Popüler Bilim

Ana Sayfa Gizli İlimler Popüler Bilim Düşmüş Melekler ve Hanok’un Kitabı

Düşmüş Melekler ve Hanok’un Kitabı

Düşmüş Melekler ve Hanok’un Kitabı
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : Popüler Bilim Yorumlar : 0 Okunma : 7816 Beğen : 0

Eski dini metinler Gözcüler olarak bilinen meleklerin ölümlü kadınlarla nasıl birleştiklerini, kadınların nefilim olarak bilinen dev soyunu nasıl doğurduklarını anlatır. Sözü edilen kitaplar bu fiziksel varlıkların insanlığa, yasak sanatları, bilimleri -Büyük Sel ile onların yok olmalarına yol açan günahları-nasıl öğrettiklerinden de bahseder. Kötü davranışları olan ve Tanrı’nın göksel kurallarına isyan eden, bu nedenle cennetten sürgün edilen meleklere Düşmüş Melekler denir. Din bilginleri bunları günahkâr ve cennetten kovulmuş melekler olarak kabul eder. Hanok birinci kitabında ilk insanları uzaktan izleyip, rapor vermekle görevli olan Gözcü baş melek Semyaza’nın önderliğinde dünyaya gönderilmiş ‘Gözcü Melek’lerin, zaaflarına yenik düşüp, insan ırkının kadınlarıyla birlikte olmaları sonucu Nefillerin türediği yazılıdır. İ.Ö 2. yüzyılın ilk yarısı süresince oluşan Hanok kitabında ve 1947’de bulunan Lut Gölü parşömenleri, yeryüzüne günah sayılacak bilgileri getiren insan – melek figürünü içerir. Tevrat’ta Tanrı’nın yanına alınan kişi olduğu belirtilerek, özel bir anlam yüklenmesine karşın, bu fikrin kaynağı olan Hanok ve kitabı gözden düşürüldü. Çünkü melek gibi dinsel varlıkların ete kemiğe bürünmesi fikri, teolojik düşünce için bir tehditti. Sumer sözcüğü ‘gözcünün ülkesi’ anlamına geliyor. İbranicede ‘Nefilim’, eski Mısır’da ‘Neter’ olarak adlandırılan, ‘Gözleyenler’ bütün eski kültürlerde anılıyor. İnsan – melekler ve onların çocukları dehşet uyandıran dev, kuş, yılan şekilleriyle anlatılıyor. Yazar Andrew Collins bütün eski mitlerde yer alan, ‘insan kızlarla ilişkiye giren melekler’ söylencesinin ortodoks tavırla hasıraltı edildiğini, oysa bu söylencenin insanlık tarihi açısından çok önemli olduğunu belirtiyor. Collins uzun, beyaz saçlı, engerek yüzlü olarark tarif edilen bu insan – meleklerin aslen Mısır’dan gelmiş olabileceğini ve Büyük Sfenks’i ve diğer devasa yapıtları kurmuş olabileceklerini söylüyor. Bu yasaklanmış ırkın mirasının izleri, bugün izole hayat süren bazı ‘melekçi’ topluluklarda bulunuyor. Yezidilerin en yüce varlığı, meleklerin başı Meleke Tawus’un ilk ismi, Gözleyenlerin liderlerinden biri olduğu bilinen Azazil. Diğer bir gizemli toplum Yaresanların da insana çok benzeyen melekleri var. Yaresanların yaratılış mitleri Gözcüleri içeriyor. Azazel, Adem ve Havva’yı günaha kışkırtmak için Cennet’e girmeden önce, yılan ve tavusun hizmetinde çalışıyor. Cennette yakışıklı bir meleğe dönüşen Azazel, bereketin simgesi buğdayı yemesi için Adem’i kandırmaya çalışıyor.

Düşmüş Melekler”den, dinler tarihinde ilk kez Hanok’un Kitabı’nda bahsedilir. Kitaptaki çeşitli atıflar dini çevreleri rahatsız etmiş ve kutsal kitaplar külliyatından çıkarılmıştır. İki farklı nüshası vardır. Biri yakın zamanda bir Rus manastırında bulunmuş ve Slav dilinde muhafaza edilmiştir. Adı “Hanok’un Sırlar Kitabı”dır. İkinci kitap ise “Hanok’un Kitabı”dır. Bu kitap 1772 yılında James Bruce tarafından bir Habeş manastırında bulunmuştur. Bununla birlikte Hanok’un Kitabı’nın varlığına dair en eski kanıtlara, Ölü Deniz Parşömenlerinde (Kumran Yazıtları) rastlanmaktadır. Kumran Mağaraları Aramice metinlerinde, “Melekler” yerine “Gözcüler” olarak geçmektedir. Ölü Deniz Yazıtları’nda Azazel hakkında birçok metinler bulunmuştur. Bu metinlerde Azazel’den kötü ruhlu bir iblis olarak bahsedilmektedir. Devler Kitabı’nın 4. ve 6. satırında düşmüş bir melek olarak adı geçmektedir. Daha önce düşmüş olan meleklerin barındığı Hermon Dağı’na indirildiği yazar. Hanok’un Kitabı’nda Azazel, ‘Gözcü Melek’ler arasında anarşi ve isyan yaratan olarak anlatılır. İnsanlar arasında fitne yaratan, onları savaştıran, kılıç, kalkan, bıçak, kama, zırh yapmayı öğreten o’dur.

