çeşitli teorileri vardı. Bunlardan en yaygın olanı ölen kişinin ruhunun yeraltı tanrısı Hades’in kentine gitmesiydi. Yunanlıların cehennemlerine Yartoros, cennetlerine ise Elsi Çayırları denilirdi. Şanslı ruhların gittiği bu çayırda hep ilkbahar mevsimi hüküm sürerdi. Bir başka eski Yunan inanışı ise Pitagoranizm idi. Ünlü matematikçi ve filozof Pitagor’un ortaya attığı bu görüşe göre ruh vücuda ‘düşerdi’ ve tekrar özgür kalabilmesi için önce uzun bir yolculuk yapması ve birçok kereler dünyaya gelmesi gerekiyordu.

Yeniden dünyaya gelme inancı en çok Asya ülkelerinde güçlüdür. Hindistan’daki en yaygın din olan Hinduizme göre insanın ruhu dünyadaki ruhunun bir yansımasıdır ve yaşamın temel amacı, ölümsüz yüce ruh olan Brahma ile birleşmektir. Ancak bu birleşme gerçekleşmeden önce insan ruhu çeşitli yolculuklar yapar ve birkaç kez dünyaya gelir. Bu dünyaya gelişler insan ya da hayvan biçiminde olabilir. Bütün bu yeniden doğuşlar çarkına “Sansara’nın Tekerleği” adı verilir, başı ya da sonu yoktur. Hindularda bir insanın yaşamı boyunca sürdüğü hayat tarzı bir sonraki yaşamını etkilerdi. Örneğin bir insan kötü ve günahkâr bir yaşam sürmüşse bir sonraki hayatında bir köpek olarak dünyaya gelirdi. Ama eğer iyiliklerle dolu bir yaşam sürmüşse, Hintlilerce kutsal kabul edilen inek biçiminde ya da tüm kast sisteminin en üst kademesinde yer alan bir Brahman olarak dünyaya gelebilirdi. Bütün bu yeniden dünyaya gelişler arasında, ruh çeşitli cennet ve cehennem katlarında da bulunabilirdi. Cehennemlerin bazısı buz gibi soğuk, bazıları ise kaynar derecede sıcaktı. Cennette ise müzik ve güzel kızlar vardı.

25 yüzyıl önce ortaya çıkan Budizm dininde de Hinduizmde olduğu gibi reenkarnasyon inanışı vardır. Bütün bu reenkarnasyonların sonucunda kişi nefsini kontrol edebilmeyi, mutluluğun ve hatta yaşamın peşinden koşmayı bir kenara bırakabilmelidir. Bütün dünyevi zevklerden elini eteğini çekip acıya ya da zevke aynı kayıtsızlıkla bakabildiğinde, Nirvana’ya ulaşmış sayılır. Ruhun büyük bir olgunluğa ulaşması demek olan Nirvana’ya ulaşıldığında ruh artık reenkarnasyon çarkından kurtulmuş olur. Artık o Batılıların anladığı anlamda bireysel bir ruh değildir. Bir bütünün parçasıdır. Taoizm’de yeniden doğuş şöyle anlatılır; Doğum başlangıç değildir, ölüm de son değildir. Varoluş sınırsız, sonsuzdur; bir başlangıç noktası olmayan süreklilik sözkonusudur. Sınırı olmayan varoluş uzaydır. Başlangıç noktası olmayan süreklilik zamandır. Doğum da vardır, ölüm de; biri dışarı doğru olan sonuçtur, diğeri içeriye doğru olan sonuçtur. Böylece, biçimini görmeksizin, ‘İlâhî Olanın Kapısı’ndan bir içeri bir dışarı geçilir.”

Ünlü gökbilimci, astrobiyolojist, kozmolog, astrofizikçi ve yazar Carl Sagan bu olguyu konu alan bilimsel araştırma ları yok saymıyordu; aksine bazılarının ‘ciddi araştırmaları’ hak ettiklerini düşünüyordu – önceki hayatlarından detaylar anlatan çocuklar, rastgele sayı üreteçlerini düşünceyle etkileyebilen insanlar gibi durumlar araştırmayı hak ediyordu. Uluslararası bir regresyon terapisi uzmanı olan Dr. Janet Cunningham, ‘Hepimizin başka zamanlara ait hatıraları vardır. Bazı geçmiş yaşam hatıraları. Ruhumuzun içinde yürüyoruz’ diyor. Yale ve Harvard üniversitelerinde klinik psikolojisi profesörlüğü yapmış olan ve halen Arizona Üniversitesinde Psikoloji, Psikiyatri ve Nöroloji Profesörü olarak çalışan Dr. Gary E. Schwartz medyumlarla ve Arizona Üniversitesi bünyesindeki laboratuvarda öğrencileriyle birlikte yaptığı çok sayıda deney sonucunda ‘Beyin bilincin yaratıcısı değil, alıcıdır. Tıpkı televizyon gibi. Bilinç, beynin ölümünden sonra devam ediyor’ şeklinde bir sonuca varmış.

