Yunan Mitolojisi

Ana Sayfa Mitoloji Yunan Mitolojisi Mitolojik Yaratıkların En Azmanları : Devler

Mitolojik Yaratıkların En Azmanları : Devler

Mitolojik Yaratıkların En Azmanları : Devler
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : Yunan Mitolojisi Yorumlar : 0 Okunma : 8171 Beğen : 0

Yunan mitolojisinde devler, olağanüstü iri, güçlü, çoğunlukla da korkunç mitolojik yaratıklardır. İlk devler, Uranos ile Gaia'nın, yani yeryüzü ile gökyüzünün çocukları olan Kiklop'lar ve Hekatonkheir'lerdi. Uranos'un, oğlu Kronos tarafından kesilen erkeklik organından toprağa (Gaia) damlayan kandan ikinci bir devler kuşağı türedi (Gigantes). Fakat mitolojide bu iki devler kuşağının üyelerinden başka devler ve Kikloplar da mevcuttur. İşte bütün bu olağanüstü ölçülerdeki mitolojik yaratıklar, toplu olarak "devler" (Yunan dilinde "Gigantes") diye anılırlar. "Gigantes" kelimesinin anlamı da "yeryüzünden doğan"dır, çünkü bütün devlerin yeryüzü veya "toprak ana" Gaia'dan doğduklarına inanılır. Başka bir deyişle, devlerin genellikle tanrılarla bir akrabalığı vardır. Belki de bu yüzden, tıpkı mirastan mahrum edilmiş birer hak sahibi gibi, sık sık tanrılara meydan okumuşlar ve belirli tanrıların yerine geçmek istemişlerdir.

Hekatonkheir

İlk devlerin bir öbeğini oluşturan Hekatonkheirler, 100 kollu, 50 başlı dev yaratıklardır ve Hekatonkheir, "100 kollu" anlamına gelir. Gök tanrısı Uranos'un oğulları olup yeryüzü tanrıçası Gaia'dan doğma 3 Hekatonkheir'in isimleri şunlardır: "Güçlü" Briareos, "Öfkeli" Kottos, "Dev kollu" Gyges. Briareos'un Roma mitolojisindeki adı Aegaeon'dur ("deniz keçisi"). Denizlerde gemileri yutan devasa dalgalar, tsunamiler ya da zelzeleler gibi, büyük ve tehlikeli doğa güçlerini sembolize ettiği sanılan Hekatonkheirler (Hekatonkheires), Yunan mitolojisinde pek bir varlık göstermezler.

Kiklop

Kiklop

Kikloplar (Kyklop veya cyclops diye yazılır) alınlarının ortasında tek bir gözleri olan, kaba saba devlerdir. İnatçıdırlar; kaba kuvvetlerinden ötürü, demircilik, taş ustalığı vb. ağır işlerle uğraştıkları düşünülür ve çoğunlukla bu tür zanaat işleriyle meşgul bir haldeyken, mesela demirci tanrı Hephaistos'a ocağın başında yardım ederken tasvir edilirler. Volkanik kraterlerin derinliklerinden yükselen korkutucu sesler, Kiklopların çalışıyor olmasına yorulur. Kikloplar sadece demircilik zanaatinde değil, taş işçiliğinde de ustaydı. Miken, Larnaka ve Argolis'teki bazı arkeolojik sit alanlarında bugün de görülebilen dev taşlı duvarlara bakan Helenler, bu anıtsal yapıların ancak Kikloplar tarafından örülmüş olabileceğini düşünmüşlerdir. "Şimşek" Steropes, "esip gürleyen" Brontes ve "parlak" Arges - Uranos'tan olma ilk üç Kiklop bunlardır. Korkunç derecede çirkin ve tedirginlik verici ölçüde güçlü ve tehlikeli oldukları için, Kikloplar da Hekatonkheirlerle birlikte Uranos tarafından Tartaros'a hapsedilmişlerdi. Titanlar Savaşı sonrasında Zeus tarafından özgürlüklerine kavuşturulan bu yaratıklar arasında Kikloplar, savaşta aktif bir rol oynamışlardır. Steropes şimşeği ham haliyle üretmiş, Brontes buna şimşeğin gürültüsünü, Arges ise parlaklığını katmıştır. Kikloplar, ürettikleri bu savaş silahını Zeus'a vermişlerdir. Zeus'un savaştan galip çıkmasında bu silahın büyük etkisi olmuş ve şimşek, o günden sonra Zeus'un temel silahı, hatta sembolü haline gelmiştir.

Zanaatkar Kiklopların, deniz tanrısı Poseidon'un üç dişli yabası, yeraltı tanrısı Hades'in görünmezlik miğferi gibi, mitoloji açısından son derece önemli, olağanüstü özelliklere sahip bazı özel silah veya gereçleri de tanrılar için üretmiş olduklarına inanılır. Efsanelere göre Kikloplar, tanrıça Artemis'in ok ve yayını ay ışığından, tanrı Apollon'unkileri ise güneş ışınlarından yontmuşlardır. Bu meşhur ilk veya "yaşlı" Kikloplardan başka, bir de "genç" Kikloplar denen, ikinci bir Kiklop kuşağı vardır. Mitolojiye göre genç Kikloplar, Yunanlıların geç Antik dönemde Sicilya ile bir tuttukları Hypereia adasında yaşayan, yamyam özellikleri gösteren bir Kiklop kabilesiydi. Fakat bu kabilenin üyeleri, yaşlı Kikloplarınkinden tamamen farklı bir soya mensuptu, çünkü bu Kiklopların soyları, Gigantes diye tabir edilen mitolojik yaratıklara, yani Uranos'un erkeklik organından toprağa damlayan kana dayanıyordu. Hypereia Kikloplarının en ünlüsü, hiç kuşkusuz, Odysseia'nın en iyi bilinen bölümlerinden birinin kahramanı olan Polyphemos'tur. Latince versiyonda Polyphemus diye de bilinen bu Kiklop, deniz tanrısı Poseidon'un oğlu olan yegane Kiklop'tur. Homeros'un Odysseia'sında, Odysseus'u ve onun tayfasının bir kısmını mağarasına kapatan Polyphemos, mağaradaki tayfayı her gün iki iki tüketmeye (beyinlerini çıkarıp yemeye) başlar. Nihayet Odysseus, Polyphemos'un gözünü kör ettikten sonra yaptığı kurnaz bir plan sayesinde kendisiyle birlikte altı adamını bu acımasız devin mağarasından kurtarmayı başarır. Fakat Odysseus bu kaçışı elbette ancak deniz tanrısı Poseidon'un gazabını üzerine çekme pahasına gerçekleştirebilmiştir.

Gigantes

Yunan mitolojisinde, hadım edilmiş Uranos'un kanından türeyen veya Gaia-Tartaros birleşmesinden meydana gelen yüz kadar dev (Gigantes) vardır. Bu devlerin, eski Yunanlılar için büyük tehdit oluşturan çeşitli Trakya kavimlerini sembolize ettiği düşünülebilir. Çünkü mitolojide, Helenlere "ilkel" görünen bu kuzeyli kavimlerin, yok edilmiş devlerin kanından veya küllerinden türedikleri, volkanik faaliyete sebep oldukları söylenir; ayrıca devler de çoğunlukla panter postuna sarınmış vaziyette, ellerinde kaya parçaları ve yanan meşaleler tutan "barbarlar" olarak tasvir edilirler. Heykel ve mozaik sanatındaki betimlemelerde devlerin bacakları, ayaklarına doğru, yılan biçiminde son bulur. Bazı tasvirlerde ise devleri, zırhlı, mızraklı, klasik savaşçı piyadeleri kılığında görürüz. İster barbar isterse medeni kılıkta tasvir edilmiş olsunlar, her durumda devler bir "savaş"ın içinde, öldürülmesi gereken düşmanlar olarak gösterilirler.

Devlerle Savaş (Gigantomakhia)

Devlerle Savaş

Devler, Titanlar Savaşındaki yenilginin öcünü almak isteyen anaları Gaia'nın kışkırtmasıyla Olympos tanrılarına savaş açmışlar, fakat karşı safta bütün Olympos tanrılarının yanı sıra kahraman Herakles'in de bulunuşu nedeniyle, bu savaşı kaybetmişlerdir. Devler Savaşı (Gigantomachy/Gigantomakhia) adı verilen bu mitolojik olaya karışmış devlerin en ünlüleri, Alkyoneus, Polybotes, Enkelados ve Hesiodos'a göre devlerin kralı olan Porphyrion'dur. Enkelados, tanrıça Athena tarafından Sicilya adasının altına gömülürken Polybotes, İstanköy açıklarında Poseidon'un kendisine fırlattığı dev kara parçasının altında kalır, Nisyros adası da böylece meydana gelmiş olur. Devlerin kralı Porphyrion ise Devlerle Savaşsırasında tanrıların üzerine Delos adasını fırlatmış, tanrıça Hera'ya tecavüz etmeye kalkıştığı sırada Zeus'un yıldırımları ve Herakles'in oklarıyla zar zor öldürülebilmiştir. Savaşta isyancı devlerin başında Trakyalı devlerin en yaşlısı olup kendi ülkesi Pallene sınırları dahilinde ölümsüz olan Alkyoneus vardır. Mitolojide Pallene diye geçen ülke (bugünkü Kassandra), Yunanistan'ın Kuzey Ege denizine üç parmak biçiminde uzanan Halkidiki yarımadasını oluşturan parmaklardan (yarımadalardan) biridir. Hades'i alt etmek üzere doğmuş olan Alkyoneus (devler, belirli bir tanrıyı alt etmek üzere doğarlar), 24 adamını katlettiği Herakles tarafından öldürülmüştür. Uyuyan deve gizlice yaklaşan Herakles, önce Alkyoneus'u sopa darbeleri ve ok yağmuruyla etkisiz hale getirmiş, sonra da yaralı devi Pallene sınırlarının dışına kadar sürükleyerek onun ölmesini sağlamıştır. Efsaneye göre, Alkyoneus'un yasını tutan yedi kızı, birer balıkçıla dönüştürülmüştür. Homeros'un kendisinden "devlerin kralı" olarak bahsettiği Eurymedon, Porphyrion veya Alkyoneus'tan biri olabilir. Bundan emin değiliz; kesin olan bir şey varsa o da Alkyoneus ve Porphyrion'un kardeş olduklarıdır. Devler Savaşı sırasında öldürülen diğer devler şunlardır: 3 kader tanrıçası (Moirai) tarafından tunç gürzle kıyasıya dövülerek öldürülen Agrios ile Thoon; tanrıça Artemis tarafından öldürülen Aigaion; devlerin en hızlısı olan Damysos (Damysos'un hızlı olmasını sağlayan topuk kemiği, devin ölümünden sonra, Kheiron adlı bir kentauros tarafından çıkartılıp Akhilleus'a nakledilmiştir); Dionysos'un kozalak süslü değneğiyle öldürdüğü Eurytos; Hermes tarafından kılıçla öldürülen Hippolytos; Hekate'nin meşaleleriyle yakılarak öldürülen Klytios; Hephaistos'un demir eriyiği ile yaylım ateşine tutarak öldürdüğü Mimas; Herakles'in öldürüp derisinden koruyucu bir pelerin yaptığı aslansı dev Leon; tanrıça Athena'nın öldürüp yüzdüğü keçimsi derisinden kendine ünlü savaş kalkanını (aegis) yaptığı Pallas; tanrıça Hera tarafından öldürülen Phoitios; Dionysos tarafından öldürülen Typhoeus. Devler savaşına katılıp da sağ kurtulabilen iki dev vardır. Bunlardan biri, anası Gaia tarafından bir bok böceğine çevrilmesi sayesinde tanrılardan gizlenebilmiş olan Aristaios, diğeri ise yine Gaia tarafından Kilikya'da (Çukurova bölgesi) bir incir ağacına çevrilmek suretiyle saklanan Sykeus'tur. Mitolojide "Aloadai" denen ikiz devlerin, yani Otos ile Ephialtes'in Olympos'a saldırdıkları kesinse de bu saldırının Devler Savaşının bir parçası olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Otos Artemis'i, Ephialtes de Hera'yı kendine eş olarak istiyor, Olympos'un üzerine bu yüzden yürüyorlar, üstelik bu iş muhtemelen Devler Savaşı sırasında, demektir ki belki de genç ikizler bu savaştan cesaret aldıkları için oluyor; ama bütün bunlar bu girişimi Devlerle Savaşın bir parçası saymamızı gerektirir mi? Devler Savaşıbir taht kavgası, bir intikam meselesi; Otos-Ephialtes kardeşlerin meselesi ise kişisel bir şey. Her neyse, yüzlerinde henüz tüy bitmemiş bu genç devler, cüretlerinin bedelini çok ağır ödüyorlar. Efsanenin Homeros versiyonunda Apollon tarafından öldürülüyorlar, başka bir versiyonda ise ellerinde rehin tuttukları Ares'e karşılık kendini güya onlara sunmaya gelen Artemis'in oyununa gelip birbirlerini vuruyorlar. Neresinden bakarsanız bakın, acemiliğe, toyluğa dair, önüne geçilemeyen gençlik maceralarının başa açtığı belalarla ilgili bir hikaye bu. Zaten Ephialtes de kelime anlamı olarak "bir şeylerin üstüne atlayan, üzerine zıplayan" demek. Tuhaf ki Yunancada aynı zamanda "kabus" demekmiş Ephialtes; doğrusu enteresan olduğu kadar güzel de bir düşünce.

Typhon-Typhoeus-Tifon

Yunan mitolojisindeki en korkunç canavar olduğu söylenen Typhon, neredeyse bütün canavarlarının atası sayılır. Gaia ile Tartaros'un çocukları olan bu benzersiz devin büyüklüğü, bizim masallarımızda "bir dudağı yerde, bir dudağı gökte" diye anlattığımız boyuttadır. Yarı insan yarı yılan Echidna canavarının kocası olan Typhon, belden aşağısı yılan şeklinde, dev bir yaratıktır. Tısladığı zaman ağzından gökyüzüne kızgın kaya parçaları savrulur ve bu esnada yaratığın etrafında kavurucu bir fırtına başgösterir. Mağarası Anadolu'da, bugünkü Mersin-Kızkalesi dolaylarında bulunan Typhon, Zeus'un üzerine yürümüş ve onu ayak bileklerini keserek hareketsiz bırakacak kadar ileri gitmiştir. Fakat Hermes'in yardımıyla eski gücüne kavuşan Zeus, Typhon'u şimşekleriyle Balkanlara, oradan da Sicilya'ya kadar kovalamış, nihayet Etna yanardağını onun üzerine yıkmak suretiyle, tanrıların dahi korktuğu bu dev yaratıktan ilelebet kurtulmuştur.

Geryon

Geryon, akşam perilerinin (Hesperides) ülkesindeki bir adada (Erytheia) yaşayıp efsanevi bir kırmızı inek sürüsüne sahiplik eden, üç gövdeli, üç başlı, üstelik kanatları da olan bir devdir. Herakles (Herkül), onuncu görevi sırasında bu adaya gelip Geryon'u da onun iki başlı bekçi köpeği Orthros'u da (Orthros, Kerberos'un kardeşidir) öldürür, kırmızı inek sürüsüyle birlikte adadan ayrılır. Herakles, Geryon'u, Lerna gölünün uğursuz canavarı Hidra'nın zehirli kanına bulanmış bir okla tam alnının ortasından vurarak öldürür.

Argos Panoptes - Argus Panoptes

Meşhur Antik Yunan mitolojisi derlemesi Bibliotheka'nın yazarı Apollodorus'a göre Echidna'yı öldürmüş olan dev Argos'un o kadar çok gözü vardı ki uyurken bile en az bir gözü açık olurdu. 100 gözlü olduğu söylenen Argos'a "panoptes" (her şeyi gören) sıfatının layık görülmüş olması bu yüzdendir. Argos Panoptes, yüz gözlü birinin yapabileceği herhalde en iyi işi yaparak Zeus'un karısı, kıskanç tanrıça Hera adına, o sırada Zeus tarafından bir ineğe çevrilmek suretiyle kamufle edilmiş bulunan su perisi Io'yu kollamıştır. Ama bu sırada Io'yu kurtarmak isteyen Zeus'un gönderdiği Hermes tarafından öldürülmüştür. Efsaneye göre Hermes, önce Argos'u fısıldadığı tılsımlı kelimelerle uyutur, yani yüz gözünü de bir bir kapatır, ondan sonra da onu taşla ezip öldürür. Başka bir versiyonda ise Argos'u müzikle uyutmayı deneyip bunu başaramayan Hermes, devi kılıcıyla öldürür. Argos nasıl ölmüş olursa olsun, bu olay, yeni tanrı jenerasyonunda dökülmüş olan ilk kandır ve bundan böyle Hermes, "Argeiphontes" (Argos'u öldüren) sıfatını da sahip olduğu diğer onurlandırıcı sıfatlar arasına katacaktır.

Tityos

Tityos'un hikayesi biraz devler kralı Porphyrion'un hikayesini andırır. Fakat Tityos, Porphyrion gibi Hera'ya değil de, Leto'ya tecavüze yeltenir. Bunun sonucunda da Leto'nun çocukları Apollon ve Artemis tarafından öldürülür. Yine de Hera'nın bu işte bir parmağı yok değildir; Tityos'u böyle bir işe kalkışmaya kışkırtan tanrıça Hera'dan başkası değildir. Tityos, aslında Zeus'un prenses Elara'dan doğma oğludur. Zeus, hamileliği sırasında Elara'yı Hera'nın gazabından korumak için yer altında sakladığı sırada, dev boyutlara ulaşan ceninin Elara'nın karnından dışarıya taşıp toprağa karışması nedeniyle sonuç olarak tanrıça Gaia (yeryüzü, toprak) tarafından doğrulmuş olur. Bütün devler Gaia'nın çocukları sayıldığı için, Tityos'un dev olarak doğmasında, gebelik ve doğum sürecinde Gaia'nın da işin içine karışmış olmasının büyük payı olduğunu sanırım. Tityos'un diğer devlerden başlıca farkı şudur ki çilesi ölünce bitmemiş, onun için asıl işkence Tartaros'ta başlamıştır. Efsaneye göre orada her gün iki akbaba gelip Tityos'un gün aşırı yenilenen karaciğerini söke söke kopartır ve yerler. Tityos, bir yerde Prometheus ile aynı işkenceye maruz kalmış demek ki.

Antaios-Antaeus

Gaia ile Poseidon'un oğulları olan, yarı-dev Antaios, insana daha çok Grek-Berberi karışımı bir efsanenin kahramanı gibi görünüyor. Kaynaklara göre Libya'nın iç kesimlerinde yaşayan kral Antaios (Latinleştirilmiş hali Antaeus), gelip geçenlere güreşte meydan okuyor, güreşe tutuşup da tuş ettiği herkesi de acımadan öldürüyordu. Antaios hiç yenilmez ve öyle çok kişiyi altına alıp öldürür ki bunların kafataslarını Poseidon tapınağına çatı diye yığar. Antaios'un büyük sırrı, güreş esnasında toprakla, yani annesiyle olan temasını koruduğu sürece, Gaia'dan tükenmek bilmez bir enerji akışıyla beslenmesidir. Antaios'un ayakları bir kez yerden kesilecek olsa, bu hiç yenilmeyen dev, ancak herhangi bir insan kadar güçlü olacaktır. 11. görevini yerine getirmek üzere, Hesperidlerin efsanevi bahçesine doğru yola koyulan Herakles, yolu üzerinde Antaios ile karşılaşınca bu devle güreşmek zorunda kalır. Güreş sırasında çaresizce Antaios'u yenmeye gayret eden Herakles, bir yandan da onun neden hiç yorulmadığını çözmeye çalışır. Nihayet, doğru akıl yürütmeyle (bazı versiyonlarda tanrıça Athena'dan tüyo alarak) devin sırrına vakıf olur; onu havada tuttuğu bir sırada bir ayı kuvvetiyle sıkıp kaburga kemiklerini kırmak suretiyle öldürür. Yunan mitolojisine göre Antaios, Tinge, Tinga, Tingis, Tinjis vb. adlarla anılan, bir Berberi ilahesi ile evliydi. Tarihçi ve arkeolog Mustapha Ouachi, tanrıça Tinge ile Tanca şehri (Fransızca Tangiers; Fas'ın kuzey kesiminde bir şehir) arasında coğrafi bir bağın varlığına işaret etmiştir.

Khrysaor-Chrysaor

Persus-Medusa-Chrysaor

Khrysaor'un hikayesi, deniz tanrısı Poseidon ile Gorgon Medusa'nın Athena'nın tapınağında birlikte olmalarıyla başlar. Tanrıça Athena, kendisine yapılan bu saygısızlığı bağışlamaz ve mitolojide Gorgonlar adıyla anılan üç kızkardeşin en güzeli olan Medusa'nın güzelim saçlarını kıvır kıvır yılanlara dönüştürür. Gelgelelim Medusa Poseidon'dan hamile kalmıştır. Ünlü kahraman Perseus, bir canavara dönüşmüş olan Medusa'nın kafasını uçurduğunda (Medusa, ölümlü olan yegane Gorgondur) Medusa'nın başsız gövdesinden efsanevi kanatlı at Pegasos ile Khrysaor doğar. Khrysaor, genellikle genç bir dev olarak tasvir edilir, ama kardeşi Pegasos'un kanatlı at oluşu gibi, bazen Khrysaor'un da bir kanatlı yabandomuzu şeklinde resmedilmiş olduğu görülür. Khrysaor, dümdüz bir tepsi gibi olduğu düşünülen dünyayı çepeçevre saran, uçsuz bucaksız Okeanos Nehri'nin tanrısı olan Okeanos'un kızı, su perisi Kallirrhoe ile birleşmiş, bu birleşmeden yukarıda sözünü ettiğimiz dev Geryon doğmuştur. Hesiodos'un Echidna'nın da Khrysaor ile Callirrhoe'nin çocukları olduğunu ima ettiği sanılır, ama mitoloji uzmanları Echidna'nın ebeveynliği konusunda Gaia-Tartaros veya Keto-Phorkys çiftlerine öncelik tanır.

Gegenees

Altı Kollu Devler-Gegeneler

Marmara denizinin mitolojideki adı Propontis idi. Gönen Çayı ise Aisepos olarak biliniyordu. İşte mitolojik Gürcü krallığı Kolkhis'te bulunan efsanevi "Altın Post"u ele geçirmek üzere Argo adlı gemiyle, Iason önderliğinde denize açılmış Argonotların başından geçen sayısız maceradan biri de, geminin Gönen Çayı'nın Marmara'ya döküldüğü yerle, o vakitler "Ayı Dağı" olarak bilinen, üzerinde dimdik bir tepenin yükseldiği bir ada arasındaki sığ boğazdan geçişi sırasında yaşanır. Bahsettiğimiz adada Gegenees (Gegene'ler)adıyla bilinen 6 kollu devler yaşamaktadır. Misya'daki bu bereketli topraklar Doliones halkına ve onların Khytos şehrinde ikamet eden soylu kralları Kyzikos'a ait olmakla birlikte, Gegenees söz geçirilemeyen, vahşi bir devler kabilesidir. Argonotların bir kısmı, önlerindeki denizin nerelere uzandığını görebilmek amacıyla Dindymon denen dağın (Gediz'deki Murat Dağı) tepesine çıkmışlardır. Geri kalanlar ise gemiyi Khytos limanına sokmakla meşguldürler. İşte tam o sırada hiç beklenmedik bir Gigenees saldırısı baş gösterir. Altı kollu devler, tepelerden dangır dungur inerek geniş limanın girişini denize yuvarladıkları koca kaya parçalarıyla iki taraftan kapatmaya başlarlar; amaçları tabii ki Argonotları koyda bir fare gibi kapana kıstırmaktır. Şansa bakın ki Herakles o sırada Dindymon'un tepesinde değil, genç gemicilerle birlikte Khytos'tadır. Yayını çektiği gibi birkaç devi aşağıya indirir. Ama altı kollular, kırıp sivrilttikleri koca koca kayaları bu kez onun üstüne atmaya başlarlar. Vaziyet iyi değildir, Gegenees azmanları fena bastırmıştır, derken o sırada Dindymon'un zirvesine varamadan dönüş yoluna geçmiş tecrübeli Argonotlar şehre varıp Herkül'ün imdadına yetişirler. Yaratıkların tümü havada vızıldayan ok ve mızraklarla haklanır. Mücadele sona erip silahlar sustuğunda ölü devlerin limanın ağzında oluşturduğu manzara, destanın şairine sahile yığılmış keresteleri çağrıştırır. Gegenees kabilesinin vahşi fertleri, şimdi dev gövdelerinin yarısı suda, diğer yarısı kumsalda, kuşlara ve balıklara yem olmayı beklemektedirler. Bu arada söylemeden geçmeyelim ki şair Apollonius Rhodius'un Argonotların eşsiz maceralarla dolu seyahatini anlattığı Argonautica epik şiiri (M.Ö. 3.yy), Helenistik dönemden günümüze ulaşabilmiş tek yazılı eserdir. Çok kıymetli. Bir düşünsenize, devir, İskenderiye Kütüphanesi devri!

Lestrygonyanlar

Homeros Odysseia-Lestrygonyanlar

Lestrygonyanlar bahsiyle beraber, başka bir efsanevi devler kabilesine daha gelmiş olduk; hem de yamyam olanına! Homeros Odysseia'sında anlatılan Lestrygonyanlar, Ithaca'ya dönüş yolculuğunda Odysseus'a ve gemilerine en büyük kaybı verdirenlerdir. Tayfanın önemli bir bölümünü mideye indirmekle kalmaz, 12 geminin 11'ini de fırlattıkları kayalarla parçalarlar. Korunaklı bir koya sığınan Odysseus'un gemisi bu vartayı sağ salim atlatır. Homeros şöyle yazar: "Odysseus'un adamları 12 gemiyle Lamos'un kayalık kalesine, Lestrygonyanlar şehri Telepylos'a vardı". Lamos'un adı destanın başka hiçbir yerinde geçmez; şehrin kurucusu mudur, yoksa adanın veya ülkenin adı mı, bunu bu yüzden hiç bilemeyiz. Bu hikaye biraz Hansel ve Gretel'i hatırlatır. Odysseus'un keşif için adaya gönderdiği üç adam, adada Lestrygonyanların kralı Antiphates'in kızı olduğunu ve o anda Artakaia adlı bir pınardan su temin etmeye gittiğini söyleyen bir kızla karşılaşırlar. Kız, adamları kendi evine yönlendirir. Evde onları dev bir kadın beklemektedir. Kadın, adamları görünce hemen kocasını çağırır. Gelen adam da bir devdir ve bu dev, adamların bir tanesini kaşla göz arasında öldürüp adamcağızın kanını içmeye koyulur. Bunu gören iki gemici hemen tabanları yağlar, ama artık çok geçtir, çünkü Antiphates'in vahşi çağrısına uyan binlerce Lestrygonyan peşlerine takılmıştır. Yukarıda da söylediğimiz gibi, yamyam devler, Odysseus'un gemisi hariç, limanda adeta kapana kısılmış durumdaki bütün gemileri kayalarla bir bir batırır, tüm mürettebatı da zıpkınla balık avlar gibi mızraktan geçirirler. Odysseus, büyük kayıp vermekle birlikte, tek gemilik tayfasıyla Lestrygonyanların adasından kaçıp kurtulmayı başarır. Odysseus'un bir sonraki durağı, Kirke'nin adası Aiaia olacaktır.



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! https://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi

Yorum Yaz


Yazdığınız yorumların genel ahlak kurallarına uygun olmasına özen gösteriniz. Ayrıca yazdığınız yorumlarda isminiz e postanız eksik yanlış olmamalıdır aski halde yorumlarınız onaylanmaz dikkate alınmaz cevap verilmez.

Mitoloji