Hanok (Enok) hem Tevrat’ta hem de İncil’de anılmakta. Kuran’da Hz. İdris olarak anılıyor. Tufan öncesi bu peygamber Nuh’un büyükbabasıydı. Ölümü tatmadan 365 yaşında göğe alındı. Bazı eski yazarlara göre bilim ve sanatları, yazı yazmayı ilk öğreten kişi Hermes, Thoth ve/veya Merkür ile birdi. Kitap, Tevrat gibi kutsal metinlerde anlaşılmayan ve kısa bir şekilde aktarılan birçok şeyi ayrıntılı bir şekilde betimliyor. Adem ve Havva’nın torunları dünyaya daha yeni nüfuz ederken Düşmüş Melekler yeryüzüne indiler… Tanrı’nın emirlerine karşı geldiler. İnsanlarla iç içe oldular. İnsanlara savaş, kozmetik, kıymetli taşlar ve günümüzde yaygın nice ilim ve sanatı öğrettiler. İnsanlarla düşüp kalktılar, melez çocukları dehşet saçan devler Nefilim’di. Sonra dünya çatırdadı, ekseni kaydı ve büyük bir tufan her şeyi alıp götürdü. Enok’un Kitabı tarih öncesi uzaylı ziyaretçiler, batık kıtalar gibi birçok varsayıma yol açmıştır.

“Tanrı’nın Oğulları ve İnsanların Kızlarıyla” ilgili olarak Eski Ahit’in Tekvin Bölümü’nde: “… Toprağın yüzü üzerinde adamlar çoğalmaya başladı ve onların kızları doğduğu zaman Allah oğulları, adam kızlarının güzel olduklarını gördüler ve bütün seçtiklerinden kendilerine karılar aldılar… Allah oğulları, insan kızlarına vardıkları ve bu kızlar onlara çocuk doğurdukları zaman, o günlerde, hem de ondan sonra yeryüzünde Nefilim vardı, bunlar eski zamandan zorbalar, şöhretli adamlardı.”sözleri yer almaktadır (Tekvin, 6/1-4). “Tanrı’nın Oğulları ve İnsanların Kızlarına” ilişkin bilgi veren diğer kaynaklardan Jubilees ve Tanhuma Buber’e göre ise Tanrı’nın oğullarının, insanlara doğruluğu ve adaleti öğretmek için gönderildikleri, üçyüz yıl boyunca Hanok’a, Cennetin ve dünyanın tüm sırlarını öğrettikleri; ancak daha sonra ölümlü kadınlarla şehvetli isteklerini gerçekleştirip birer günahkâr oldukları, soylarının yeryüzünden yok edilmesinden önce bakireler, evli kadınlar ve erkeklerle birlikte olarak kendilerini eğlendirdikleri belirtilmektedir.

Hz. İdris, Kur’an-ı Kerim’de Meryem ve Enbiya surelerinde zikredilir. Kadim kaynaklarda Enoch ya da Hanok olarak bilinen İdris Peygamber, Hz. Nuh’un büyük büyük atasıdır. İnsanlığın ilk öğretmenlerinden sayılan Hz. İdris’e atfedilmiş günümüze ulaşan iki metin bulunur. Bunlar 18. yüzyılda Habeşistan’da bulunan Enoch I ve daha sonra bulunan eski Slav dilindeki Enoch II’dir. M.S. 1. yüzyılda yazıldığı düşünülen “Hanok’un Gizemleri” adlı kitap, 1200 yıl boyunca Rusya’da bir manastırda saklı kalmıştır. Bu kitap, Hanok’un göğe alındıktan sonra orada gördükleri ve yaşadıkları konusunda ayrıntılı bilgiler içermektedir. Hanok’un gizemli rüyası olarak veya benzeri şekillerde kadim metinlerde bulunan anlatıların tarihsel açıdan çok önemli ipuçlarını barındırdığı görülmektedir. Bir gece gördüğü rüyasındaki gelişmeler ise son derece sıra dışı ve çarpıcıdır. Meleklerden ikisi Hanok’u da yanlarına alarak, onu adeta bir uzay mekiğiyle yıldızlar ve gezegenler arası kozmozda gezintiye çıkarırlar. Hanok, bindirildiği aracı tarif ederken, sanki bir roket ya da göksel bir araçtan bahsetmektedir. Çıkarıldığı bu semalarda ayrıca, insana benzeyen canlılar gördüğünü de anlatmaktadır! Ona gösterilen yerlerden biri, sanki bir genetik laboratuar ve bir tür üretim galerisi kompleksi gibidir. Hanok bu gördüklerini şöyle anlatır: “İnsana benzeyen, ama konuşmayan; boyları çok uzun, ama hiç hareket etmeyen canlıların olduğunu gördüm!” Kitabında, tanrıların yeryüzü kızlarıyla nasıl evlendiklerini, hatta daha doğmamış ruhlar ve onlar için hazırlanmış yerler hakkında da bilgilendirildiğini anlatmaktadır.

Enok’un oğlu olan Matuşalah’ın oğlu Lamek bir kadınla evlenir ve yakında bir de çocuğu olacaktır. Ancak doğan bebek hiçte bir insana benzememektedir. Lamek bunu görünce korku içinde kalır. Nuh’un büyük – büyük babası olduğu anlatılan Hanok’un Habeşistan’da bulunan kitabındaki öykü şöyle: “Geçen birkaç günden sonra oğlum Metuşelah, oğlu Lamek için bir kadın aldı ve kız ondan gebe kalıp bir oğul doğurdu. Çocuğun vücudu kar kadar beyaz, gül kadar kırmızı idi; kafasındaki kıllar beyaz yün gibiydi, demdeması (uzun dalgalı saç) çok güzeldi; gözlerine gelince, gözlerini açtığında tüm ev güneş gibi parladı… Ve babası Lamek ondan korktu ve kaçıp babası Metuşelah’ın yanına geldi; ve ona dedi; ‘Acaip bir oğlum oldu. O sıradan bir insan değil ama cennet meleklerinin çocuklarına benziyor, biçimi değişik, bizim gibi değil… bana öyle geliyor ki o bizden değil, meleklerden….” Aramca parşömenlerde de şöyle yazar: “İşte, o zaman düşündüm ki gebelik Gözleyenler’den Kutsal Varlıklar’dan… ve Nefilim’den… ve kalbim bu çocuk yüzünden sıkıntıya düştü…”

Lamek’in karısını ‘gözleyen kimseler’ anlamına gelen kutsal varlıklardan oluşan özel bir ırkla ilişkiye girmekle suçladığı açıktır. Başına gelen beladan dehşete kapılan Lamek babası Metuşelah’ya danışır. Oğlunu düştüğü beladan kurtaramayan Metuşelah da dünyadan elini eteğini çekmiş artık ‘meleklerin arasında’ yaşayan kendi babası Hanok’u bulmak için bir yolculuğa girişir. Çok uzak bir yerde onu bulduktan ve oğlu Lamek’in korkularını anlattıktan sonra Hanok durumu şöyle açıklığa kavuşturur: ‘Ben bunu zaten rüyamda görmüştüm ve sana da bildirmiştim. Babam Yared’in zamanında, onlar [melekler] Tanrı’nın sözünü, (ki bu) cennetin yasası idi çiğnediler. Ve işte, onlar günah işliyorlar ve emiri çiğniyorlar; kadınlarla birleştiler ve onlarla birlikte günah işliyorlar; ve onların arasından evlendiler, (kadınların) çocukları oldu. …Ve ruhları olmayan ama yalnızca vücutları olan devleri dünyaya getirecekler. Orada büyük musibet olacak…ve dünya tüm çürüyüşten., tertemiz yıkanıp (tufan) arınacak. Şimdi oğlun Lamek’e git de ki doğmuş olan çocuk, gerçekten dürüsttür ve onu Nuh diye çağırsın çünkü o senden sonra kalacak; o ve oğulları dünyaya gelecek çürümeden kurtulacaklar…’

Hanok’la ilgili olarak Eski Ahit’in “Tekvin” kısmında şu bilgiler yer alır: “Ve Hanok altmış beş yaşında Metuşelahın babası oldu ve Metuşelahın babası olduktan sonra, Hanok üç yüz yıl Allah ile yürüdü ve oğullar ve kızlar babası oldu ve Hanok’un bütün günleri üç yüz altmış beş yıl oldu ve Hanok Allah ile yürüdü ve gözden kayboldu; çünkü onu Allah aldı” (Tekvin, 5/21-24).. Yeni Ahit’te de Hanok’un adı, şu şekilde geçer: “İmanla Hanok, ölüm görmemek üzre naklolundu ve bulunmazdı; çünkü Allah onu nakletmişti; çünkü naklinden evvel Allaha makbul olduğuna şehadet edildi.”(İbranilere, 11/5).“İman sayesinde Hanok ölümü tatmamak üzere yukarı alındı. Kimse onu bulamadı, çünkü Tanrı onu yukarı almıştı. Yukarı alınmadan önce Tanrı’yı hoşnut eden biri olduğuna tanıklık edildi. İman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır. Tanrı’ya yaklaşan, O’nun var olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendireceğine iman etmelidir.“Âdem’den sonraki altıncı kuşaktan olan Hanok, bu adamlara ilişkin şu peygamberlikte bulundu: ‘İşte Rab herkesi yargılamak üzere on binlerce kutsalıyla geliyor. Tanrı yoluna aykırı, tanrısızca yapılan bütün işlerden ve tanrısız günahkârların kendisine karşı söylediği bütün ağır sözlerden ötürü Rab, bütün insanlara suçluluklarını gösterecektir.’” İdris kelimesine Arapça kökünden yola çıkarak, “ders veren, eğiten, okutan, öğreten” anlamları verilir. İbranice ve Arapçadaki anlam paralelliklerine ve kadim çağlardaki lakabın kullanımının önemine bakarak Enoch’un Hz. İdris olduğu söylenebilir.Hz. İdris, Kuran-ı Kerim’de iki ayette zikredilir.“Kitapta İdris’i de an. Şüphesiz o çok sadık bir nebiydi. Biz onu çok âli bir makama yükselttik.” (Meryem: 56-57).“İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de hatırla. Bunların hepsi sabredenlerdendi. Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.” (Enbiyâ: 85-86).

Hanok, gözcülerin yeri ve kimliği konusunda bilgi verir: İkiyüz Gözcü Eski Filistin’in bölgesinde yer alan Cebel eş Şeyh’in üçlü zirvesine özdeş, mitolojik bir yer olan Hermon Dağı’nın doruğu Ardis’e iner. İnsanlığa yeni bilgiler getiren bu grubun önderleri Şamyaza ve Azazel’dir. Kitabın birinci bölümünde şöyle yazar: “Bunlar Enok’un kutsanma sözleridir… Gözleri (Tanrı tarafından) açılan ve göklerde kutsal bir vizyon gören Enok (hikayesine başladı) ve dedi ki: O görüntüyü bana melekler gösterdi.”

[dusmus-melekler]

Hanok’un Kitabı’nda yeryüzündeki kötülüklerin kaynağı, doğrudan doğruya “Düşmüş Melekler” ile ilişkilendirilir. Kitabın yedinci bölümü, “Düşmüş Meleklere” şu sözlerle atıfta bulunur: “İnsanoğulları çoğalınca, güzel ve alımlı kızları oldu. Melekler, göklerin çocukları onları görüp onlara karşı şehvet hissettiler. Birbirlerine dediler ki: ‘Gelin, insanların arasından kendimize eşler seçelim ve onlardan çocuklarımız olsun.’Sonra liderleri Semyaza onlara dedi ki:’Bunu gerçekten yapmayı kabul etmeyeceğinizden ve büyük bir günahın cezasını tek başıma çekmek zorunda kalacağımdan korkuyorum.’ Onlar da ona dedi ki: ‘Yemin edelim. Ne olursa olsun bu plandan vazgeçmeyeceğimize dair karşılıklı (yemin edelim).’ Sonra hep birlikte yemin ettiler ve planı uygulayacaklarına söz verdiler. Toplam iki yüz kişi, Yeret’in zamanında Hermon Dağı’nın zirvesine indiler. O dağa Hermon Dağı demişlerdi, çünkü bu iş için birbirlerine yemin etmiş, vazgeçmemek üzere lanet okumuşlardı. Liderlerinin isimleri şöyleydi: Semyaza, Araklba, Rameel, Kokablel, Tamlel, Ramlel, Danel, Ezeqeel, Baraqiyal, Asael, Armarel, Batarel, Ananel, Zaqiel, Samsapeel, Satarel, Turel, Yomyael, Sariel. İki yüz meleğin liderleri bunlardı. Onlarla birlikte olan diğer tüm meleklerle birlikte kendilerine eşler aldılar. Her biri kendilerine bir eş seçti ve onlarla birleşmeye, kendilerini onlarla kirletmeye başladılar. Onlara büyüler öğrettiler… Sonra kadınlar hamile kaldı ve devler doğurdu. Sonunda insanlar onları besleyemeyecek hale gelene kadar, bu devler insanların ürettiği her şeyi tüketti. Ve devler yemek için insanlara döndü ve onları yediler. Kuşlara, yabani hayvanlara, sürüngenlere, balıklara karşı günah işlemeye ve sonra birbirlerinin vücutlarını yemeye, hatta kanını içmeye başladılar. Ve dünya bu vicdansızlardan şikâyetçi oldu.”

Kitapta insanlığın mahvolduğu, çığlıklarının göklere ulaştığı yazmakta ve bunun sorumlusu olarak da yeryüzüne inen “Düşmüş Melekler”den Azazyel ve Semyaza gösterilmektedir. Azazyel insanlara kılıç, bıçak, kalkan ve zırh yapmayı, Semyaza ise büyü yapmayı öğretmiş; kötülükler artmış, çok sayıda zina işlenmiş ve insanoğlu yoldan çıkmıştır. Kesabel, meleklerin kutsal oğullarına şeytani kılavuzluk yapmış, yoldan çıkarmış, vücutlarını kadınlarla kirletmeye sevk etmiştir. Gadreel, insanlara tüm ölümcül darbelerini, savaş zırhlarını, kılıçlarını ve diğer öldürücü silahları göstermiştir. Penemuel, meleklerin bilgeliklerinin tüm sırlarını, mürekkep ve kâğıtla yazmayı öğretmiştir. Kasdeya, insanlara kirli ruhların ve şeytani varlıkların tüm kötü etkilerini, düşük olması için rahimdeki embriyonun nasıl öldürüleceğini, yılan ısırıklarıyla ruha zarar vermeyi göstermiştir.

Kitabın Dokuzuncu bölümü ise Baş Meleklerden Mikail, Gabriel, Rafael, Suryal ve Uriel’in göklerden aşağı baktıkları, dünyada dökülen kanı ve işlenen sonsuz kötülükleri gördükleri,bunun üzerine “En Yüceye”/Tanrıya, olan-biteni anlatıkları bölümdür. Kan ve günahla dolu dünyada, ölülerin ruhlarının ağladığını ve çığlıklarının Cennetin kapılarına kadar ulaştığını, dünyadaki adaletsizliklerden dolayı feryatların dinmek bilmediğini Tanrıya söyleyen Baş Melekler, Tanrı’nın buna neden engel olmadığını sorarlar ve O’ndan yol göstermesini dilerler. Bunun üzerine Tanrı, öncelikle Uriel’i Nuh peygambere gönderir ve der ki: “Git ona benim adımla de ki: ‘Kendini sakla!’ Ve ona gelen sonu göster. Çünkü dünya yıkılacak. Tufanın suları tüm dünyaya gelmek üzere ve dünyanın üzerindeki her şeyi yok edecek. Nuh’a bu tufandan nasıl kurtulacağını öğret ki dünyanın gelecekteki tüm nesilleri için tohumu korunabilsin.” Sonra Rafael’i görevlendirir ve şöyle der: “Azazyel’in elini ayağını bağla ve onu karanlığa koy. Dudael’deki çölde bir yer aç ve onu oraya koy. Üzerine sivri ve sert kayalar koy. Tamamen karanlıkla örtülsün ve sonsuza kadar orada kalsın. Yüzünü de kapat ki ışığı göremesin. Büyük yargı gününde Azazel ateşe atılacak… Azazyel’in öğrettikleri yüzünden tüm dünya kirlendi. O yüzden tüm günahı ona yükle. Gabriel’e: “Gayri meşruluğun, yozlaşmışlığın, ahlaksızlığın ürünü olan çocukların karşısına çık ve o Gözcülerin çocuklarını insanların arasından çıkar. Onları oradan çıkar ve birbirlerine düşür ki birbirlerini yok etsinler. Çünkü fazla günleri kalmadı…”der. Mikail’e ise Semyaza’ya ve onunla birlikte olanlara, “pisliklerini bulaştırmak için kendilerini kadınlarla birleştirenlere”, suçlarını bildirme görevini verir. Suçlarının cezası olarak Mikail, tüm oğulları birbirlerini katlettiğinde, sevdiklerinin yok olduğunu gördüklerinde, neticesi sonsuza kadar sürecek olan yargı gününde sonları gelene kadar, yetmiş nesil boyunca onları alçak yerlere zincirleyecektir. O günler geldiğinde ise işkenceyle ateş çukuruna gönderilecek ve sonsuza dek hapsedileceklerdir.

“Düşmüş Meleklerin” yargılanması ile ilgili bilgiler, Mikail, Rafael ve Rakael’in birbirleriyle konuşmalarında da geçer. Yargı gününde Mikail, Rafael’e şunları söyler: “Meleklerin yargılanmasının şiddetinden dolayı ruhun gücü beni sersemletiyor, titretiyor. Onları eriten bu şiddetli yargılamaya kim dayanabilir? Liderleri yüzünden onlara uygulanan bu yargılama karşısında kimin kalbi yumuşamaz, kimin içi titremez? Yargı devam ederken Rafael, Rakael’e şöyle der: “Tanrı’nın gözü önünde olamayacaklar. Ruhların Tanrısı onlara kızdı, çünkü onlar Tanrı kendileriymiş gibi davranıyorlar. O yüzden gizli bir yargı ebediyen buldu onları. Ne melekler ne de insanlar gidip onlara eşlik eder, onlar bu yargılamaya ebediyen, tek başlarına maruz kaldılar.”

Bazı kaynaklarda Semyaza’nın tövbe ettiği ve Güneye, Cennet ile yeryüzü arasındaki bir bölgeye gittiği, ayakları yukarıda, başı aşağıda olmak üzere günümüzde Yunanlılar’ın Orion adını verdiği kuyruklu yıldızı oluşturduğu; Azael’in ise Samhazai gibi tövbe etmediği, aksine kadınlara, erkekleri baştan çıkaran süsler ve çok renkli kaftanlar vermeye devam ettiği belirtilmektedir. Azazel adı Tevrat’ta üç kez geçmektedir. Yahudi geleneğinde Azazel adı hem ‘günah keçisi’ hem de ‘düşmüş melek’ veya ‘iblis’ olarak kullanılır. Azazel, Kabala düşüncesine göre, Hanok Kitabı’nda belirtildiği gibi olan ve insan kızlarıyla evlenerek dünyada Nefilim çağını başlatan, ‘Düşmüş Melek’lerin başı, Satan’ın Âdem’e secde etmek emrinin verilmesinden önceki ismidir. İbranicede El (Tanrı) tarafından Azeez (desteklenmiş) anlamına gelir. Midraş Yalkut’ta yazılı olan: “Noah (Hz.Nuh) tufanından önce puta taparlık yayıldı, Tanrı bu duruma çok öfkelendi. İki melek; Şamhazai ve Azazel Tanrı’ya; ey evrenin efendisi, dünyayı yarattığında, sana o çok önemsediğin insanın ne mal olduğunu söylemedik mi? Tanrı: Çok iyi biliyorum ki, eğer dünyanın hükmünü size verseydim, kötü tutkulara kapılıp, insanlara karşı acımasız ve zalim olacaktınız. Melekler: Eğer insanların arasına karışmamız için bize izin verirsen, bilgelikle ismini yücelteceğimizi göreceksin. Tanrı: Gidin ve insanlar arasında yaşayın, size izin veriyorum… Çok geçmeden Şamhazai, Ester isimli genç ve güzel bir kız gördü ve onunla olmak istedi. Kız: ‘sizin göklere çıkabilmenizi sağlayan o sihirli kelimeyi bana öğretmeden seninle olamam’ dedi. Melek kelimeyi kıza öğretti, kız kelimeyi söyleyerek göğe yükseldi. Kız kendini ahlaksızlıktan uzak tuttuğu için göklere, ‘Yedi Yıldız’ın arasına yükseldi ve oradan Tanrı’ya övgüler sundu.” Melekler daha da ileri gidip güzel insan kızlarıyla ilişkiler kurdular ve çocukları ‘Nefilim’ oldu. Yahudi inancında, Satan veya Azazel şu sözlerle anlatılıyor: “Kemalin mührü, hikmetle dolu, güzellikte tam olan sendin. Sen Eden’de Tanrı’nın bahçesinde idin; sarı yakut, kırmızı akik, beyaz akik, gök zümrüt, akik, yeşim, safir, kızıl yakut, zümrüt taşları ile bütün değerli taşlarla ve altınla kaplanmıştın. Sen meshedilmiş gölge salan Kerubi idin ve seni ben diktim. Tanrı’nın mukaddes dağı üzerinde idin, ateşten taşlar üzerinde gezdin (…) Sende kötülük olduğu bulununcaya kadar, yaratıldığın günden beri kâmildin (…) Senin içini zorbalıkla doldurdular ve suç işledin. (…) ve seni Tanrı’nın dağından attım. Ve seni gölge salan Kerubi, ateşten taşlar arasından atıp yok ettim (…) seni yeryüzünde kül ettim (…) ve ebede kadar yok olacaksın.”

Tufan hadisesi, Tevrat’a göre “ilahi varlıkların, insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlenmesiyle başlayan bir sürecin sonucudur. Bu evlilikleri müteakiben her türlü ahlaksızlığı yapan insanoğlu Tanrı’nın gazabını üzerine çekmiştir. Tevrat’a göre o vakte kadar yüzlerce yıl yaşayan insanların hayatları, yaptıklarından dolayı yüz yirmi yılla sınırlandırılmıştır. İbranice metinde Nefilim olarak geçen Nefiller, mitolojideki düşmüş melek inancıyla ilişkilendirilmektedir. Nefilim kelimesi bazı kaynaklarda düşmüş meleklerin kendileri için bazen de bu semavi varlıkların insan kızlarıyla birlikteliğinden doğan çocuklar için kullanılmıştır. Tanrı insanların yaptıkları kötülük sebebiyle insanı yarattığına pişman olmuş ve yarattığı her şeyi yeryüzünden silip atacağını ahdetmiştir. “Rab baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı. “Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım” dedi, “Çünkü onları yarattığıma pişman oldum.” Ama Nuh Rab’in gözünde lütuf buldu. (Yaradılış 6: 5-8). Tevrat’ın Tekvin kitabında anlatılanlara göre Tufan, insanların yoldan çıkmalarının neticesinde Tanrı tarafından takdir edilen bir cezadır. Metinde geçen “Tanrı Nuh’a, insanlığa son vereceğim dedi” ifadeleri bunu teyit etmektedir. Nuh’a gemi yapmasını emreden Tanrı, geminin nasıl yapılacağını detaylı olarak bildirmiştir.

Konu hakkında az çok bilgi sahibi olanlar, bu konuyu fazla inceleme yanlısı değildir. Ancak çok küçük bir topluluk günahkar meleklerin gerçekten varolduklarına inanmışlardı. Birçok yorumcu böyle hikayelerin içinde yaşadığımız fiziksel dünya ile nasıl bir ilişki içinde olduklarını tam olarak açıklayamamışlardı. Daha radikal Yahudiler ya da Hıristiyanlar bu tür çürüme ve günahları Tufan’dan önce ölümlü kadınlarla evlenen ilk günahkar meleklere kan bağı ile bağlı olanların yaptıkları işler olarak görmüşlerdi. Amerika Birleşik Devletleri’nde “Yared’in Oğulları” olarak bilinen ismini Hanok’un babası Yared’den alan bir örgüt vardır. Yared’in yaşadığı çağda Gözcüler’in ‘cennetten’ ‘atılmış’ oldukları söylenir. Manifestolarında, Yared’in Oğulları ‘Gözcüler’in torunlarına karşı amansız bir savaş’ andı içerler. Gözcüleri tarih boyuca insanoğlunu ezmiş, kötü şöhretli Firavunlar, Krallar ve Diktatörler olarak görürler. Jaredite Advocate, Yared’in Oğulları’nın sesi, Hanok’un Kitabı’ndan bol bol alıntılar yapar ve Gözcüleri ‘dünyayı yöneten bir gök mafyasına’ benzetir. Tarihçi S.H. Hooke, Middle Eastren Mtyhology adlı kitabında, şöyle yazar: “Tekvin 6: 1-4’teki kısa ve kasten muğlak olan sözlerin arkasında, tanrılara karşı ayaklanmış ve dünyaya atılmış yarı-kutsal varlıklardan oluşan bir ırkın çok ünlü bir miti yatmaktadır. Burada Yahwist tarafından korunan bu mit aslında yok olmuş bir dev ırkı varlığına inancı açıklayan etilojik bir mitti…”

Günahkar meleklerin, tufan öncesi uzak bir çağda yaşamış, insanlığa yasaklanmış birçok şeyin ilk bilgisini miras olarak bırakan etten-kemikten bedenleri olan varlıklar olduklarına dair düşüncenin Yahudi toplumunun bazı kesimlerince geniş kabul gördüğünün çok açık kanıtları vardır. Bu kesimlere MÖ yaklaşık olarak 170-120 yılları arasında Lut Gölü’nün batı kıyısındaki, engebeli sıcak bölgede son derece dindar bir hayat sürmüş olan dini topluluklar da dahildi. Bunlardan birisi, tarihte Essenliler olarak bilinen, merkezleri de Kumran’da olduğu düşünülen topluluktur. Hıristiyanlığın gelişiyle birlikte Hanok Kitabı ve ona benzer eserler ilk kez elde edilebilir hale geldiler. MS 1. yüzyıldan 3. yüzyıla kadar İlk Kilise liderlerinden çoğu o kitapları kullandılar, alıntılar yaptılar. Bazı Hıristiyan araştırmacılar, ölümlü kadınların meleklerin günahlarından sorumlu olduklarını savundular. Bunlardan Kilise Pederi Tertullianus, Korintoslular 11-10’da, Paul’ün kadınların güzel saçlı peçesiz kadınlardan hoşlanan günahkar meleklerin şehvetlerini kabartmayacak biçimde örtünmelerini istediğini savundu. Bundan daha da çarpıcı olanı, günahkar meleklerin fiziksel bedenlere sahip olduklarının birçok ünlü ilahiyatçı arasında kabul görmüş olmasıdır. Gerçekten de Kilise Pederleri çağına kadar bu durum böyle sürdü. Ama 4. yüzyıldan itibaren böyle konular ciddi biçimde sorgulanmaya başlandı. Bu insanlar için günahkar melekler etten-kemikten varlıklar değildi, böyle birşey olduklarını ima eden en küçük bir söz sapıklıkla eş tutulurdu. Bu tavır, Hanok’un Kitabı’nın baskı altında tutulmasını, gözden düşmesi sonucunu getirdi.

Robert Eisenman tarafından çevrilmiş, yeniden oluşturulmuş apokaliptik bir parçada Amram’ın anlaşmasına ilişkin, Kanun koyucu Musa’nın babası Amram’a görünen iki Gözcünün görünüşü oldukça ürpertici bir biçimde tasvir edilmiştir, ilgili bölüm şöyledir: ” Rüyamda (Ben Gözleyenler’i gördüm) benim üzerimde çok büyük bir bahis yapan ve … diyen İki (adam) benim üzerimde kavga ediyorlardı, Onlara sordum; ‘Kimsiniz, ki benim üzerimde böyle yetkilisiniz. Onlar cevap verdiler: Biz ezelden beri tüm insanlık üzerinde yetkiliyiz ve yöneteniz.’ Bana sordular ‘sen hangimizin yönetmesini istersin (seni)?’ Gözlerimi kaldırıp onlara baktım, onlardan birinin çok korkunç bir görünümü vardı, bir yılan gibiydi, (tekrar baktım ona) ve …görünüşünde, engerek yılanı gibi yüzü …” Eski metin, bu Gözleyeni Karanlıklar Prensi, Kötülüklerin Kralı Belıal ile arkadaşını ise Işığın Prensi ya da Doğruluk Kralı Melkizedek olarak da bilmen Mikael ile özdeşleştiriyor. Hanok yatağında yatarken ona görünen insana benzeyen iki Gözleyenin görünümünden söz eden anlatı, Musa’nın babası Amram’a görünme öyküsüne oldukça benzerlikler taşıyor: “Ve orada bana dünyada hiç görmediğim kadar uzun iki adam göründüler. Ve yüzleri güneş gibi parlıyordu, gözleri yanan lambalara benziyordu, dudaklarından ateş çıkıyordu. Giysileri tüylerin görünümündeydi, elleri kardan beyaz. Benim başımın üstünde durdular ve bana ismimle seslendiler.”