Avustralyalı psikolog Peter Ramster’ın, 1983 yılında çektiği ve’Reenkarnasyon Deneyleri’ adını verdiği belgeselde geçmiş hayatların varlığına dair önemli kanıtlar elde edildi. Katılımcılardan biri Fransız Devrimi döneminde geçen bir yaşamı anımsadı. Kadın transa geçtikten sonra Fransızca olarak tüm soruları yanıtladı. Bu deneyin ardından bilim adamları, bilinçaltının ne kadar güçlü olabileceği yönünde araştırmalar yaptılar. Bilinçaltı hiç yaşanmamış bir olayı, insan beyninde senaryolaştırabilen şaşırtıcı bir gerçekçiliğe büründürebiliyordu. Fakat daha önce öğrenilmemiş bir dilde konuşulması bilinçaltının başarabileceği bir şey değildi. Araştırmalar deneğin gerçekten de Fransızca bilmediğini gösteriyordu, peki trans halinde nasıl Fransızca konuşabiliyordu? Kimilerine göre Ramster Deneyi ölümden sonra yaşamın tekrar ettiğinin kanıtıydı. Kimilerine göre ise insan beyninin ne denli şaşırtıcı olduğunu gösteriyordu. Virginia Üniversitesinden psikiyatrist Jim Tucker, Journal Explore dergisinde 2008 yılında yayınlanan makalesinde, insanların geçmiş yaşamlarından deneyimlerini anlattıkları tipik reenkarnasyon vakaları tanımladı. Bu vakaların ortak noktalarından biri, tümünün yaklaşık 35 aylık çocukları içermesi. Bahsedilen deneyimler genellikle detaylı ve kapsamlı. Tucker’ın anlattığına göre, çocukların çoğu deneyimlerini anlatırken güçlü duygusal hareketlerde bulunuyorlar; kimi ağlıyor kimisi ise yoğun öfke gösteriyor. Çocuklar önceki ailelerine götürülüyorlar ve bilmeleri imkânsız olan geçmiş yaşamların özelliklerini ve niteliklerini anlatıyorlar. Reenkarnasyon hakkında araştırmalar yapan bilim insanları dünya üzerinde şimdiye dek 69 ile 96 milyar arasında insanın yaşayıp öldüğünü tahmin ediyor. Araştırmacı Joe Fisher tarafından yazılan “Reenkarnasyon için Savunma” (The Case for Reincarnation ) adlı kitaba göre şu anda yaşayan 6 milyar kadar ruh en az 15-20 kez yeniden hayata dönmüş olabilir.

Reinkarnasyon olayı daha çok küçük çocuklarda ortaya çıkmaktadır. Bu konuda geçerli sayılabilecek kanıtlar şöyle sıralanabilir:
• Çocukların ortaya attığı ve kendi bilinç yapılarını aşan, önceki yaşamlarını belirleyen normal üstü (paranormal) bilgiler.
• Buna bağlı olarak söz konusu çocuğun bir önceki yaşamı olduğu söylenen kişilikte gözlemlenmiş karakter özellikleri.
• Doğuştan kendiliğinden var olan ve tüm beden yapısında görülen çeşitli işaretler.

Parapsikolog Ertan Kura, 1981 yılında Milliyet gazetesinde çıkan bir yazısında şöyle demektedir: “Her reinkarnasyon olayı, araştırmacılar tarafından araştırılmıştır. Olayların verileri, bulunan karakteristik noktaları ortaya çıkarmak için bilgisayar ile analiz edilir. Tüm olayların analizinde şu faktörler dikkate alınır:. “Sahtekârlık ya da yalancılık olup olmadığı, bellek yanılmaları, çocuktaki altıncı duyu durumu, çocuğun hayalinde belirlediği önceki kişiliğin kendi tarafından yaratılıp yaratılamayacağı, çocuğun öne sürdüğü önceki kişiliğin çocuk üzerindeki etkenliği ve buna bağlı davranışların incelenmesi. “Geniş kapsamlı araştırmalar sonucunda ortaya çıkan olayların bilgisayar ile yapılan analizlerinde dünyanın çeşitli yerlerindeki reinkarnasyon olayları arasındaki benzerlikler, ayrıcalıklar, bağlantılar araştırılır ve bulunur. Çeşitli sosyo-ekonomik ve kültürel ayrıcalıklar gösteren yerlerde rastlanan olaylarda ortak özellikler ortaya çıkarılmıştır. Bunlann analizleri olayların evrensel özelliklerini vermiştir. Buna bağlı olarak belirli kültürlerdeki olaylar, kültürel bakımlardan farklı olan yapılardaki olaylardan bir ayrıcalık göstermektedir. “Reinkarnasyon olaylarında geçmiş yaşamın bir süre sonra unutulması nasıl oluyor? Aslında bu doğal bir olaydır. Gündelik yaşantımızdaki birçok olaydan buna basit örnekler verebiliriz. Hepimiz yürümesini ve konuşmasını biliriz. Oysa çok azımız yürümeyi ve konuşmayı öğrendiğimiz çocukluk günlerini anımsayabiliriz. Buna bağlı olarak reinkarnasyon tipi olayların konuları, anımsandığı ileri sürülen önceki yaşamların bellek imajlarında büyük ölçüde değişiklik göstermektedir. Bazıları olayı çok az anımsamaktadır. Diğerleri ise önceki yaşamın hemen hemen tümünü ammsayabilmektedirler.”



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! https://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi