Bilim - Sağlık

Ana Sayfa Haberler Bilim - Sağlık Tanrı Başka Tanrı sanılan Uzaylılar Başka

Tanrı Başka Tanrı sanılan Uzaylılar Başka

Tanrı Başka Tanrı sanılan Uzaylılar Başka
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : Bilim - Sağlık Yorumlar : 0 Okunma : 2135 Beğen : 0

Tanrıların Arabaları adlı satış rekorları kıran kitabıyla ünlenen Erich von Däniken, Tanrıların Alaca Karanlığı adlı son kitabında da, bir düzineyi aşkın kitabında savunduğu tezin doğruluğunu iddia ediyor.

Uzaylıların binlerce yıl önce Dünya’ya geldiğini iddia ettiği “Tanrıların Arabaları” kitabıyla sansasyonel ün kazanan yazar Erich von Daniken, Dünya dışı varlıkların bir gün geri döneceğini savunmayı sürdürüyor. "Hemen her kültürde ve her dinde yeniden gelmesi beklenen özel birileri vardır ve onların bir gün döneceğine inanılır" diyen üznlü yazar, yeni kitabı “Tanrıların Alaca Karanlığı”nda evrende tek olmadığımıza dair birçok kanıt bulduğununu savunuyor.

Erich von Däniken'e göre Tanrı var. Ama Tanrı başka, tanrı sanılan uzaylılar başka şey!

Habertürk'ten Gülenay Börekçi'ye konuşan Erich von Daniken, sözlerini "Fakat o zaman aklıma şu soru geliyor: Yapacaklarını yapmış ve evrenin birçok yerine tohumlarını bırakmışlarsa, niçin geri gelsinler ki? Görmek için. Evlatlarıyla iletişim kurmak için. Tanrı olarak anılmak istemiyorlar bence, bu yüzden yakında, biz gerçeği öğrenmeye hazır olduğumuzda dönecekler. Ve bu kez nereden, ne amaçla geldiklerini tam olarak bileceğiz" şeklinde sürdürdü.

Gülenay Börekçi'nin Erich von Daniken'le yaptığı söyleşinin bir kısmı şöyle:

Teorinizi kısaca hatırlayalım mı?

“Tanrıların Arabaları”nda bildiğimiz tarihin tamamen yanlış olduğunu öne sürmüştünüz... Bunu o kadar uzun zamandır anlatıyorum ki. Her geçen gün yeni kanıtlar elde ediyoruz. Binlerce yıl önce Dünya dışı varlıklar, daha doğrusu başka bir gezegenin insanları, uzay gemileriyle yeryüzüne geldiler. Atalarımız henüz ilkel ve deneyimsizdi, teknolojik bilgileri de sıfırdı, bu yüzden gördükleri şeyleri akılları pek almadı. Ve onlardan bir hayli ileride olan bu Dünya dışı varlıkları “tanrı” sandılar.

Ama değillerdi...

Elbette değillerdi. Uzay gemileriyle yeryüzüne inen bu varlıkların “tanrı” olduğunu düşünmek çok saçma. Ama atalarımız buna inandı. Ve hemen her kültürden insanlar dünyanın dört bir yanında buradan yola çıkarak türlü çeşit mitler türettiler. Birçoğumuzun mit sandığı gerçekler diyelim...

Atalarımızın uzaylıları tanrı sandığını siz nasıl keşfettiniz?

Ben bir Katolik okulunda okudum, yani teolojik eğitim aldım, Latince ve eski Grekçe öğrendim. Siz sormadan cevap vereyim: Tanrı’ya inancım tamdı. Tanrı’yla aram hâlâ çok iyi; her gece ona dua ediyorum. Her neyse, çocukluğumda ailemden dinlediğim Tanrı’nın belirli nitelikleri vardı. Hata yapmazdı. Bir yerden bir yere gitmesi de gerekmezdi, çünkü zaten her yerdeydi. Zamansızdı. Geçmişte nasılsa gelecekte de öyle olacaktı. Okulda öğrendiğimiz Tanrı ise beni biraz hayal kırıklığına uğrattı, çünkü farklıydı...

Nasıl farklıydı?

Okulda kutsal metinleri okuyor, İncil’den tercümeler yapıyorduk. İncil’i okudunuz mu, orada Ezekiel’in ağzından anlatılanlar bana biraz acayip gelmişti. Ezekiel bir gün rüyasında Tanrı’yı görür. Tanrı gökyüzünden bir araçla iner. Uzay aracına benzeyen bu aracın kanatları, tekerlekleri vardır, şiddetli bir uğultu çıkarır. Bunu aklım almamıştı. Aynı anda her yerde olabilen Tanrı’nın bir gezegenden ötekine gitmek için teknolojiyi kullanması ve uzay aracı yapmasına gerek yoktu ki.

O halde?

Bence okulda okuduğumuz kitaplarda anlatılan Tanrı olamazdı, ortada bir yanılgı vardı. İncil’deki bu tarz bölümleri Latince ve Grekçe metinlerle karşılaştırınca, çok tanrılı dinlerde de benzer şeylerden söz edildiğini fark ettim. Böylece deli gibi okumaya başladım; eski metinlerden başımı kaldırmıyordum. Sümer ve Babil yazıtları, Hint efsaneleri; istisnasız hepsi aynı şeyi söylüyordu.

İnsanlığın ortak deneyiminden söz ettiğinizi söyleyebilir miyiz?

Evet, tanrıların, daha doğrusu Tanrı sanılan varlıkların adları değişiyordu ama geliş biçimleri, bindikleri araçlar hep aynıydı. İster istemez şüpheye düştüm, dini sorgulamaya başladım. Gene söyleyeyim: Tanrı’ya hâlâ inanıyorum, değişen bir şey yok. Fakat benim her gece dua ettiğim Tanrı’m, bize okulda öğretilen Tanrı değil.

Dini çevreler tepki gösterdi mi?

Tepki göstermek ne kelime, resmen saldırıya uğradım. Anlattıklarımın uydurma olduğunu, yalan değilse bile bir delinin saçmalıklarından ibaret sayılması gerektiğini öne sürdüler. Temel iddiaları, kitaplarımı dini yıpratmak amacıyla yazdığımdı. Çok büyük mücadeleler verdim.

Uzun bir zaman diliminden söz ediyorsunuz...

Bütün bu süreçte 39 kitap yayımladım. Tam 8 bin 342 sayfa...

Ve kitaplarınız çok sattı.

Toplam 67 milyon.

Bilim insanlarının tepkisi ne oldu?

Bazıları reddetti, bazıları da benimle bağlantıya geçerek fikir alışverişinde bulunmayı tercih etti. Neticede ben sadece binlerce yıl öncesine ait bir yanlış anlamayı düzeltmeye çalışıyordum ama insanların pek azı bir hataya inandıklarını kabul etmeye hazırdı. Onları anlamak gerek. Düşünsenize; Tanrı sandıkları varlık aslında Tanrı değildi.

Haklı olduğunuzu bilseler, ne değişecekti?

Hem çok şey değişecekti hem de onları rahatsız edecek büyük bir değişiklik olmayacaktı. Çünkü araştırırken ne kadar geriye giderlerse gitsinler, sonunda mutlaka bir başlangıç noktasına varacaklardı...

Yani?

Tanrı yine orada olacaktı. “Hakiki” Tanrı’dan söz ediyorum. Ama bunca zahmeti göze alamadılar. Neticede benim iddialarımı kabul ederlerse, başka sorulara da cevap bulmaları gerekecekti. Mesela çok uzun zaman önce Dünya’mızı ziyaret etmiş uzaylılar gerçekte kimdi ve nereden gelmişti? Evrimleri nasıl gerçekleşmişti? Nasıl bir medeniyetleri vardı?

O soruları ben size sorayım...

Ziyaretçilerimiz buraya tesadüfen mi geldi yoksa bir amaçları mı vardı? Sonra görünüşleri nasıldı? Bu gibi sorulara cevabınız var mı? İyi de bunlara cevap bulmak için cilt cilt kitap yazdım ben. “Tanrıların Arabaları”ndan başlayarak diğerlerini okuyun bence.

‘Uzaylılar bir kere gelmedi’

Yeni kitabınız “Tanrıların Alaca Karanlığı”nı da evrende tek olmadığımıza dair birçok kanıt bulduğunuzu anlatıyorsunuz.Hatta birçok bilim insanının, mesela İsviçreli Svante August Arrhenius’un geçmişteki teorilerinin sizi desteklediğini yazıyorsunuz.

Yıllar önce Arrhenius, “panspermia” teorisini ortaya atarak Nobel kazanmıştı. Ona göre ilk zeki ırk, milyonlarca yıl önce uzayın bir noktasında gelişmeye başlamıştı. Kendi türünü evrene yaymak istiyordu, bu yüzden evrenin ulaşabildiği her yere milyarlarca tohum örneği yolladı. Tohumların büyük kısmının fiziksel nedenlerle yok olacağının farkındaydı, pek azı kendi gezegenine benzeyen gezegenlere düşecekti. Ama o bile yeterdi. NASA’nın tahminini hatırlayalım: İstatistiksel olarak sadece Samanyolu’ndaki 4 milyon 500 bin gezegende bizimkine benzer bir hayat mümkün olabilirmiş. Yani kendimizi çok da orijinal sanmayalım; tek değiliz.

Panspermia kuramı doğru olabilir mi sizce?

Olabilir de olmayabilir de. Araştırılması gereken başka teoriler, başka ihtimaller var. Belki geldiklerinde henüz ilkel varlıklar olarak yaşıyorduk ve aramızda bir çeşit hücre alışverişi gerçekleşti, hatta belki bir nevi cerrahi yöntemle bize kendi DNA’larını zerkettiler. Bilmiyoruz, cevaplanması gereken soru çok.

Ama kitaplarınızı ne kadar az şey bildiğimizi görelim diye yazmadınız değil mi? Bu dedikleriniz doğru olsa bile, ziyaretçileri görüp yazıya dökecek insanlar yoktu henüz...

Birincisi, ben onların sadece bir kere geldiklerini söylemiyorum, bence defalarca geldiler. Hem size bir şey söyleyeyim mi, tekrar geleceklerini de biliyorum...

Nereden biliyoruz?

Yine kutsal metinlerden biliyoruz. Hemen her kültürde ve her dinde yeniden gelmesi beklenen özel birileri vardır ve onların bir gün döneceğine inanılır.

O özel birileri de uzaylılar mı?

Fakat o zaman aklıma şu soru geliyor: Yapacaklarını yapmış ve evrenin birçok yerine tohumlarını bırakmışlarsa, niçin geri gelsinler ki? Görmek için. Evlatlarıyla iletişim kurmak için. Tanrı olarak anılmak istemiyorlar bence, bu yüzden yakında, biz gerçeği öğrenmeye hazır olduğumuzda dönecekler. Ve bu kez nereden, ne amaçla geldiklerini tam olarak bileceğiz. Bir de şu: Dünyanın her yerinde insanlar kıran kırana savaşıyor, farklılıklar aşırılaştı, bu manzaraya bakınca insan karanlığın dibine vardığımızı düşünüyor ama aslında pek öyle değil, şafak sökmek üzere. Bekleyin; onların dönüşüyle birlikte yeryüzüne nihayet barış ve huzur da gelecek.

“İslam dünyasına bakalım: Müslümanlar ‘son günlerin kurtarıcısı’ Mehdi’nin dönüşünü bekliyor. Yaygın inanışa göre, ‘ramazan ayının 23. gecesi’ dönecek. Yani ‘meleklerin gökyüzünden indiği’ Kadir Gecesi... Âlimlerse Mehdi’nin dönüş tarihinin bir sır olduğunu, bunu sadece Allah’ın bildiğini belirtiyor. Bir keresinde bir yabancı 12 imamın beşincisi olarak bilinen Muhammed el-Bakır’a Mehdi’nin dönüşüne yakın hangi alametlerin görüleceğini sormuş. Cevap şuymuş: ‘Kadınlar erkek gibi, erkekler kadın gibi davranacak; kadınlar eyerli atlar üzerinde açık bacaklarla oturacak. Sahte tanıklara inanılacak, gerçekler reddedilecek. İnsan insanın kanını yok yere dökecek, fuhuş yapacak, yoksulların parasını har vurup harman savuracak.’ Eh, bu kriterlere göre Mehdi çok önceden gelmiş olmalıydı. Ayrıca yine İslam alimlerine göre öncesinde tam 60 sahte peygamber gelecekti. Şimdiye dek kaç sahte peygamber geldiği konusunda bir fikrim yok, uzun zaman önce 60’ı geçmiş olmalı.



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! https://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi

Yorum Yaz


Yazdığınız yorumların genel ahlak kurallarına uygun olmasına özen gösteriniz. Ayrıca yazdığınız yorumlarda isminiz e postanız eksik yanlış olmamalıdır aski halde yorumlarınız onaylanmaz dikkate alınmaz cevap verilmez.

Haberler