İÇERİK RESİMLERİ

Hanok Kitabı ve Lut Gölü Parşömenlerindeki tasvirlere dayanarak ressam Bilie Walker John tarafından çizilen bir gözcü resmi.

Farmasonluk sayısız sırlarla dolu bir örgüttür. Hanok ilk modern Farmasonluk ya da bilindiği gibi spekülatif Masonluk ile birçok deneyimlerde bulunmuştu. Bir efsaneye göre Tufan’nın olacağını önceden bilen Hanok oğlu Metuşelah’m yardımıyla hepsi birbirinin üzerinde olan dokuz adet gizli kubbe-mezar yaptı. Bunların en altındakine İbrani Tanrısı’nın konuşulamayan, Söylenemez Ismi’nin yazılı olduğu üçgen şeklinde altın bir tablet yerleştirdi. Hanok’un bizzat meleklerden öğrendiği garip sözlerin yazılı olduğu ikinci tableti oğluna saklaması için verdi. Kubbe mezarlar öylece mühürlendi ve tam üzerine Hanok, bir tanesi ‘asla yanmaz’ mermerden, diğeri ‘suda batmaz’ Laterus’tan yani tuğladan iki tane yıkılmaz sütun dikti. Mermer sütunun üzerine biraz uzakta, yer altındaki kubbe mezarların birisinde paha biçilmez bir hazinenin bulunduğunu söyleyen bir yazı yerleştirdi, tuğla sütunun üzerine de ‘Masonluk’un arşivi’ diye adlandırılan insanoğlunun ‘yedi bilimi’ yazılıydı. Sonra Hanok, dini gelenekteki Kudüs Tapmak Dağı’na karşılık gelen Morya Dağı’na çekildi, oradan da cennete ‘götürüldü.’ Zamanla, Kral Süleyman, efsanevi sarayını yaptırırken gizli kubbe-mezarları buldu ve kutsal sırları öğrendi. Bu iki antik direğin anısı localarına onların resimlerini asan Farmasonlar tarafından korundu. Tufan öncesi direkleri ya da Hanok’un direkleri diye bilinen bu direkler, Süleyman’ın Tapınağı’nın girişinde, sağda ve solda durduğu söylenen ‘Yakin’, ‘Boaz’ isimli iki dev direğin resimleriyle yer değiştiler.” Hanok’un yaptığı dokuz gizli kubbe-mezarın neyi temsil ettiği tam olarak bilinmiyor. Lut Gölü toplumları arasında kabul edilen, Kabala’nın gizli öğretileri arasında olan mistik üyeliğin dokuz aşamasını işaret ediyor olabilirlerdi. Diğer yandan, belki de gizli kubbe mezarların efsaneleri Kutsal Toprak’ta bir yerlerde insanın geleceği için son derece önemli kutsal nesneleri gizlemek için yapılmış gerçek yeraltı odalarını işaret ediyordu. Hanok’un hem Yahudi mistikleri hem de günümüz Farmasonları arasındaki efsanevi statüsünden çok garip bir varsayım çıkar. Tevrat’ın Tekvin Kitabı’nın 5. bölümünde, Adem’den Nuh’a kadar on tufan öncesi patrikin soyağacı sıralaması verilir. Her biri için yalnızca isimleri, ilk çocukları doğduğu zaman kaç yaşında oldukları ve hangi yaşta öldükleri yazılıyken bunun tek ve çarpıcı istisnası Hanok’tur. Hanok’un ‘tanrılarla yürüdüğü’ iki kez söylenir, ikinci kez geçtiğinde daha da karmaşık bir anlatıma ulaşır: ‘O ölmedi, çünkü Tanrı aldı onu.’ Tekvin’in yazarının bu sözlerle Hanok’un ölmediği, Tanrı meleklerinin yardımıyla cennete ‘götürüldüğünü’ ifade ettikleri açıktır. Bu yüzden Hanok (‘kabul olmuş’ anlamına gelir) Yahudi-Hıristiyan literatüründe çok özel bir yere konulmuştur. Gerçekten de Ibrani mistikleri onun cennete ‘götürülmesini ‘Melek Metatron’a dönüşmesi olarak yorumlarlar. Cennet denen bu yerde Hanok, bir İbrani söylencesine göre hemen düşmanlar kazandı. Melek Metatron’a dönüştüğü zaman ‘Hanok’a verilen yüksek unvana’ itiraz eden Azza isimli bir melek Paradise’den (cennet) kovuldu.

Hanok’un Gizemi adlı kitabında Robert Lomas Hanok’tan kalan kitabı inceledi. Lomas’a göre 10.000 sene önce üstün bir uygarlık vardı. Kitapta adı geçen düşmüş melekler o insanlardandı. Bu insanlar bir kuyrukluyıldızın dünyaya çarpacağı bilgisine sahipti. Bunu insanlarla paylaştılar ve insanlığın devamını sağlamak için Nuh’u uyardılar. Lomas’ın yaptığı araştırma; M.Ö. 7640 tarihinde dünyaya bir kuyrukluyıldızın çarptığı yönündeydi. İddiaya göre Kuyrukluyıldız çekim etkisiyle parçalanarak 7 ayrı bölgeye düşmüştür. Hepsi de okyanuslara denk geldiği için dünyada çok büyük tsunamiler oluşmuştur. Bu tsunamiler Nuh tufanını oluşturmuştur. Çok eski zamanlarda “Gözcü”ler denen varlıkların dünya üzerinde dolaştığı ve yaptıklarıyla dünyadaki hayatı derinden etkilediğine ilişkin birçok toplumun kültüründen gelen bilgiler var. Eski diller uzmanları, Antik Çağ kültürlerine net biçimde damgasını vurmuş bu gizemli varlıkların, neredeyse bütün eski uygarlıklarda “gözcüler” olarak adlandırıldıklarını belirtiyor. Tüm Antik Çağ metinlerinde, kendi tarihlerini derleyen toplumlardan kalmış belgeler, geriye doğru giden kronolojilerinin sıfır noktasına, tam olarak çözümlenemeyen bir tür “başlangıç dönemi” yerleştiriyorlar. Bu, onların tarihlerinde, “yönetimin tanrılardan insanlara geçmekte olduğu” bir ara dönemi belgeliyor. Belirsiz bir başlangıç döneminden beri bizzat “tanrılar” tarafından yönetildiğini söyledikleri ülkelerinin, bu ara dönemde “Gözcüler” adı verilen üstün yaratıklarca yönetildiğini ve sonuçta krallığın insanlığa devredildiğini anlatıyorlar. Eski Mısır’da bunların adı, “Neter”ler. Son olarak Osiris’in oğlu Horus tarafından yönetilen ülke, belli bir dönem sonrasında, bir “Kral Yaratma” (Kingmaker) töreninden sonra insanlara bırakılıyor ve normal insanlara göre çok daha uzun yaşayan, ülkeyi binlerce yıl yöneten, esrarengiz varlıklar olan Neterler geri plana çekiliyorlar – sonra da, izleri siliniyor. Bu ilk “insan kral”, bugün arkeolojinin değişmez bir gerçek biçiminde kabul ettiği, Firavun Menes. Sümer Kral Listelerini içeren ve Mezopotamya’da bulunan kil tabletlerde yine Mısır’da olduğu gibi, listenin en üst sırasında, her biri neredeyse 10.000 yıl, 15.000 yıl yaşayan krallar var. Bunlar, “Tufan’dan önce” uzun süre ülkeyi yönetmişler, sonra insanlara devretmişler.

İlluminati, 1776 yılında Adam Weishaupt tarafından Almanya’da kurulmuş gizli bir örgütün adıdır. Gerçekte, örgütün varlığı 18. yüzyıldan çok eskiye dayanır. Kendi kaynaklarına göre İlluminati, bir zamanların kayıp kıtası Atlantis’te yaşamış olan Düşmüş Melekler’in devamıdır. Düşmüş Melekler insanlarla çiftleşmiş ve üstün bir ırk olan “Aryanlar” ortaya çıkınca da onlara Kadim Bilgi’yi öğretmişlerdir. Bu sebeple İlluminati, kendisini “organize din”in baskısı ve zulmü karşısında yüzyıllardan aktarılmış geleneğin vârisi olarak görür. Görev addettikleri temel amaçları, bir dünya düzeni kurmak ve düşüncelerini dünyadaki tek din olarak yerleştirip, bunu kendileri yönetmektir. Bu yüzden, yüzyıllar boyunca İlluminati üyeleri kendi aralarında evlenmiş ve böylece asil soylarını koruyup kuşaktan kuşağa gizemli bilgilerini aktarmışlardır. Bundan dolayı kendilerine aynı zamanda “Aile” de derler. İlluminati’nin fikirleri, kadim gizemli öğretilere dayanır. Onlara göre, gerçek diye bir şeyin olmadığı gerçeğini göstererek insanoğlunu “özgürleştiren” Şeytan’dı. Hatta ahlak denen şey uydurmaydı ve sıkıcı kitleler tarafından icat edilmişti. Onlara göre yalnızca “irade” vardı ve bu yüzden insanın başarısı, ahlak olarak görülen her türlü vesvesenin üstesinden gelmekle mümkündü. Başka değişle “yöntem değil, sonuç önemliydi. Tarihi, “özgürlüğün” bir gelişimi olarak yeniden yorumlayan ilk kişi Alman bir profesör olan ve İlluminati üyesi Georg Hegel oldu. Hegel, Kabala’ya dayanarak, tarihin Tanrı’nın kendisini anlaması süreci fikrinin gelişimi olduğunu öne sürdü. Hegel’e göre, “özgürlük” fikrinin yerleşmesi hedefine doğru sürekli ilerledikçe Batı uygarlığı batıl inançlardan arınıyor ve insanın kendisi Tanrı oluyordu. İlluminati, Düşmüş Melekler’den geldiklerini, onların da Kabala olarak adlandırılan Kadim Bilgi’ye sahip olduklarını ileri sürer. İlluminati’ye göre, insanlara astroloji, büyü ve simya gibi gizli sanatları ilk öğretenler bu dünya dışı varlıklardır. Tarihin bu dönemi kayıp kıta Atlantis’le aynı dönemdedir ve Düşmüş Melekler’le insanların çiftleşmesinden türeyen bu ırkın adı da Aryanlardır. İddiaya göre, onların yozlaşması, dünyanın o kadar yozlaşmasına neden olmuştur ki, Tanrı onları Büyük Tufan yoluyla yok etmeye karar vermiştir. Kabala tefsirine göre, Yahudi kralların tümü Yusuf’tan ve fahişe kılığına girip onun aklını çelen Kenanlı bir kadın olan gelini Tamar’dan gelmektedir. Oğulları Perez, Davut’un soyundandı. Kabalacı geleneğin büyük bölümünün yüklendiği Süleyman, Davut’un Hititli bir kadın olan Batşeba’dan doğma oğluydu. Kabala tefsirine göre, Mesih Davut soyu olduğu kadar, bu nedenlerle aynı zamanda Düşmüş Melekler’in soyundan da gelmektedir.



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! https://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi